BALIĞIN KARNI DENİZALTI!..


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Bakıyorum da depremlerle sarsılıyorken, kuraklık neticesi kıtlık hemen sırasını bekleyen bir bela gibi bizlere bakıp duruyorken, yakamızı kolay kolay bırakacağı umulmayan salgın hastalık ve benzeri gibi daha başka maddi-manevi birçok musibetlere giriftar olan şu isyan ve tuğyan asrının bazı şaşkınları hâlâ türlü türlü laubaililiklere tam gaz devam ediyorlar!..

Ayeti,  hadisi gayet rahatlıkla hafife alıyor, inkar ediyor, tenkid ediyor kuş beyinli adamlar.. akıllarına yatmıyormuş.. dar zihinleri almıyormuş.. nasıl olabilirmiş.. biyolojik gerçeklerle bağdaştıramıyorlarmış.. mümkün değilmiş!..

Bir insanı balık yuttuktan sonra götürüp sahile bırakır mı.. bu olacak şey mi!? Evet olmuş ve olacak şey. Çünkü hadsiz kudret sahibi, ilmi herşeyi kuşatan, herşeyin dizgini elinde olan bir azametli failin fiili olarak düşünüldüğünde hiç de zorluğu yoktur.. Hem de ibret olsun diye bu ve benzer hadiseleri bir sebep tahtında şu münkir asrın yüzüne dahi nadiren de olsa çarpmıştır!..

Bazı son devir muhterem müfessirlerimiz; "yaklaşık bir asra yakın geçmişte İngiltere'de balina avına çıkan bir grup balıkçı, karşılaştıkları büyük bir balinayla mücadele ederken onlardan birinin dengesi­ni kaybedip denize düşmesiyle balinanın onu yutması bir olmuş. Epeyce bir takip ve mücadele sonunda balinayı öldürerek tekneye alabilmişler ve ilk iş olarak karnını yarmışlar ve arkadaşlarının hâlâ yaşamakta olduğunu hayretle görmüşler." diye kitaplarına bu acib hadiseyi kaydetmişler.

Bediüzzaman hazretleri Kur'an-ı Azimüşşanda geçen Hz. Yunus (A.S.)'ın bu mucizesi münasebetiyle Birinci Lem'a da gayet güzel, hikmetli, ibretli bir tevhid dersini harika bir üslupla beyan ediyor:

Hazret-i Yunus İbn-i Metta Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm'ın münacatı, en azîm bir münacattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır. Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın kıssa-i meşhuresinin hülâsası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyette لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ münacatı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur.

Şu münacatın sırr-ı azîmi şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti (sebepler tamamen te'sirsiz hale geldi). Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde "gece, deniz ve hut (balık)" ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı. Demek esbabın tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce' (kurtarıcı) olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahr (denizaltı) gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac (dalgalar) dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer'i bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdid ve tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti.

İşte Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın birinci vaziyetinden yüz derece daha müdhiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde (dalgasında) binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hutundan bin derece daha muzırdır. Çünki onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.

Madem hakikî vaziyetimiz budur; biz de Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan Rabbimize iltica edip لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeliyiz ve aynelyakîn anlamalıyız ki: gaflet ve dalaletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefsin zararlarını def'edecek yalnız o Zât olabilir ki; istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir."

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aczimendi
Aczimendi - 1 hafta Önce

Allah razı olsun inşaAllah. Ders alınacak bir yazı nasibi olan alır olmayan mahrum kalır.

Nurcu musab
Nurcu musab - 2 hafta Önce

Efendim, Allah razı olsun, tam ihtiyacım var dı böyle yazıya

Abdurrahim Çağan
Abdurrahim Çağan - 6 gün Önce

لا اله الاانت سبحنك انىكنت من الظالمين