DÎVÂN-I HATT-I HÜMAYUN

   Devlet idaresi ile ilgili encümen, meclis. Dîvân kelimesi Farsça olup, Arapça'ya ve Türkçe’ye geçmiştir. Büyük meclis, yüksek kurul gibi mânâlar taşımakla birlikte, çok değişik mânâları da vardır.

   Mâliyede kuyudat defteri; idarecilikte devlet işlerinin idaresi ile ilgili encümen mânâlarına kullanılmıştır. Edebiyatta ise herhangi bir mevzu üzerinde yazılmış eser mânâsına gelmektedir. Divan-ü lügât’üt-Türk gibi. Daha dar olarak, dîvân şâirlerinin şiirlerinin toplandığı esere de dîvân denilmiş, dîvânlar mânâsına devâvîn de kullanılmıştır. Dîvân tâbiri bunlardan başka arşiv, hükümdarın oturduğu sedir, kanepe mânâsına kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nde birkaç köyden meydana gelen idarî birliğe de dîvân denilmiştir. Bu kelime, mahkeme mânâsına dîvân-ı harp, dîvân-ı âli gibi isim ve sıfat tamlamaları şeklinde de kullanılmıştır. Bir âmir huzurunda eller önde kavuşmuş olarak hürmet hâli de bu tâbirle ifâde edilmiş ve “Dîvân durmak” deyimi çıkmıştır. Dîvân kelimesi, eskiden yabancı tüccarların barındığı kervansaray ve bir nevî gümrük dâiresi olan büyük bir han mânâsında bilhassa Mağrip Arapçasında kullanılmıştır.

   Peygamber efendimiz (a.s.m) zamanında ve ilk halîfe Hazret-i Ebû Bekir (r.a) zamanında dîvânın gördüğü işin uygulaması yapılmıştır. Meselâ Peygamber efendimiz, hicretten sonra; “Bana müslüman olanları yazınız” buyurarak, ilk nüfûs sayımını yazıya, yâni deftere (ki bu da bir nevî dîvândır) geçirmeyi emr buyurmuşlardır. Yine Hayber’in fethi sırasında, Zeyd bin Sâbit’e müslümanların sayısını tesbit edip, bir deftere yazmasını emretmiştir. Ka’b bin Mâlik de (r. anh), Tebük seferi hazırlıklarından bahsederken; “Müslümanların künyelerini dîvân defteri almıyordu” şeklindeki ifâdesi ve yine Eshâb-ı kiramdan birisine zevcesi hacca gidelim deyince; “Ben orduya yazıldım” şeklindeki ifâdeler o zaman da dîvânın bulunduğuna delîl gösterilmektedrr. Diğer taraftan zekât gelirlerinin ve müellefe-i kulûb’dan bâzılarının alacakları hisselere dâir yazılı vesikaların, Peygamber efendimiz zamanında bulunduğu rivayet edilmiştir. Peygamber efendimizin Medîne-i münevvereye hicretinden sonra, ilk islâm devleti kurulmuş, müslümanların nüfûs sayımı yapılıp, yazılmış ve bilhassa orduya iştirak edenler tesbit edilmiştir, ilk anayasa yazılı olarak tesbit edilmiş, andlaşmalar yazılmış ve diğer devlet işlerinde yazılı vesika yaygınlaşmıştır. Bütün bunlar sonradan devlet işlerinin yürütülmesi için kurulan dîvânların bir benzeridir. Hazret-i Ebû Bekr devrinde de dîvân teşkilâtının uygulaması görülmektedir.

   Hazret-i Ömer’in kurduğu ilk dîvân, fey gelirlerinin taksimi için olmuştur. Bu dîvânın defterini 641 (H. 20) senesinde Medine’de Arapca olarak yazdırmıştır. Bunların yazılması vazifesini Arab nesebini iyi bildiğinden hazret-i Ali’nin kardeşi Akil bin Ebî Tâlib’e verdi. Mahreme bin Nevfel, Cübeyr bin Mut’im (radıyallahü anhüm) de bu işle vazifelendirildiler. Hazret-i Ömer bu kâtiplere, müslümanları derecelerine göre yazmalarını emretti. Onlar da Medine’de yaşayan müslümanları kabilelerine göre sıralamak suretiyle, Arabca olarak yazdılar. Dîvân defterleri. Peygamber efendimizin kabilesinden başlamak suretiyle yazıldı. Fakat atıyyeler şahıslara göre değişik mikdârda verildi. Bedr savaşma katılan muhacirlerden her birine senede beş bin; Peygamberimizin amcası hazret-i Abbâs’a yedi bin dirhem maaş bağlayıp, Peygamber efendimizin zevcelerine onar bindirhem bunlardan yalnız hazret-i Âişe validemize on iki bin dirhem verdi. Mekke’nin fethinden sonra müslüman olan her erkeğe iki bin dirhem verdi. Muhacir ve Ensârın genç erkek çocuklarına da senede ikişer bin dirhem maaş bağladı. Diğer müslümanlara da Kur’ân-ı kerîm okuyuşlarına, savaşmalarına ve mevkilerine göre atıyye verdi.

   Yemenli, Şamlı, Iraklı her müslüman erkeğe de iki bin, bin beş yüz, bin ve üç yüz dirhem şeklinde değişen hisseler verdi. Hiç bir müslümanı mağdur ve mahrum etmedi. Hazret-i Ömer, bu hususda; “Eğer fazla mal olsa, her erkek için dört bin dirhem hisse veririm. Bunun bin dirhemi atı için, bin dirhemi savaşlara geldiği için, bin dirhemi geride bıraktığı çocukları için ve bin dirhemi de silâhı içindir” buyurmuştur. Ayrıca hazret-i Ömer, küçük çocuğa yüz dirhem, oynamaya başlayan çocuğa iki yüz dirhem ve bulûğa eren çocuğa daha fazla hisse verdi. Daha sonra süt emen çocuklar için de hisse ayırdı. “Kadınlar, çocuklarını sütten çabuk kesmesinler diye süt emen çocuklara da hisse ayırdık” buyurdu. Hazîne me’mûrlarına emr edip, halka önce un, ekmek daha sonra da yemek dağıttırdı. Bir aylık bir denemeden sonra bir erkeğin her ay, 2 cenip (36. 864 kg.) yediği tesbit edildi. Bunun üzerine kadına, erkeğe ve köleye belli mikdârda ekmek ve yiyecek verildi.

   Hazret-i Ömer, mâliye ve vergi ile ilgili ilk dîvân uygulamasında fey gelirlerinin dağıtımında öncekilere göre şu üç hususta değişik uygulama yapmıştır: 1-Fey gelirinin senede bir defa dağıtılması. 2-Atıyye mikdârının sabit bir şekilde belirlenmesi. 3-Fey almaya müstehak olanların dîvân defterine yazılması.

   Hazret-i Ömer devrinde gelişip yaygınlaşan dîvân, Medîne dışındaki bâzı şehir ve bölgelerde de kuruldu, islâmfetihlerinin başlatıldığı ve devam edildiği iki ana bölge olan Suriye ile Irak ve daha sonra Amr bin As’ın fethettiği Mısır’da askerlere ve ailelerine ait dîvân defterleri tutuldu. Merkez dışındaki bu üç bölgede; Irak’da Sâsânîler, Mısır’da Bizanslılar tarafından İslâm fetihleri sırasında vergileri tesbit edip toplayan Dîvân-ül-haraçlar vardı ve dîvânlar Arapçadan başka dillerle de yazılıyordu. Emevîler zamanında ise tamamen Arapça tutuldu.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yılmaz
Yılmaz - 2 yıl Önce

İslâm medeniyetinin insanların idaresi ve iaşesi ve yazıyla kayıt altına alması o güne dek herhalde İlk defa olmuştur
Çok mühim bir makale
Allah razı olsun

güzelhan kebanlı
güzelhan kebanlı @Yılmaz - 2 yıl Önce

rica ederim. Allah sizlerden de razı olsun.

Fatih Tunç
Fatih Tunç - 2 yıl Önce

Bu milletin dimağından o kadar söktüler ki bu kültürü, bugün Divan nedir diye 100 kişiye sorsan 99'u oturulacak nesne diye tarif ederler. Divan otel, Divan restaurantlar, Divan pastaneleri.. hep bilinçaltında oturgaçlı yerler.

Seyfullah amca
Seyfullah amca - 2 yıl Önce

İnşAllah bir gün bu memleketin vakıflar idaresi senin uhdene verilir güzel adam..

Güzelhan Kebanlı
Güzelhan Kebanlı @Seyfullah amca - 2 yıl Önce

Allah razı olsun Seyfullah bey, teveccühü alileriniz. Cenabı Hak hizmetkar eyleye amin

Karî-i müteharrik
Karî-i müteharrik - 2 yıl Önce

... şu bilgiyi düzeltmek istiyorum naçizane.
..." Edebiyatta ise herhangi bir mevzu üzerinde yazılmış eser mânâsına gelmektedir. Divan-ü lügât’üt-Türk gibi. "
Kaşarlı Mahmud' un bu eseri sözlüktür.
Arapça - Türkçe sözlük
İçinde şiirler varsa bile divan özelliği taşımaz.
Edebiyatta divan şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları kitap anlamına gelir
Düzeltmek istedim

güzelhan Kebanlı
güzelhan Kebanlı @Karî-i müteharrik - 2 yıl Önce

Tashihiniz için teşekkür ederiz.