BİR TERBİYE İRONİSİ

"Büyükler ne güzel insanlar...
Büyüklenenler ne de çirkin dururlar..!"

Bir düstur var, bilirsiniz; 
"Eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır." derler.
Sizce de öyle mi?
Yani asıl problem; "onları bilmemekte mi?" 
Daha açık söylemek gerekirse "onları bilmek, bütün problemleri çözecek mi?"

Keşke öyle olsaydı...
"Keşke onları bilmemek sebebiyle düştüğümüz sû-i zan çukurunda kalsaydık da, onları biliyor sandığımız minareler tepesine çıkmasaydık."

Öyle ya...
Herşey mahiyet itibariyle ilme bağlı değil mi?
Evet...
Peki, onların sahip olduğundan daha çok malumat elimizin altında değil mi?
Evet...
Kelam, Beleğat, Mantık, Siyer, Tefsir...vesairden tut, fen ve felsefenin en ince meselelerine kadar isteyipte ulaşamadığımız kaynak var mı?
Hani yemin etsek; "Geçmiş asırlarda tedris olunan eserlerin yekünü kütüphanemizin içerisinde bir incir çekirdeği kadar yer tutmaz." desek, başımız ağrır mı?
Ağrımaz...

Sadece bu mu? 
Bu devede bir kulak...
"Trilyolarca malumat içerisinden, anında ihtiyacımız olanı bulup ona yaslanmak, rüchaniyetimizi isbatlamak, muhatabımızı yargılamak ve en nihayet her müzakereden muzaffer bir eda ile ayrılmak" hangi asırda bu kadar kolay ve ucuz olmuştur ?

Anlayacağınız, ilim ve hüküm cepte... O tamam...

Geriye kaldı mevzi almak, makam ve mansıp sahibi olmak...
Öyle ya "büyükleri anlayıp, onlara sû-i zan etmek belasına düşmemek için" onlardaki ilme sahip olmak kiyafet etmiyor, hadiseleri onların durduğu yerden okumak da gerekiyor.

O da kolay...
İntisapsız olanımız var mı?
Yok...
Kimimiz İmam-ı Azam ve Bediüzzaman misal doğrudan Kur'an'dan tefeyyüz ediyoruz...
Kimimiz kendimize bir mürşit uyduruyoruz...
Kimimiz "Ben üveysiyim" (yani geçmiş asırlarda yaşamış bir zattan tefeyyüz ediyorum) diyoruz...
Kimimiz "Ben şahs-ı maneviden başkasını tanımam. Onu tanımayanı da tanımam" diyoruz.
Anlayacağın, her çeşit yolun müntesibi de, makam, mevki sahibi de var asrımızda...

Gelelim neticeye...
Ne demiştik; ilim cepte... 
Makam, mevki, mansıp, intisap ve biat da var beraberimizde...
O halde "Eslaf-ı izâm'ı anlamaktan daha kolay ne var ki alemde... !?" 
Hani (onlara nisbetle) illaki amel noktasından bir miktar noksanımız çıkar çıkmasına da, ahir zaman gibi bir bonusu da yabana atacak halimiz yok.

Bak gördün mü...? Değil onlara "sû-i zan etmek" bilakis, onları methetmekten gelen punaları da hanemize yazdığımızda, yaşadığımız asrın "Eslam-ı izâmı" olmamak içten bile değil.

O halde lütfen, rica ediyorum; "Hikmetini bilmediğiniz bazı hareketlerimiz sebebiyle, bize sû-i zan etmeyi bırakın artık." :)

YORUM EKLE
YORUMLAR
MALCOLMX
MALCOLMX - 2 hafta Önce

Aziz olunuz..
Makalenizi okumadan evvel Mevlana Küçük Hüseyin Efendinin hayatını okuyordum..
Üstad ile çağdaş..
Ama muridanı acip insanlar.
Fevzi Çakmak
Münir Ertegün
Alparslan Türkeş'in hakiki isim babası. Feyzullah Hüseyin Türkeş..
ENTERASAN bir zat..
Ne kadar Sebatay varsa müridi..
Kabrini her cuma ziyaret eden Üzeyir Tarih de orda öldürülüyor..
Sonra sizin ironik terbiye yazınızı okudum..
Cevap oldu..
Allah razı olsun kardeşim