FUKARAYA ZULÜM!..

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hariçte islama bir taarruz, bir hücum baş göstermişse hemen dahildeki borazanlar asılsız astarsız, manasız gürültüler çıkararak huzur bozmaya başlıyorlar...

İnsanları Allah'a ibadetten, kulluktan uzaklaştırıp hayvanlar gibi bir hayat sürmelerinin yollarını zeminini hazırlayan hesaplı-kitaplı projelerden biri daha uygulama safhasına konulmuş görünüyor.. o kadar masumane (!) bir eda ile ki, gözler yaşarıyor!..

Yüce dinimizde tartışma imkanı olmayan rükünlerden Şeair-i İslamiyenin en büyüklerinden orucu hedeflerine alıp, asliyetini bozma yarışına girenler elbette ister bilerek ister bilmiyerek şerre hizmet ediyorlar...

Adam Uluslararası Müslüman Âlimleri Birliği Başkanı ve Mısır'dan Avustralya'ya gitmiş.. tabi orda hem alimlerin başkanı ünvanı vermişler, hem de Avustralya Müftüsü olmuş...

Bir Müslümanın sarhoş olmadıkça alkol alabileceğine dair fetva da bu tarlanın mahsulü.. yani anlayacağınız ne kadar bozuk fetva, o kadar makam...

Ramazan orucu sadece zenginler, hali vakti yerinde olanlara farzmış (!), fakirler, dar gelirlilerin paşa gönlü bilirmiş isterse tutsunlarmış!..

Orucun gayesi, fakirin karnını doyurmakmış ve bir kişi her gün bir fakirin karnını doyuruyorsa, bu en iyi oruçmuş!..

Dahildeki papağanları tut da bağla; "Oruç zenginlere ve iki, üç, beş maaş alanlara farz. Asgari ücretliler ve yoksullar ise isterlerse tutarlar ama onlara farz değil...

"Mübarek Ramazan-ı Şerifin teşrifiyle birlikte ne kadar hezeyancı zırvacı takımı varsa arz-ı endam etmiş vaziyette...

İnsaf edin, merhamet edin.. bu ümmet-i merhumeye hiç mi acımıyorsunuz.. bu çirkin sapkınlığa ne diye aklı fıkhın inceliklerine ermiyen zavallı insanları sürüklersiniz!?

Bu nev-zuhurlar da gayet iyi biliyorlar ki, bu çürük, uyduruk safsataların edille-i şer'iyede karşılığı yoktur...

Bütün İslam fukahasınca kabul ve tasdik edilmiş hüküm budur: Ramazan-ı Şerif orucu akıllı, büluğa ermiş zengin veya fakir her müslüman erkek ve kadına Kur'an, Sünnet, icma-ı ümmetce farzdır.

Fakat maksat başka; zihinleri karıştırmak suretiyle dinin amel tarafını iptal yönünde ortaya atılan hainane şeytani projeleri tatbik safhasına koymak.. düpedüz fukaraya zulmetmek.. Alet olanları Allah ıslah eylesin.

"Cenab-ı Hak, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halkettiği ve bütün enva-i nimeti o sofrada (min haysü la yahtesib) bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i rububiyetini ve rahmaniyet ve rahimiyetini o vaziyetle ifade ediyor.

İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde, o vaziyetin ifade ettiği hakikatı tam göremiyor, bazen unutuyor.Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer.

Sultan-ı Ezelinin ziyafetine davet edilmiş bir surette, akşama yakın "buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkarane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar.

Acaba böyle ulvi ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar, insan ismine layık mıdırlar." (29.mektup, İkinci Kısım)

"Dördüncü Nükte: Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hattâ mevhum (hakikatte olmayan, hayalî) bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder.

Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutar.

İşte Ramazan-ı Şerif'te en zenginden en FAKİRE kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir.

Emrolunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer." (29. Mektub, İkinci Kısım)

YORUM EKLE