ÇARESİZ DEĞİLİZ!

Çok vâsi ve ehemmiyetli bir mesele olan İslam ahlâkında ki hissemizi tahlil etme cihetiyle, kendi ahlâklamızı Sünnet ve Kur'an perspektifinden değerlendirelim mi?

Dehşetli bir tahribe maruz kalan ahlâkımızı tekrar imar etmekliğimizin, dünyevî ve uhrevî saadetimiz noktasından ne kadar mühim olduğunu bilmek esas alınması gereken bir husustur sanıyorum..

Dinî otoritenin zayıfladığı, manevi değerlerin bir köşeye itildiği, güzel ahlâkın şiddetli sarsıntı geçirdiği, faziletin unutulduğu ve materyalizme kapı açıldığı bir devirde İSLAM AHLÂKINA ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu anlatmaya bilmem lüzum var mı? 

Beşer ruhuyla en çok meşgul bulunan, insanın iç varlığını ele alıp en kâmil mânâda teşekkül ettiren, ferdin vicdanına ve dimağına en müessir tarzda hitap eden İSLÂM, yakın gelecekte dünya milletlerinden bir kısmının, belki kısm-ı âzamının tek kurtuluş çaresi olacak ve böylece beşer kendisini tatmin edecek manevî dayanağı, dinî otoriteyi en makûl biçimde temin etmiş bulunacaktır inşaallah..

Bir kaç asırdır yeryüzünde geleneksel disiplinin yok edildiği, milli ve ahlâkî değerlerin eğitim dışı bırakıldığı görülmektedir. Bu felakete uğrayan bir memlekette elbetteki maddecilik hükümran olur. Maddeciliğin hükümran olduğu yerlerde ise beşer ruhu ve vicdanı silik hale gelir.

Medeniyet adına sınırsız ve ölçüsüz bir hürriyete tapmanın ve körükörüne bunun havariliğini yapmanın insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğunu ve ahlâksızlık denilen umumi belayı körükleyip geliştirdiğini hâli hazırda ki hadiseler hergün bize biraz daha göstermektedir. Bu nedenledir ki, günümüzde artık ne ferdin içinde, ne aile yuvasında, ne de cemiyet bünyesinde huzur diye bir şey kalmamış, sosyal bağların milletlere renk ve mana veren kısımları kopmuştur..

Atalarımızın asırlarca içtimaî ve manevî huzur içinde yaşatan, aralarında dayanışma, sevgi, saygı ve hayırhahlık gibi mukaddes havayı devam ettiren, din kardeşliği adı altında onları birleştirip bağdaştıran, millî tarih ismi adı altında onlara kahramanlık ve vatanseverlik duygusunu veren zırh, yıkıcı, bozucu maddeci ellerle çözülmüş, fert ve cemiyetin gözünde ve kafasında bir zamanların muhteşem sarayını kuran DİN ve AHLÂK tahribe uğramıştır..

O kadar ki, maddeye tapma ve sınırsız hürriyetin peşinden koşma, manevî hiç bir kayıt tanımama, nifak tohumlarını en usta şekilde vicdanlara ekmiş, gönüllerde en üstün sevgi ve saygı hissini uyandıran DİN sökülüp atılmış, ahlâk ve fazilet kavramları kitap sayfalarında kalmıştır. İlim ve felsefe yüksek ahlâk ve faziletle paralel yürütülmeyince ahlâkî disiplin kökünden yıkılmıştır. Moda, konfor, süfli çıkar ve şehevi arzular fazilete tercih edilmiş  ve bunun tabiî neticesi olarak fert ve cemiyet olanca gayretini, hamiyetini, himmetini ve hedefini sadece ve sadece dünyevî nimetleri elde etmeğe ve bununla gününü gün etmeye yönelmiştir..

Böylece bir çok milletlerin bünyesinde insanın var oluş gayesi ALLAH ve hedefi uhrevî saadet değil menfaat ve para olarak belirlenmiş; ekonomik güç hiçbir denge tanımadan hedefine doğru ilerlemiştir..

Bunun tabiî sonucu olarak da hizipleşmeler, bölünmeler, sürtüşme ve itişmeler meydana geldi. Din kardeşliği, ümmet olmanın millî duyguya renk ve mâna veren kudsî bağları çözüldü. Beşer bu zehirleyici havanın vermiş olduğu uyuşukluk içinde bir nevi sarhoş oldular, şımarıklık had safhaya geldi ve işte o zaman bazı sapıklar İSLAM'A ve KUR'AN'A dil uzatmaya ve bunları çağ dışı ilân etmeye başladılar. 

O kadar ki, DİN maddecilerin hücumuna uğradı. DİN, ilerlemeye, teknik alanda mesafe kat'etmeye engel kabul edildi ve artık İSLAM âleminde de konfor, lüks hayat, sinema, tiyatro, sosyal medya, televizyon, moda ve gayr-i ahlâkî neşriyatla toplumun dinî ve ahlâkî duyguları hergün biraz daha zedelendi hâlâ dehşetli bir şekilde zedelenmeye devam ediyor..

Bütün bunlarla beraber, DİN ve AHLÂK tamamen yok edilemedi. Beşer ruhu ister istemez bu meş'um düzene karşı isyan etti. Çünkü insan fıtratı ezelden İSLÂM üzere programlanmış ve yaratılmıştır. Onu söküp atmak ya da tamamen yok etmek hiç bir devirde mümkün olmamıştır. İrade-i İlâhi ve O'nun bu husustaki kanunu bu iki gücü (din ve ahlâk) ebediyyen var kılmaya yöneldiği için, ilimin fizik sahasında ve cansız eşya üzerinde üstünlüğünü kurmasına, yeni icadlarıyla insana maddi refah va'detmesine ve vâdide bir nice nimetler hazırlanmasına rağmen, insan ruhunda ki kutsal duyguları, dinî inançları tamamen söküp atamadı..

Peki çözüm ve kurtuluş çaresi ne?

Elbette ki arayan Mevlasını bulur  mucibince; Sınırsız hürriyet isteyenler, dinî ve ahlâkî hiç bir kayıt tanımayanlar, kudsî değerleri ve bağları aşıp kendilerini gayesiz ve hedefsiz bir hayat boşluğuna mahkûm ettiler.

Allah'ı arayanlar ise O'nu bulup tazelendiler saadete erdiler. Faziletin mücadelesini yapanlar bu şerefe nail oldular. 

Daha evvel ki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, " SÜNNET OLMADAN ÜMMET OLUNMAZ" yeniden ayağa kalkıp bu değerlere sahip çıkmazsak selamet sahilini rüyamızda dahi göremeyeceğiz. 

Hûlasa yegâne kurtuluş çaresi İSLÂM ve KUR'AN  istikametinde rıza-i ilahiyeye medar bir hayata talip olup o istikamette yaşamaya çalışmaktır.

Bil-vesile Ramazan-ı Şerifinizi bütün ruh-u canımla tebrik eder, kudisiyeti hürmetine âlem-i İslam'ın selametine vesile olmasını niyaz ederim. Bâkî ve esen kalın..

YORUM EKLE
YORUMLAR
EBUZER EYYUBÎ
EBUZER EYYUBÎ - 1 ay Önce

HAYIRLI OLSUN