CEZAEVİNDE İKRAM-I İLAHİ

      Cezaevinde yaşadığımız ikram-ı İlahi nevinden hadiseleri yazacağım inşallah.Öncelikle ve kesinlikle ifade etmeliyim ki, bu yazdıklarımız keramet değildir.Zaten bu dairede keramet yoktur. Mesleğimiz  ihlası tahsil olması hasebiyle kerametin zararlı düşme ihtimali var. Bütün bu anlatacaklarım ikram-ı İlahidir.Yani umulmadık anda, ihtiyaca binaen, ihtiyarımız haricinde, iltimas-ı İlahi ile Allah’ın yardımıdır. Şükre medardır.İhzarı bir nev’i tahdis-i nimet olup, şükür manası vardır. İhtiyarımızın dahli olmadığı için; kibre, enaniyete, istihraca netice verecek bir kökü yoktur. Bu konuda ki tafsilli beyanları Risale-i Nur’a havale edip, ikram-ı ilahinin müşahhas numunelerini beyana başlayalım. İlk iki tanesi benim yaşadığım hadiselerdir.

      1

      Eskişehir’de cezaevinde B-Blokta hükümlü tüm Aczmendiler beraber kalıyorduk.Bir takım problemlerden idare ile aramızda sorunlar oldu.Bir sabah namazından sonra  büyük bir asker ve gardiyan sayısıyla koğuşa baskın yaptılar. Hepimizi havalandırma avlusunda topladılar. Direnmeden itaat etmemizi söylediler.Bizleri teker teker hücrelere yada ikişer üçer olarak muhtelif koğuşlara koymak istiyorlardı.Kısacası bizleri ayırıp gücümüzü kıracak ve Ankara’dan gelecek emirleri üzerimizde rahatlıkla tatbik edeceklerdi. Sorabilirsiniz: Ankara ne alaka? Siz sıradan bir mahkumsunuz, Ankara sizinle niye ilgilensin?

     Cevap: O zaman dilimini bilenler beni onaylayacaklardır. Aczmendiler, 28 şubat karanlık dönemi mimarlarının en büyük engelleyicisiydiler.Onun için Aczmendi ve Hacı Efendi ile ilgili uygulamalar bizzat Ankara merkezden gelen direktiflerle oluyordu.

    Neyse sadetimize geri dönelim.Bizler avluda ‘ askere karşı asla fiili müdahalede bulunmayacağız fakat gitmemek için de direneceğiz.’ Deyip zikire başladık.

     Üzerimize su sıktılar,asker müdahale etti.Zikir halkasından kopardıklarını alıp götürdüler.Bu hengamda sıra bana geldi.Askerler saçımdan.kollarımdan beni tutup önce beni halkadan kopardılar ve sonrada götürdüler. Geçtiğimiz koridorlarda kalkanlı,coplu askerler iki taraflı etten duvar örmüşlerdi.Ben içimden dedim:Bunların hepsi birer kere vursa bu koridorun sonuna sağ çıkamam.Fakat asker bir fiske bile vurmadı.Askerlerin bölgesinden çıktık ve gardiyanların bölgesine girdik.Askerler beni gardiyanlara devretti.Gardiyanlarda iki taraflı koridor oluşturmuşlardı.Fakat burada durum farklıydı.Herbir gardiyanın elinde;sopa, zincir, hen türlü darba müsait nesneler vardı.Benim önümden Malatyalı Abdurrahim gidiyordu.Her önünden geçtiği gardiyan elindekini bütün gücüyle ona vuruyordu. Kendi kendime dedim, herhalde bunlar bizi öldürecek.Abdurrahim kardeşe sopa, zincir, cop, kepçe vuran o insan müsveddesi gardiyanlar bana bir fiske bile vurmuyorlardı. Allah Allah! Çok şaşırmıştım.Bana niye vurmuyorlardı ki? Desemki olayın heyecanıyla hissetmemiş olsam, sonradan o vahşi darbların acısı mutlaka çıkardı.Fakat sonradanda çıkmadı.Bizleri sırayla getirdikleri hücrelere attılar. Abdurrahim benim hücrenin sağına; benden sonra gelen Maraşlı Selim ağabeyi de benim solumda ki hücreye koydular. İlerleyen zamanlar da mazgaldan birbirimizle konuşurken, ben Abdurrahim’e sordum: “Kardeş sana çok kötü vurdular, yaran, ağrıyan yerin var mı?” Abdurrahim: “ Yok, bana kimse vurmadı, gayet iyiyim.” Allah Allah! Ben mi yanlış gördüm dedim. Sonra Selim ağabey bana sordu: “ Erdal gelirken sana çok vurdular. Birşeyin var mı?”  Yok bir şeyim dedim.

     Anlamıştım. Bizlere vurulan o darbelere bu dairenin sahipleri kalkan olup, bizi korudular.

     Gözlerim dolarak şükredip; Aczmendi olduğuma şükredip; böyle bir davada en önemsiz neferlerden biri olan ben Erdal’a sahip çıkılmasına şükredip; şükrüme tekrar şükredip: secdeye kapanıp gözyaşlarıyla secdeyi ıslatmaktan başka ne yapılabilir ki?

       2

       Mahkumiyetimizin ikinci yılında Konya’ya sevkedildik.Bir kısmımızda Niğde’ye gitti. Konya Cezaevinde, çatı katından bozma büyük bir koğuşta hepimiz beraber kalıyorduk. Eskişehir’e göre durumumuz daha iyiydi. Nede olsa Mevlana şehrinde, Mevlana Hazretlerinin misafiriydik.Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Mevlana Hazretlerinin misafiri olduğumuz aynıyla hakikattır. Bunu cezaevnideki kardeşlerin hepsi bilir fakat anlatılmaz.

        Neyse ilerleyen günlerin birinde, akşamüzeri bana bir sıkıntı çöktü ki anlatamam. Öyle sıkıldığım neredeyse vaki değildir.Hiçbir sebep yok. Aşam namazı kılındı, yemeğe geçildi.Fakat ben kimseyle konuşamıyorum, hatta yemeği bile doğru dürüst yiyemedim. Bir sıkıntı benim iştahımı kesiyorsa şiddetlidir.

         Yatsı namazı kılındı, zikir başladı. Ben ve Yasin kardeş dönüşümlü ilahi söylüyor ve elbane çalıyorduk.Sıkıntıdan parmaklarım kasılıyor ve elbane çalarken zorlanıyordum. O an itibarıyla Yasin ilahi söylüyor ve ben de elbane çalarken bir ağırlık çöktü ve oturağa oturdum.

         Kafam önüme düştü, uyku mu desem, yakaza mı desem bilmiyorum, çünkü elbane çalmaya devam ediyordum. Bu halde iken gördüm ki; Peygamber Efendimiz (ASM) zikir meclisinin ortasında oturmuş bize bakıyordu. Yüzü hafif tebessüm halinde idi.Gür siyah sakalları arsından yanaklarının beyazlığı çok belliydi.Dudakları ve gözleri hafif gülümseme halinde baktı.Ben bittim, Ben eridim.O bakışlardan vücuduma, ruhuma, yani ben olan her bir yanıma tatlı tatlı kurşunlar boşalıyordu.Ben uçmaya hazırdım, Ben ölmeye hazırdım.Ben koşup ayaklarına kapanmaya hazırdım. Fakat ne çelişkidir ki; o ana kadar hafiflememe rağmen yerimden kıpırdayamıyordum.Tam bu esnada birisi; çok güzel, saraylarda benzeri bulunan kristal bardaklarda bizlerin şehadet kanlarını getirip Efendimize sundular.Birdenbire Yasin ilahi söylemeyi bırakıp salavat getirmeye başladı.Bilenler bilirler, Yasin’nin kendi ikrarıyla da sabittir; Yasin o ana kadar zikirde ilahiyi bırakıp salavat getirmemiştir.Sonra birden sıçrayarak kendime geldim.

         Bu anlattıklarım büyük filmin fragmanıdır.Bizim Kayserili Musab’ın yaşadıkları filmin esas kendisidir. Onuda diğer yazılarımda anlatacağım inşallah.

         ALLAH BİZE BULUNDUĞUMUZ DAVANIN AZAMETİNİ HİSSETTİRİP, DAHA FAZLA TUTUNMAK İÇİN ŞEVK VE GAYRET VE HİMMET İLE VAZİFEMİZE SARILMAYI NASİP EDE…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Metin
Metin - 1 yıl Önce

İkinci hatıranızı ilk kez duydum. Bizlere o güzel günleri yaşatan Rabbimize binler hamdolsun.

İlk hatıranızı şahsım adına teyit ve tasdik ederim. Zira, benim de çokça darbe aldığımı arkadaşlar söyledi. Fakat Allah şahit ki, hiç birini hissetmemiştim.

Aczimendi
Aczimendi - 1 yıl Önce

Amin amin amin

Zafer Bingöl
Zafer Bingöl - 1 yıl Önce

AMİN AMİN AMiN ..
SEN GECE CÜBBELİM ACZMENDİM
NE BAHTİYARSIN ACzMENDİM..

Kahya
Kahya - 1 yıl Önce

Evet bu dediklerine şahitlik ederim..
Aynnen bu kadar asker herbiri bir jop vursa Diye içimden geçirdim..
Ve hepsi istisnasiz joplari kaldiriyordu fakat kimse vurmadı vuramadi veyahut vurdurmadilar.
Ve ebuzer efendiyi ortaya alip etrafinda halka oldugumuzda sacimizi çekmişlerdi bizi koparmak için jopla sirtimiza vurmuşlardı lakin bunu sonradan hücreye gittigimizde yahu şu sirtimda sanki sinek isiriğı var bi bakarmisin dedim bi kardeş bakti biraz kizarti var sanki dedi o zaman aklima geldiki jopla arka arkaya vurduklari yer..hiç acı hissetmemişdim..
Ve askerler koluma girmiş başka bir kisima bizi götürürken gardiyanin biri sinsice arkdan bana vurmaya geliyordu sanki on kişi bana dedi arkana bak arkama baktim yumruğunu bana vuracaği sirada tatar ramazan gibi bir nara attım heyyyyttt diye o gardiyan öylemi bi kaçiyordu öylemi mi bi kaçiyordu..

Mustafa Bulutlu
Mustafa Bulutlu - 1 yıl Önce

Eskişehirde ki operasyonda Aynen Erdal kardeşimin söylediği gibi bende önümden giden kardeşimi kötü dövdüklerini gördüm. Operasyondan sonra o kardeşe birşeyin varmı diye sordum. Bana kimse dokunmadı dedi. Beni de dövdüklerini bir başka kardeş bana söyledi bende herhalde sen yanlış gördün dedim.

Bayram
Bayram - 1 yıl Önce

Rabbim bizlerede siz abilerimizin izinden gitmeyi nasip etsin

Seyfullah Amca
Seyfullah Amca - 1 yıl Önce

Allah sayinizi ve çilenizi makbul kılsın..

Omer Altun
Omer Altun - 1 yıl Önce

Amin Amin Amin