ACZMENDİLER NEYİN GÖSTERİŞİNDELER ?

DSİ Bölge Müdürlüğünde makam şoförlüğü yapan Sedat isminde bir arkadaşım vardı. Birgün akşam namazı gibi beni aradı.

"Bir misafirim var, Müslim Efendi ile tanışmak istiyor." dedi.

"Müslim Efendi Elaziz'de değil." Dedim. "Tamam" dedi, telefonu kapattı.

Arası fazla sürmedi tekrar aradı.

"Abi müsaitsen senin yanına gelsek, bize bir çay ikram etsen olur mu?" dedi.

"Elbetteki, buyrun lütfen..." dedim.

Bir müddet sonra kapı zili çaldı, açtım.

Bolca çay demlemiştim. Çayın başına geçip oturduk. Misafirimiz, DSİ Bölge Müdürü'nün avukatlığını yapmak için İstanbul'dan gelmiş. Duruşması bir gün sonrasına tehir olununca, Elaziz'i gezdirmesi ve rehberlik etmesi için makam aracı ve şoför avukata tahsis edilmiş.

Öylesine gezip, eğlence peşinde koşacak bir yapısı bulunmadığından; "Sedat Bey, gezip tozmaya hacet yok. Elaziz, Aczmendiler'in merkezi. Beni Aczmendi Dergâhına götür. Müslim Efendi ile tanışmak istiyorum." Demiş. Ve onun bu arzusu, bir demlik çayın başında bizleri bir araya gelmişti.

Kısa bir hasbihalden sonra gelen ilk suali, Nurcu camia hakkındaki tecrübesine dair mühim işaretler veriyordu. Sual şu minvaldeydi;

"Siz Aczmendiler Nurcu olduğunuzu iddia ettiğiniz halde, neden bütün nurcu camianın yürüttüğü hizmet metodundan farklı bir tarz içerisine girdiniz? Diğerlerinin Risale-i Nur'da görmediği sadece sizin gördüğünüz ne var ki bu derece farklı yeni bir tarz ortaya çıktı ?"

"İrşad hakikati", "Mehdi telakkisi" ve "Risale-i Nur'un üç kademeli hizmeti" gibi hususlarda mevcut Nurcu anlayıştan farklı düşündüğümüzü belirtip, bir miktar tafsilata girdim...

Çok dikkatli dinliyordu. Suya hasret çöl kumları misal; sözlerim kulaklarına değdiği andan itibaren adeta buharlaşıp bütün vücuduna yayılır bir iştiyak ve muhatabiyet gösteriyordu.

Konuşmam nihayete erince ikinci bir suale ihtiyaç kalmayacak tarzda meseleyi çözmüş, tefekkür dünyasını çöle çeviren ve hayat serüvenini farklı mecralara sürükleyen hazin süreçe dair delillere ulaşmıştı. Derin bir iç çekip, anlatmaya başladı.

Onlarca yıl nurcu dershanelerde vakıflık hayatı olduğunu bu konuşması sırasında öğrendim.

Konuşmasında hiç unutamadığım ve el'an da birçoklarının çıkmazı olan iki husus öne çıkıyordu.

Birincisi: Kıyafet ve hizmet tarzıyla ilgiliydi. Bu konuda şunları söyledi.

"Hocam, bizler gençlik yıllarında Risale-i Nur tedrisinde bulunuyor, iman hakikatlerini en evvel kendimiz tefeyyüz etmekle beraber, etraf çevremize neşrediyorduk. Bir ara abilerimiz tarafından iki hususta tedbir almamız telkin edildi.

Birincisi; Rislale-i Nurlar'ı daha geniş kesimlere anlatmak için tebdil-i kıyafet yapacaktık. Takım elbise ve kravat giyinecektik.

İkincisi; Ders yaptığımız odaya bir divan (şimdiki kanepe cinsi bir oturak) koyacak ve zaptiyeler baskın vereceği bilgisi geldiği anda divana çıkıp oturacaktık ki, bulunduğumuz yer mescit hükmünde düşünülmesin, dini ders işliyor gibi bir vaziyet hissedilmesin.

Hocam o kravatı ve o divanı unutma...!" dedi ve konuşmasının ilk bölümünü nihayete erdirip, ikinci kısma geçti.

"Risale-i Nur'un neşri hususundaki hizmetimiz devam ederken, abilerimizin gayet samimane ve yerinde gördüğümüz bu tavsiyelerini emir telakki ettik. Ve hiç tereddütsüz tatbik ettik. Yıllar yılları kovaladı. Hamdolsun hayalimizde olan manzara büyük nispette tamamlandı. Sadece Anadolu'nun en ücra köşelerine değil, onlarca yabancı ülkeye Risale-i Nurlar vasıtasıyla iman hakikatleri ulaştı.

Lakin bu güzel manzara ve muvaffakiyet, Risale-i Nurlar'ın yeni muhatapları açısından gayet büyük bir lütuf ve inayetken, bizler için sonun başlangıcıydı adeta. Zira gayr-ı hayalimize ulaştığımız nispette gün be gün heyecanımız zayıflamış, hizmet şevkimiz atalete uğramış, yeknesak bir vaziyet içerisinde, ülfet perdesi bütün bütün üzerimizi kaplamıştı.

Yapacak yeni bir şey kalmayınca benim gibi müteheyyiç, yerinde duramayan, arayış içerisindeki birçok arkadaş hizmetten koptu ve birbirinden çok farklı felsefi akımlar içerisinde kayboldu.

Sadece bu da değil... Geçici bir müddet için kullandığımız o kravat ve divan vardı ya... İşte ne o kravatı bedenimizden ve ne de o divanı dershanemizden bir daha çıkaramadık.

Yani sadece hayallerimizi tüketmemiştik. Mefkuremizi de kaybetmiştik.

Velhasıl-ı kelam; Risale-i Nurla şekillenen bir kişilik ve portreye hiçbir zaman erişemedik.

Hâlbuki ki siz, Risale-i Nur hizmetini üç merhaleli bir program olarak yorumlamış, tatbik ve icrasına girişmişsiniz. Ve belki de en önemlisi, kendinize rol model olarak Bediüzzaman'ı seçmişsiniz.

Sizin gaye-i hayalleriniz çok yüksek. Belki de ömrünüzün elvermeyeceği kadar yüksek hedeflere kilitlenmişsiniz. Kendine bu tarzda hedef tayin eden birinin hizmeti bitmez, şevki hiç tükenmez." dedi.

(Hakikaten arifin de arifi biriydi. Birkaç işaret, tüm manzarayı görmesine kafi gelmişti. Türkiye'nin meşhur avukatlarından biri olması hiçte tesadüf değildi.)

"Ofisim, İstanbul İstiklal Caddesinde. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın" dedi ve vedalaştık.

15-16 yıl öncesine ait bu hatıra, birkaç gün önce Müslim Efendi'nin canlı ders yayınında gelen bir sual vesilesiyle tekrar canlandı. Gelen sual, şu minvaldeydi:

"Neden mevcut nurcu anlayıştan farklı, tekellüflü, gösterişe yönelik bir hizmet tarzı icra ediyorsunuz?"

Bu suali soran arkadaş, muhtemelen genç bir kardeşimiz ki, avukat abimizin şahit olduğu ve birçoklarının da malumu bir meseleden (neşriyat dairesinin genişlemesi için bir süreliğine tevessül edilen tekellüflü vaziyetten) bihaberdi.

Ne acıdır ki, o gün "maslahata binaen ve geçici bir zaman kaydıyla" başlatılan bu süreç, bugün nurcu camiada kanunlaştı. Aksine hareket edenler, mesleki tekfir ile karşılaştı.

Öyle ki, bugün geldiğimiz noktada Aczmendiler'den başka Süfyan'ın gardrobundan giyinmeyen, evini, dersanesini onun sefahatiyle süslemeyen çok az nurcu kaldı. Ve çok daha acısı; anlat anlat bitmeyen, bir türlü yaşama intikal etmeyen, şeriate eğrelti, demokrasiyi metheden bir hizmet tarzı aldı başını gidiyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
ilker inanlı
ilker inanlı - 2 ay Önce

Hazer et dikkatle baş bir dane de bir kelime de boğulma...
Evet tebliğ altında taviz vererek münker kiyafeti giyenler alışkanlık gibi illeti düşünmediler şimdi işin içinden çıkamıyorlar.

Sedat barut
Sedat barut - 2 ay Önce

Sayın abeyim yıllar öncesi hariratimizi canlsdirmisin kalemine sağlık. Yüreğin dert görmesin. Bı solukta okudum. Allah razı olsun

Yahya
Yahya - 2 ay Önce

Allah razı olsun.

Ubeyd
Ubeyd - 2 ay Önce

Allah sizden razı olsun. iyileri muhafaza edip muzaffer eylesin.

Tamer acımaz
Tamer acımaz - 2 ay Önce

Allah razı olsun

mehmed
mehmed - 2 ay Önce

Allah razı olsun.

kahya
kahya - 2 ay Önce

rabbim inşAllah onlarin icinde samimi ihlaslı olanları ayiktirir.

Yusuf Gündogdu
Yusuf Gündogdu - 1 ay Önce

Allah razı olsun