ACZMENDİ HAKKINDA MERAK-ÂMİZ DÖRT SUAL

  En ziyade merak edilen dört suale verilen dört cevaptır.

SUAL:
1- Nurcular, Risale-i Nur'da Aczmendi tarzı bir tatbikatın olmadığını ve Müslümanlara da bir fayda sağlamadığını söylüyorlar. Bu konuda aksini isbatlayacak kanıtlar sunabilir misiniz?
2- Müslim Efendiyi sevmekle birlikte çevremde kendisinden bahsettiğim zaman, o malum olayı hatırlatanlara verecek bir cevap bulamıyorum.. Siz bu yöndeki suallere nasıl bir yanıt veriyorsunuz..
3- Bir kısım insanlar; "Aczmendiler olmasaydı 28 Şubat'ın gercekleşmeyeceğini, Müslümanların mağdur olmayacağını" söylüyorlar. Ben bu derece katı olmamakla beraber Aczmendilerin fevri davrandığını düşünüyorum. Bu konudaki fikriniz nedir?
4- Aczmendilik neden tercih edilmelidir. Klasik nur talebesi olmak kişiye yetmez mi?

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM,
Suallerinizin tam karşılığı bir cevap için kitap ebatını bulacak bir tafsilata ihtiyaç varken, sadece arife işaret nevinden mukabelede bulunacağız. Mazur görünüz lütfen.

Madem bizden meselemizin isbatını istiyorsunuz, o halde isbat metodlarına dair kısa bir mukaddimeye ihtiyaç var.

Malum olduğu üzere bir şeyin isbatı için iki temel metod vardır; Tüme Varım, Tümden Gelim.

Tüme varım, enfüsidir...
Bir daney-i hakikatten, hakikat-i aleme nazar eder. Atom'un çekirdeğinde, seyyarelerin, evrenin işleyişini seyreder.
Başını öne eğer, ene'ye biner, hüveye uruç eder...Bizzat kendi nefsinde, Rabbini keşfeder...

Tümden gelim ise afakidir.
Aleme nazar eder, kainatı inceler...
Başını nefsinden kaldırıp, hilkat-ı alemdeki hikmetlere dalar, alemde Rabbini arar.

Bu iki metoddan en selametlisi "tüme varım" yani "enfüsi seyir" olduğu halde, günümüzde fen ve felsefenin açtığı yaralarla, evham ve şüpehata düşmüş, hakkı batıldan tefrik etmekte, güven, itimat ve teslimiyette naçar kalmış biz ahirzaman evlatları için, tümden gelim, yani afaka nazar etmek, yani her konuyu neticeleri üzerinden değerlendirmek daha ziyade tercih edilir olmuştur.

Bu hikmete binaendir ki, Risale-i Nurlar dahi  afaki alemi tefsir etmiş. Arz ve kainat simasında tevhidi ispatlar, bir usul takip etmiştir.

Tabi bunu demek; "Risale-i Nur'da enfüsi usul ve terbiyeye dair dersler yoktur" demek değildir. Zira, ehlince malumdur ki, Risale-i Nur'un enfüsi dersleri, afaki ders ve ispatlarından çok daha kavi, çok daha tesirli ve çok daha keskin ve selametlidir. Lakin işin bu tarafı -şimdilik- hususi kaldığından, biz umuma bakan "afaki" tarafını esas alıp, Aczmendi'liği sair Nurcu hizmetlerle mukayese etmeye çalışacağız.

Bu münasebetle Aczmendi'liği mebdei üzerinden değil (ki bu konuda "Risale-i Nur'da Usul ve Program" isimli bir eserimiz var. İhtiyaç halinde oraya müracaat edebilirsiniz) netice ve mahsülleri üzerinden değerlendirmekle; HİZMETİMİZİN İMAN'A VE KUR'AN'A NE DERECE HİZMET ETTİĞİNİ arz etmeye çalışacağız inşallah.

Şimdi müsaadenizle bir kaç sual tahtında, İman ve  Küfür mücadelesi namına Aczmendi anlayışı ile malum nurculuğu mukayese edelim.

1) İman cephesi (şeriat) bahse konu olduğunda ilk akla gelen kimlerdir?
2) Mehdiyet hareketi aleyhinde faaliyet yürüten Süfyaniyet komiteleri, kimi hedef tahtasına koymuştur? Kimi parlatmıştır?
3) Vatan, millet ve vatan sever bir hükümet bahse konu olduğunda, kimler samimi duruş göstermiş, ihanet etmemiştir?
4) Habil Kabil'den günümüze, değişmez bir sırr-ı imtihan olan; iman küfür mücadelesinde asrın Firavunu'na karşı kimler kıyam etmiş, bedel ödemiş ve muvaffakiyet elde etmiştir?
5) 1400 yıllık İslam kütüphanesine ve ehl-i sünnet alimlerine kimler hürmet ve muhabbet göstermiştir?
6) En temel bir kaidemiz olan; "Mü'minler kardeştir" düsturu itibariyle, kimler Müslüman kardeşine cephe almamıştır?
7) Hangi tarz hizmet müntesipleri İslam'ı, ahireti ve Bediüzzaman'ı (ra) size hatırlatıyor?
8) "Zalime karşı hakkı haykırmak" noktasında kimler duruş göstermiştir?
9) Farzlar, vacipler, sünnetler ve evratlar konusunda kimler daha ciddiyet sahibidir?
10) Dünya'nın fani, zail, çürük, devamsız yüzünden kimler daha ziyade yüz çevirmiştir?
11) Hangi hizmet faaliyeti, insanların hususan Müslümanların nefsine zulmetmiştir ? (Kastedilen "nefse zulüm" Kur'an'ın tanımladığı zulümdür.)

Evet, bu ve bu minvaldeki suallerin cevapları, isabetli bir kanaate varmak için kafi olmakla beraber, tarafınızca ortaya konulabilecek sualler üzerinden de ilerleyebiliriz.
Tek şartla !!!
Sualleriniz "ahiret saadetini esas alacak" tarzda olmalı; Dünyalık endişesinin, zahmetsiz, külfetsiz, bedelsiz mücadele hevesinin, iman hizmeti cihetiyle bir kıymet-i harbiyesinin bulunmadığı unutulmamalıdır.
.....................
İkinci sualinizde bahsettiğiniz Kadıköy hadisesine gelince...
"Kadıköy Hadisesinde bizim açımızdan ayıpsanacak, mahçup olacak bir durum söz konusu değildir.  Zira biz Müslümanlar şer'i nikahın şartlarını yerine getirenleri, edep ve terbiye dairesinde biliriz.
Laik Kemalistlere gelince; onlar da 18 yaşından gün almış her ferdin beraberliğini yasal ve meşru görürler.
O halde bu konuda bizi ayıplayanlara sormak lazım; Acaba kendileri hangi dindendir, hangi inanç ve görüştendir ki bu konuda bizleri ayıplı görüyorlar ?
.....................
Üçüncü sualinizde bir kısım insanların "Aczmendiler olmasaydı 28 Şubat'ın gerçekleşmeyeceğini" söylediğini ve o dönemde fevri davranıp, davranmadığımızı soruyorsunuz.
Evvela "Aczmendiler olmasaydı 28 Şubat gerçekleşmezdi" tarzında bir tesbiti eleştiri değil, iltifat olarak kabul ederiz. Bu görüşü eleştirisel bir tarzda bizlere yöneltenlere de şunu tavsiye ederiz;

28 Şubat'ı sebep-sonuç ilişkisi bakımından yeniden inceleyin... Sürecin nihayetinde Müslümanların elde ettiği maddi ve manevi kazanımı, tekrar bir gözden geçirin. Ve "28 Şubat'ın Müslümanlar açısından az bir bedelle elde edilmiş büyük bir muvaffakiyet olduğunu" artık bir fark edin lütfen.

Fevriliğe gelince...
Neye ve kime göre fevriydik?
Neye ve kime göre düşüncesizdik?
Biz inanç mücadelemizi verdik.
"Müslüman beldesinde 'kahrolsun şeriat' diyemezsiniz", "Tekke ve zaviyemizi kapatamazsınız", "Seyahat hürriyetimizi engelleyemezsiniz" dedik.
"Nikahımızı İslami usullerle yapacağımızı" "Mirasımızı şer'i ölçülerle böleceğimizi" "Süfyaniyet'e biat etmeyeceğimizi", "Kur'an hurufunu istimale devam edeceğimizi" belirttik.
Bedeller ödedik...
Ve büyük nisbette haklarımızı elde ettiğimiz gibi, bugün bir çok Müslüman da bu kazanımlardan istifade ediyor.

Tüm bunları yaparken kimden müsaade almamız gerekirdi?
Kusura bakmayın ama "fevri (düşüncesiz) davranan" bizler değil, o dönemde bu tarz mücadeleden uzak duran; tatlı su Müslümanları, her dönemin adamları, Pensilvanya hayranlarıdır.
.....................
Gelelim son sualinize; "Aczmendi'lik neden tercih edilmeli, "Klasik Nurculuk" kafi değil mi?" demişsiniz.
İşin aslına bakarsanız dert ve dava, Aczmendi'lik veya sizin tabirinizle "Klasik Nurculuk" değildir.
Dert ve dava; Farz, Vacip ve Sünnet hassasiyeti gösteren bir kulluk bilincidir.
Bütün mezhepler, meslekler, cemaatler, tarikatler böylesi bir Müslümanlığı netice verebilmek içindir.
Vehasıl, o yada bu olmak mecburiyetiniz yok. Hakiki kulluk bilincini sizde inkişaf ettirecek olan her neyse, ona teveccüh ediniz.

Rabbim, kamet, kıymet ve amelimize göre değil, rahmet ve merhameti üzere muamele buyursun (amin)

Fiemanillah...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aczimendi
Aczimendi - 2 hafta Önce

Allah razı olsun yüreğinize sağlık gayet istifadeli bir makale olmuş..

İlker inanlı
İlker inanlı - 2 hafta Önce

Yorumlarınızla bizi bahtiyar ediyorsunuz üstadım. BarekAllah

Ubeyd
Ubeyd - 2 hafta Önce

Allah razı olsun. Davamızi neticeye ulaştırsın.amin.

Şeref kazıcı
Şeref kazıcı - 2 hafta Önce

Allah razı olsun metin efendi aynen öyledir

Mehmet  Murat
Mehmet Murat - 2 hafta Önce

ALLAH C.C EBEDEN RAZI OLSUN AMİN AMİN AMİN