FASIKTAN AL HABERİ YA DA BİR FASIKIN ANATOMİSİ

Kendisi irşada muhtaç iken irşad etmek hevesiyle ortaya çıkanların nerdeyse istisnasız düştüğü bir varta vardır. Konuşurken önlerinde, yürürken arkalarında toplananların kalabalık oluşundan hoşlanmaları.

Kalabalık arttıkça işin başındaki pamuk ipliğine bağlı göstermelik ihlasları uçar gider. Sonra irşad amacıyla kendilerinden çıkan ne varsa onun pazarlanmasına döner iş. Konuştukça pazarı artar, pazarı arttıkça konuşması artar.

İş burada kalmaz tabi. Kalabalıklar umduğunun üstüne çıkınca pazarlamanın şekli değişir. Zira artık hazret ayrıca şöhret olmuştur. Her şöhret erbabı gibi artık pazarladığı manalı-manasız sözleri değil doğrudan kendisidir. O artık KOORDİNATÖRDÜR.

Aynı seyri yaşayan başka bir meslek gurubu daha vardır. Yazarlar!

Bunların ötekinden farkı konuşmaları değil yazmalarıdır. Değil mi ya? Zaten o sebepten bunlara “yazar” denmiş. Öteki konuşurken bu ise yazar ha yazar. Bu hazretin de “bilmediği”, “anlamadığı” şey yoktur. Her şeyi bilir. Yazdığı yerler arttıkça, yazdığı şeyler arttıkça bunun da hali beriki gibi olur. Bu da kendinden çıkan ne varsa artık sadece onun pazarlanmasına odaklanmıştır. Zira bu hazret de şöhret olmuştur. Her şöhret erbabı gibi artık pazarladığı manalı-manasız yazıları değil doğrudan kendisidir. O artık KOORDİNATÖRDÜR.

Pazarlamada level atlayan bu her şeyi bilen iki tip, sahip oldukları şöhret ile artık ORTALIK MALI olmuş, yüksek fiyatlı FAHİŞEDİRLER. Aralarında yedi fark yoktur, tek fark vardır. Biri KONUŞUR, öteki YAZAR. Anadolu tabiriyle bunlara “beş lira versen açtırırsın ama on lira versen de susturamazsın”.

Yazımıza devam etmeden gerçek ve halis İRŞAD ERBABINI ve MÜTEFEKKİRLERİ tenzih ederiz. Onlar gözümüzün nuru, başımızın tacı ve mücadele ahlakları ile REHBERİMİZDİR. Bunu belirtmemiz onlara borcumuzdur. Allah onlardan razı olsun.

Bu girizgahtan sonra bu makaleyi yazmamıza sebep olan “doğan görünümlü şahin” konusuna başlayalım. Yani bir süzme “fasıktan”, “münafıktan” bahsedeceğiz.

‘’Fakat zalimler kendilerine söylenen sözü değiştirip başka şekle koydular. Biz de fâsık olmaları yüzünden, üzerlerine gökten azap indirdik.”(Bakara-59).

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz. ...“ (Hucurat, 6)

Bu iki ayet-i celile mealen yazdıklarımızın anlaşılmasında mihenk olacak.

Bahsedeceğimiz süzme “fasık” ve “münafık” Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı.

Malumunuz Oda TV denen karanlık bir odağın kaç gündür yürüttüğü bir operasyon var. Fatih Nurullah diye meşhur bir müteşeyyihin üzerinden doğrudan İslam’a ve İslam’ın taşıyıcı kolonlarından biri olan Tarikatlara çekilen bir operasyon. Bu karanlık odakların ne ilk yaptığı bir suikast, ne de son. Ve bu Oda TV denen şer ve melanet yuvası işin ilginç tarafı laik, Kemalist, liberal vs cenahında da sevilmeyen, güvenilmeyen bir yalan üretme merkezi. Doğrudan derin yapı olduğundan bu yalan ve yılan yuvasına ciddi anlamda dokunabilen de yok. Belli ki bu karanlık pislikler belalarını Allah’ın gadabından bulacaklar. Çünkü bunların başını çektiği operasyonun kuyruğuna takılmış bir sürü sadık-ı ahmak Müslümanlar ve zekavet-i betra ashabı Mahmut Bıyıklı gibi neye ve kime hizmet ettikleri belirsiz “meşkuk” tipler var. Bu tip Müslümanların bunlara kuyrukçuluktan başka yapabileceği bir şey yok çünkü.

Netice itibarıyla Müslüman ve İslam düşmanı cenahla açık bir işbirlikçilik yaptığından yazımızın merkezine kuyrukçu “doğan görünümlü şahin” olan Mahmut Bıyıklı’yı alacağız. Böylece bu prototip üzerinden, İslam’a çekilen operasyonların hep gri ve flu kalan yönünü de görme şansımız olacak. Taşıma bilgilerle değil doğrudan bu bıyıksız Bıyıklı’nın kendi yazısından hareket edeceğiz.

Türkiye’de zamanı geldiğinde kullanılmak üzere kurulan sayısız yapı var. Algı operasyonları için sınırsız malzeme sağlayan bu yapılar uzun yıllar desteklenerek büyütülüyor marjinal çıkışlarıyla medyada misafir edilerek kamuoyu tarafından tanınırlıkları sağlanıyor.

Kimlerin kurduğunu ve bu odakları kimlerin koruduğunu merak edenler bu yapılar patlatıldıktan sonra oluşan algının kimin işine yaradığını araştırabilir.

28 Şubatta bu yapıların nasıl piyasaya sürüldüğünü ahlaksız eylemleriyle hangi algıların oluşturulduğunu ve sonucunda nelerin olduğunu hepimiz hatırlıyoruz.”

Böyle uzmanların(!) evvela sazanlığını test etmek için hemen iddia ettiği noktadan soruyu yapıştırmak gerekir.

Bay Bıyıklı “Türkiye’de zamanı geldiğinde kullanılacak bu SAYISIZ kurulmuş yapıların” “top 100” listesini yaz bakalım. Çok derin ve büyük ve hayati bir bilginin sahibisin. Boşuna sallamadığın belli.

“Top 100” listesi çok mu geldi? Hadi “top 50” olsun. “Top elli” de mi çok? Hadi “top 20” olsun.

Hadi ama kıvırma, memleketi kurtaracak bir bilgi bu. İşin içinde süper kahraman olmak var. DJ değilsen bari “top 10” listesinde olanları açıkla.

Açıkla ki bilelim “böyle bir derin bilginin” sahibi nasıl “derin”, “sızma” ve “süzme” bir kabiliyetmiş. Meşhur fıkrayı bilirsin. Hani bir sızma tip diğerine “benim anam senin ananı filanca pavyonda pardon istasyonda görmüş” diye başlayan.

Şimdi şöyle bir garip durum var. Mü’min olsun kafir olsun derununda İslam’a dair bir karın ağrısı olan, itikadında veya anlayışında İslam’a karşı bir arıza olan ve bir de istisnasız gavura karşı gizli bir hayranlığı olan ezik tiplerin Aczmendilere ve özelde de Müslim Efendi’ye sataşmadan, bulaşmadan duramadıklarını görüyoruz. Hani öyle delikanlıca sataşsalar eyvallah. Bildiğiniz sünepe koğucu ve nemimelerin pespaye tavırları ile. Bu kepaze güruha en iyi karşılık ağızlarına köpek misillu ayakkabıyı yapıştırmaktır. Ama gel gör ki bu müptezellerin isminin başında başkalarını da ifsad etmeye yarayan hep bir kalabalık sıfat bulunur. Yazar, araştırmacı falan filan.

Şimdi bu bıyıksız Bıyıklı da o cinsten. Buyrun engin araştırmaları ve yüksek kültür-fikir şeysiyle ettiği lafa bakın.

“Aczmendiler denen ucubeleri meydan yerine salıp kara kıyafetleriyle sert söylemleriyle manşet olmalarını sağlayanlar çevirdikleri filmin finalini Fadime Şahin’le yaptılar. İçine biraz Nurculuk biraz Kadirilik biraz radikallik biraz doğu kültürü ve çokça aptallık ekleyerek harmanlanan Aczmendilik ne geleneğe yaslanan ne de derin kökleri olan bir bir yapıydı.

Organize edenlerin amaçları o güruh üzerinden bütün Müslümanları kötü göstermekti. Sonrasında sergilenen ahlaksızlıkla işte bu dindarlar hep böyle ahlaksız dedirmekti çabaları. Dedirttiler mi? Dedirttiler.”

E be münafık! Aczmendiler'in “ucube” diye hakaret ettiğin kıyafeti “sarık, cübbe, şalvar”. Yani bir tarikat veya folklor ekibinin kıyafeti değil. En sıradan bir kahvehane Müslümanına dahi sorsan bu kıyafetin “İslamî” bir kıyafet ve sünnet-i seniyye olduğunu bilir. Ve elinden gelen bir çok Müslüman sokakta giymese de bu Müslüman kıyafetinin bir kaçını veya hepsini fazilet ve sevap amaçlı namazlarında da giyer. Bir yandan kürsülerde İslam tarihi, kültürü geyikleri yapan sen, nasıl bir münafıksın ki ancak bir “Fransızın” bir “Rum” gavurunun veya “Selanik dönmelerinin” verebileceği bir tepki ile sünnet-i Peygamberîye “ucube” diyorsun. Bu nasıl bir “kimliksizleşme”, nasıl bir “kişiliksizleşme”, nasıl bir evrilme, devrilme, savrulmadır. Bir de bu halinle güya derin derin “analizler” yapıyorsun ha! Vah seni adam zannedenlerin haline!

Gelenek vs zırvalarını fikir diye ciddiye almaya gerek yok. Her zuhur, her kuruluş, her doğuş yenidir. İslam dahi böyledir be ahmak. O dönem gelenek geyiği yapanlar cahiliye tayfası olan müşriklerdi.

Ayrıca sana minik bir not: Klasik Feto ağzı ve algısı ile pis ağzınla ima ettiğin ve Fadime Şahin gibi kelimelerin arkasında oluşturduğun zandan ismini zikrettiğin kişiler pâk ve beridirler. Bu rejimin mahkemelerinde dahi bu tescil edilmiştir. Fakat senin gibi namus fukarası, haysiyet düşmanları ısrarla 28 aralıkta yapılanın bir Müslümanın ev masuniyetinin ve hareminin saldırıya maruz kaldığı gerçeğini görmez ve bilmez. 

Bak Münafık Mahmut! Kafir her zaman Müslümanı kötü görür ve gösterir, bunda şaşılacak bir şey yok. Olması gereken bu. Amma kafirin bu dolmuşuna gelen feraset sahibi Müslümanlar değil, senin gibi kalbi, ruhu bozuk münafıklardır. Yazın da halin de ortada. Yani Müslümanı, din düşmanlarının tezgahına gelip kötü gören ve gösteren sensin ve senin gibilerdir. Bizce bunda da şaşılacak bir durum yoktur. Sünnet-i seniyyenin en bariz hatta mucizevî özelliği senin gibi münafıkların belli olmasında “turnusol” işlevi görmesidir. Neyse devam edelim.

“Yıllar geçse de taktiler ve oyunlar değişmiyor. Geçtiğimiz günlerde yeni bir 28 Şubat benzeri projenin final kısmını hep birlikte izledik. Fatih Nurullah isimli proje kahramanı önce Şeyh olarak sunuldu. Kisvesinin şeyhleri hatırlatması için özel dikimlerle sarıklar cübbeler hazırlandı. Peşine kalabalık toplaması için çoğu şehirde sözde dergâh dedikleri setler hazırlandı. Verilen maddi desteklerle ülkede tanınacak kadar büyümesi sağlandı.

Prodüksiyon hizmetleriyle de saçma sapan konuşmaları sohbet adı altında yayınlanmaya başladı. Daha çok gündem olması için önüne konulan metinler Nurullah tarafından okundu. Ne ilginçtir ki proje için kullanılan sahtekârın konuşmaları anında OdaTV gibi operasyon merkezlerinde sürekli manşete taşındı. Tezgâh o kadar başarılı kurulmuştu ki Fatih Nurullah’ın ne diyeceği karanlık odakların sitelerinde onu nasıl işleyeceği gibi detayların hepsi ustalıkla çalışılmıştı. Tarikat şeyhi sıfatıyla tanınırlığı kıvama erince de gerekli fiiller işletilip sitelerde yayınlanacak kayıtlar da alındıktan sonra düğmeye basıldı.”

Bak bak bak, sanki beraber yapmışlar. Madem bu “müteşeyyih” Fatih Nurullah’ın böyle her haline muttali idin –korkma burda da sorulması gereken “madem bu kadar biliyordunuz iş bu raddeye gelmeden neden bunu açıklayıp önünü almadınız” sorusunu sormayacağım- iddia edilen tecavüz işlerinde de her halde yanında idin diye sorsak çok mu absürd olur?

 “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz. ...“ (Hucurat, 6)

‘’Fakat zalimler kendilerine söylenen sözü değiştirip başka şekle koydular. Biz de fâsık olmaları yüzünden, üzerlerine gökten azap indirdik.”(Bakara-59).

Bu ayet meallerini senin için yazmadım Bay Bıyıklı. Üstüne alınmana gerek yok. Çünkü sen de yazdıklarının derin muhteviyatına göre “Fasıklardan gelen haberin” kaynağı durumundasın. Yani “haberci fasıklardansın”. Hakaret olarak algılamana gerek yok. Kendi yazdıkların ortada. Kullandığın dilbilgisine bakınca sen de “kaynaksın”. Şimdi yazdıklarının ispiyon ve yönlendirme içeren son kısmını alıp bizde son sözümüzle makaleyi nihayete erdirelim.

“Operasyon merkezleri yeni Fatih Nurullahları yeni Müslüm Gündüzleri mutlaka hazırlıyordur.…..

Şeyhleri sapık olarak olarak göstermek için sapıkları şeyh göstermeye devam edecekler.

Bu ahlaksız tezgâhlar sonucunda Müslümanlar büyük zarar görmektedir. Asırlardır bir geleneğe bağlı olarak faaliyetlerini yürüten ve İslam kültür medeniyetinin önemli bir zenginliği olan tasavvuf geleneği zarar görmektedir.

Ahlaki bir disiplin olan ve medeniyet oluşturan tasavvufun sapkınlar nedeniyle zarar görmesinin önüne geçilmelidir. Sahtelerinden dolayı aslına düşmanlık ahmaklıktan başka bir şey değildir.

Mevlana gibi Yunus gibi Hacı Bektaş gibi muhteşem şahsiyetler yetiştirerek bu topraklara ölümsüz değerler kazandıran irfan ocakları Anadolu’nun mayalanmasında öncü rol üstlenmiştir.”

Müslim Efendi gençlik yıllarından yani ta 1960 ların en başından beri değişmeyen bir çizgide, yani edille-i şer’iyyeden ibaret olan ehl-i sünnet çizgisinde, metod olarak da Risale-i Nurlar ile hizmetine ve her şeyi bozan Kemalizm+Laisizm+demokrasiden mürekkep “Süfyaniyete” karşı mücadelesine üstelik hiçbir bedeli ödemekten de kaçınmayarak devam etmektedir.  En büyük hiyle hiylesizliktir” düsturu ile hareket ettiğinden, onun etrafında ve arkasında gelişen Aczmendilikten daha açık, daha şeffaf, daha ulaşılabilir ikinci bir hareket Türkiye’de gösterilemez. Aczmendiler, maksadını, hedefini ve son sözünü şaşmadan, sapmadan her zaman en başta ortaya koymuştur.

Biraz da bu sebeple ezikliğe, sünepeliğe alıştırılmış ve karnından konuşmayı taktik sanan tipler bu derecede bir açıklığı, şeffaflığı, imanın gereği olan cesaret ve şecaati anlayamadıklarından, kavrayamadıklarından O’nun bu tavrını ve tarzını “radikallik”, “marjinallik” gibi yavşakça yaftalarla etiketleyip üç kuruşluk akıllarıyla analiz etmeye çalışıyorlar.

Bıyıksız Mahmut gibilerin böyle bir durumu anlamalarını beklemiyoruz. Ancak bu müfteri, millete “Yazar Sorumluluğu - Karakter Eğitimi(!)” gibi güya konferans ve seminerler verirken; sorumluluktan ve karakterden yana nasibi olsa idi, eğer gerçekten Hakk’ın ve hakikatin adamı olsa idi kendisiyle her zaman aynı şehirde olan Müslüm Efendiye ulaşabilirdi. Aczmendilere ve Ümraniye’nin göbeğinde olan dergahlarına gidebilir ve aklında ne varsa rahat rahat sorabilirdi.

Böylece hem yalan ve iftira günahına girmemiş olur, hem de hakkında bu kadar salladığı Aczmendilere dokunabilir, konuşabilirdi. Mevlana’ların, Yunusların, Hacı Bektaşların, Serdengeçtilerin, Necip Fazılların, Şevket Eygilerin, Kadir Mısıroğlu ve daha nice gerçek İslam yıldızlarının ve mütefekkirlerinin çizgisinde, davasında ve onlarla bir ve beraber olarak müşterek hedeflerine doğru sapmaz bir çizgide yürüdüklerini görebilirdi.

Amma “Yazar Sorumluluğu - Karakter Eğitimi” nin gereğini yapmak yerine işte böyle yavşak bir münafıklığı seçmesi apaçık bir “Fasıklıktan” başka bir şey değil. Ne diyelim yazıklar olsun.

Fasıklardan gelen haberlere karşı Müslümanın tavrı nasıl olması gerektiği ile son sözümüzü diyelim ve noktayı koyalım.

Fasık menşeli bir habere karşı Müslümanın tavrı "acabalı" değil, fasıka karşı reddetmek ve ona inanmamak şeklinde olmalıdır. Hz. Aişe annemize Yahudilerin ettiği iftira karşısında Allah'ın Müslümanlara itabı ve ikazı, olayın (haşa) olmuşu-olmamışı nev'inden değil, Müslümanların o münafıklara reddeden bir tavır koymamaları yönünden idi.

Bunun suçluyu temize çıkarmakla bir alakası yok. Bu "red etme" "ey münafıklar veya kafirler, siz bu konunun tarafı ve muhatabı değilsiniz ve olamazsınız" demektir. Yani onlara söz hakkı dahi tanımamaktır. Çünkü onların böyle meselelerdeki varlıkları sadece İslam düşmanlığındandır. Onun için topyekun bir red ve susturma Müslümanın tek stratejisidir. İşin gerisi de "bizim iç meselemizdir”.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yavuz Parlak
Yavuz Parlak - 2 hafta Önce

Dilimize tercüman oldunuz Ahmet Edip bey elleriniz dert görmesin.

Üftade.
Üftade. - 2 hafta Önce

Allah razı olsun yorumunuzda ki incelik hissiyatlarımıza tercüman olmuş Allah kaleminize kuvvet versin Ahmet Edip kardeşim..

Hasan Hüseyin Ağkaş
Hasan Hüseyin Ağkaş - 3 hafta Önce

ALLAH CC RAZI OLSUN ahmed abi

kahya
kahya - 3 hafta Önce

kaleminize kuvvet..
eger o fasık bu yaziyi okudukdan sonra halen kendini düzeltmiyorsa onunda onun gibilerinde alayina yetecek .........

MEHMET MURAT
MEHMET MURAT - 3 hafta Önce

ALLAH C.C EBEDEN RAZI OLSUN

Sivaslı abdulvahab
Sivaslı abdulvahab - 2 hafta Önce

Allah cc razı olsun Ahmet abi . Cigerimiz sogumuyor lakin buna şükrü ne diyelim kimmiş bu deyyus . Bu adamlara dava açmak lazim

Ali Bekir
Ali Bekir - 2 hafta Önce

Mevlam kaleminize kuvvet versin..

Şeref kazıcı
Şeref kazıcı - 2 hafta Önce

Aynen öyle abi Allah razı olsun