Müslim Gündüz Efendi, Kanal 23 kanalına bir çok önemli konu da önemli açıklamalarda bulundu

Müslim Gündüz Efendi, Kanal 23 mikrofonlarına çok konuşulacak açıklamalarda bulundu.

Müslim Gündüz Efendi, Kanal 23 kanalına bir çok önemli konu da önemli açıklamalarda bulundu

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: “15 TEMMUZ ÇANAKKALE’DEN DE MALAZGİRTTEN DE DAHA MÜHİM BİR HADİSEYDİ”

Geçtiğimiz hafta tüm yurtta 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü dolayısıyla şehitleri anma törenleri ve anma programları düzenlenmişti. Konuya ilişkin açıklama yapan Müslim Gündüz Efendi şu sözlere yer verdi;

“Biraz tarih bilgim varsa Çanakkale’den de diğer bütün harplerden de mühim bir harpti o. Çanakkale Harbi bitirmezdi milleti. Neticede boğazlar ele geçirildi, İstanbul işgal edildi ama 15 Temmuz olmasa 1923’te başlayıp 2016’ya kadar devam eden kızıl istila, rengini değiştirip yeşil istila olamayacaktı. En aşağı yüz sene daha bu memleket, bu millet ve İslam’ın ümit bağladığı bu Türkiye aklını başına alamayacaktı, diğerlerinden farklı olarak.

“Bunu yapanlar namazlı niyazlı görünen insanlardı…”

Ben 60 ihtilalini en dehşetli şekilde gördüm. 20 yaşındaydım. Meşguldüm de o zaman bu işlerle. 70 ihtilalini de gördüm. O ihtilal gibi görülmese de en mühim ihtilallerden biri de oydu. 80 ihtilalini de gördüm, 28 Şubat sürecini de yaşadım. Çanakkale’yi görmedim ama tarihin akışı içerisinde okuduğumuz şekliyle 15 Temmuz bunların hepsinden kat kat daha tehlikeli bir hareketti. Bunu yapanlar namazlı niyazlı görünen insanlardı. Fakat bunların nasıl bir bela olduğunu Allah yüzümüze göstermedi. Hapishanelerde biraz gördük, ben şahsen görmedim fakat diğer İslami ekoller bunu çok iyi yaşadılar. Alabildiğine işkence yapıyorlardı. Bir adam Müslüman olduğu için oraya girmiş. Polis yoruluyor, diğerine diyor ki; Ya benim namazım geçiyor, ben kılıp gelene kadar sen devam et. Buna söyleyecek söz var mıdır? Onun için ben 15 Temmuz’u tarihimizin en kritik kırılma noktalarından biri olarak görüyorum, Malazgirt’ten de Çanakkale’den de mühim bir hadise olarak görüyorum. Allah bu milletin de, Ümmet-i Muhammed’in de yüzüne baktı.

“Bu hainleri ipe götürmemenin devlet olarak cezasını çekeceğiz”

Adeta sebepsizce oldu. Çünkü karşıda hiçbir hazırlık, hiçbir teşkilat yok. Üstelik o tankların önünde kendilerini atanların fiziğine bakıyorsun. Beklenmedik şeyler yani. Allah o kahramanların sinesine bir iman verdi. Allah’ın izniyle, Başkanın da dediği gibi, ‘İman silaha galebe etti.’ Hiçbir şeyi yok, pijamasıyla sokağa çıkıyor ve tankı durduruyor. Adam tarlasını, bir senelik mahsulünü ateşe veriyor, uçağı kaldırtmıyor, ötekisi getirip iş makinasını tankın önüne koyuyor, çıkmasını engelliyor. Bunlar adeta önceden eğitilmiş, görev dağılımı yapılmış gibi bir hadise var yani. Bu taksimatı Allah yaptı. Onun için ben 15 Temmuz’u Osmanlı tarihi de Cumhuriyet tarihi de dahil en tehlikeli hadise olarak görüyorum. Türkiye’de daha öncede biliyorsunuz Talat Aydemir hadiseleri oldu. Hemen ipe çektiler. İhtilal yapan ya başa geçer ya ipe gider. Bu kaide dünyanın her yerinde böyledir. Biz bunları ipe götürmemenin devlet olarak cezasını çekeceğiz”

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: “AYASOFYA HADİSESİ, BASİT BİR CAMİ AÇMA HADİSESİ DEĞİLDİR”

Yıllardan bu yana kanayan bir yara olan Ayasofya’nın müze statüsünden çıkarılarak cami olarak ibadete açılması konusunda konuşan Müslim Gündüz Efendi, 24 Temmuz’da kılınacak ilk Cuma namazı için İstanbul’a gideceklerini söyleyerek,

“Biz bir vatandaş olarak oraya sevinçle gideceğiz. Birisi çok güzel tarif etti; Hani küçükken hepimiz yaşamışızdır, şimdiki çocuklar çok bilmez ama biz çok iyi hissettik. Bir çift ayakkabı alınırdı, bir pantolon alınırdı, biz o ayakkabıyı bir hafta kucağımızda tutar beklerdik ki bayram sabahı giyelim. Şimdi bizler de Cuma gününü öyle bekliyoruz, bir çocuk sevinciyle. Ayakkabısını kucağına alan bir Anadolu çocuğu sevinciyle, o Cuma namazına gidip iştirak etmeyi bekliyoruz Allah’ın izniyle” dedi.

“Bu milletin tarihten gelen bütün varlığını yele verdiler, ateşe verdiler, yaktılar…”

“Ayasofya hadisesi, basit bir cami açma hadisesi değildir. Türkiye’nin dıştaki hakimiyetinin imzasıdır. ‘Ben müstakil bir devletim’ imzasıdır Ayasofya’nın açılması. Öyle basit bir hadise değildir. 24 Temmuz 1923’te Lozan antlaşması imzalanmıştı. Lozan Antlaşması’nın ‘İşte biz istediklerinizi yaptık’ imzasının geri alınmasıdır. İki imza var orada. ‘Yani her şeyi görüyorsunuz ki yaptık’ dendi. Ne yaptık? Harf inkılabı yaptık, kıyafet inkılabı yaptık, dergahları, tekkeleri, zaviyeleri, medreseleri, mektepleri kapattık. Bu milletin tarihten gelen bütün varlığını yele verdik, ateşe verdik, yaktık, emriniz üzerine. İşte imzası Ayasofya’yı da kapatıyoruz ve 1937’de laikliğin ismini koyuyoruz. Laiklik de 37’de girdi Anayasa’ya. Lozan budur. İki imza attılar; Birisi Ayasofya, diğeri laiklik imzası”

“Cuma namazı kılınmadan, henüz imzayı bozduk diyemiyorum…”

“Allah’ın inayetiyle Ayasofya’nın açılması, dış milletlere karşı, “Biz bağımsızlığımızı kazandık” manasındadır. Zaten bütün dünya ayağa kalktı. Ben hatta Cuma namazı kılınmadan, henüz imzayı bozduk diyemiyorum. Çünkü bütün dünya karşımızda. İmzayı bozuyoruz, yani Lozan antlaşmasını iptal ediyoruz. Ayasofya budur. Ayasofya, basit bir cami açma meselesi değildir. Onun için Bediüzzaman Hazretleri ta başından itibaren devlet ricaline, ‘Üç tane şartı yerine getirin’ demiştir. Bilhassa Menderes’e, Demokrat Parti’ye demiştir; ‘Aksi halde, eski tüm idareciler tüm kabahatleri sizin sırtınıza yükleyecekler ve onunla sizi cezalandıracaklar.’ Aynen böyle bir mektubu vardır Menderes’e. Fakat Menderes’in gücü yetmedi. O işi yapamadı. Yani Allah ona nasip etmedi. Gele gele Allah’ın lütfuyla, Başkan Erdoğan’a nasip oldu bu.  Neticesinde bu olayı çok büyük bir hadise olarak görüyorum”

“1923’ten itibaren Türkiye’yi İngiliz Valileri idare etmiştir…”

“İki şey Türkiye’yi Türkiye yaptı. Birincisi Başkanlık Sistemi getirildi. Başkanlık sistemi, 1923’ten itibaren İngilizin koyduğu idari sistemi iptal etti ve çok net konuşuyorum 1923’ten itibaren Türkiye’yi İngiliz Valileri idare etmiştir. Adını koysun ve koymasın zaten Mustafa Kemal, ‘Eğer Anadolu’da idare edecek bir Vali arıyorsanız, bu Vali benim’ demiştir. Vesikalı bir ifadedir bu. Bütün basında vardır bu. ‘Ben o Valiliği yerine getiririm’ demiştir İngiliz sefirini çağırarak, vefatına yakın söylemiştir ve onun koyduğu kaide üzere, 2003’e kadar Türkiye, İngiliz Valileri tarafından idare edilmiştir. Hiç istisna yapmadan konuşuyorum. İşte bu İngiliz idaresinin hakimiyetinin, sistemi karmakarışık hale getirmesinin çözümü Başkanlıkla oldu. Başkanlık sistemiyle, İngiliz hakimiyeti bitirildi. Şimdi artık kendi idaremizi kullanıyoruz. Nitekim görüyoruz ki; Allah’a şükürler olsun, dünyada isim sahibi, marka sahibi olmaya başladık. Her sahada, askeri, iktisadi, ticari marka olmaya başladı Türkiye. Niye? İngiliz hakimiyeti bitti.”

 “1923’te imzalanan Lozan antlaşmasını, Türkiye fiilen ortadan kaldırmış olacak…”

“Başkanlık sistemi geldi, dahili temizledi. Hariç ise Ayasofya. Ayasofya’da Allah’ın izniyle 4-5 gün sonra Cuma’yı kıldıktan sonra Türkiye hariçte de, ‘Ben varım, ben müstakilim, ben hürüm, ben istediğimi yapabilirim, ben bağımlı değilim, bağımsız bir devletim’ imzasını atmış olacak. 1923’te imzalanan Lozan antlaşmasını, Türkiye fiilen ortadan kaldırmış olacaktır”

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: “BİZİM İSLAM’DAN BAŞKA DAVAMIZ YOK”

Siyaseten hiçbir partiye yakın olmadıklarını söyleyen Müslim Gündüz Efendi,

“Biz İslam’a yakınız, biz İslam’a yardım edene yakınız. Biz Başkan Erdoğan diyorsak; Başkan Erdoğan, Kemalizmin bütün umdelerini, kaidelerini, gülünç ve komik hale soktu. Yani Kemalizmi ortadan kaldırdı. Mesela Kemalizmin, ‘Aksi kanun olarak teklif dahi edilemez’ dediği harf inkılabını ortadan kaldırdı. Bütün belediyeler, resmi daireler, Kuran hattını, Osmanlı hattını talim yaptırıyorlar. Mekteplere de konuldu sanıyorum, tercih dersi olarak. Resmi ve gayri resmi harf inkılabı ortadan kalktı” diye konuştu.

“28 Şubat’ın katalizörü Aczmendiler oldu…”

İki; Kıyafet inkılabı. 28 Şubat, son hamlesini yaptı kıyafet meselesinde. Bunun katalizörü de Aczmendiler oldu. Yani hadiseyi çabuklaştıranlar Aczmendiler oldu. Aczmendiler o zaman, ‘Yer yarıldı, yeni bir nesil ortaya çıkarıldı, yeni bir kıyafet ortaya çıktı’ dediler. Doğrudur. 300 sene evvelki bir ruh, mana yüklü bir kıyafetle ortaya çıktık. Bu herhangi bir siyasi ekole karşı değildi. Bizim öyle bir derdimiz yok, biz İslam’ın derdindeyiz. Bu memleket, bin sene Kuran’a bayraktarlık yapmıştır. Bu memleketin evi, barkı, içerisi, dışarısı İslam kokar, İslam kokması lazımdır. Biz de bu İslam hakimiyetini temin için ortaya çıktık. Bizim başka bir davamız yok.”

“Kemalizm, kitabı, peygamberi, tanrısı olan bir dindir…”

“Bizim AK Parti’ye ne yakınlığımız ne uzaklığımız vardır. Yalnız Halk partisine karşı tavrımız vardır. Halk partisi dindir. Halk partisi, parti değildir. İsterseniz, 30’lu, 40’lı yılların kitaplarına bakın. Hepsinde Kemalizmi din olarak yazar ve Halk partisi de o Kemalizm dininin partisidir. Ona karşı tavrımız açıktır, nettir. Ben Halk partililerin hepsine toptan çalakalem bir şey demiyorum. Allah hepsine akıl fikir versin. Halk partisi bir dindir, yani İslam dinini ortadan kaldırmak için kurulmuş bir dindir. Kitabı olan, peygamberi olan, tanrısı olan bir dindir; Nutuk kitaplarıdır, Mustafa Kemal tanrılarıdır, İsmet İnönü peygamberleridir. Bu açıktır, kitaplarında yazdıkları şeyler. Biz bir şey ilave etmiyoruz. Onun için tavrımız bellidir ama diğerleri İslam’a ne kadar faydalı oldu biz de o kadar yakınız. Şu anda Başkan Erdoğan çok iyi gidiyor. Allah kuvvet, ihlas ve dirayet versin, tehlikelerden muhafaza etsin. Şu anda İslam için çok güzel işleri, faaliyetleri oluyor. Bunlardan birisi de Ayasofya meselesidir.”

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: “VİCDAN SAHİBİ OLMAK İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE MUHALİF OLMAK İÇİN YETERLİDİR”

Son dönemde çokça İstanbul Sözleşmesi konusunda da değerlendirmelerde bulunan Müslim Gündüz Efendi,

“İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkabilmek için tarikat olmaya, Müslüman olmaya, Aczmendi olmaya hiç lüzum yok; Vicdan sahibi olmak yeterdir ona muhalif olmak için. Vicdan sahibiysen öyle dindar olmaya, Aczmendi olmaya, böyle yüksek tabakalara hiç ihtiyaç yok. Vicdan sahibi herkes, böyle bir yanlışa muhalif olur. Yalnız biliyorsunuz; iktidar deyince kalem gibi her şeyi emir dairesinde hareket etmiyor” ifadelerini kullandı.

“Bu sözleşme ne adalete, ne vicdana, ne İslam topluluğuna uyacak bir şey değil…”

“Ben dört sene hapiste kaldım düşünce suçuyla. Hanköy’de kitaplarımı yükledim, Malatya’ya götürüyorum. Hanköy’de bir başçavuş vazifeliymiş o zaman, yolumu kesti. ‘Niye yolumu kestiniz?’ diye sordum. ‘Arayacağız’ dedi. Neyi arayacaksınız? Ben hapishanede yattım. Varsa cezam çektim. Öğrencilerimin eşyasını alıp oradan oraya götürüyorum. Elazığ’da ne kadar Kuran hattı bilen asker varsa o gece hepsini toplamışlar, yüzlerce, binlerce kitabın hepsini elden geçirmişler. Kendi kendime düşündüm. Baştaki adam kim olursa olsun, baştaki adam Hz. Ali olsun, Hz. Osman olsun buradaki Jandarmaya salahiyet vermek zorunda. Yoksa devleti idare edemez. Adam gelip burada Jandarmalık yapamaz ki. Buradaki Jandarmaya, ‘Benim adıma kanunun kuvvetini kullan’ diyecek. Bakmışlar kütüphaneme, bir şey yok. Şimdi Reisi Cumhur buna ne yapsın, Halife buna ne yapsın? İstanbul Sözleşmesini de bu noktadan düşünmek lazım

Bu İstanbul Sözleşmesi dediğimiz şeyi de, sanki devlet başkanının haberi varmış gibi görmemek lazım. Öyle değil. Bakanlık kime aitse onunla alakalı. Nitekim inşallah da kaldırıyorlar. Buna taraftar olmak mümkün değil. Ne adalete, ne vicdana, ne İslam topluluğuna uyacak bir şey değil”

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: SOSYAL MEDYAYI POSTA OLARAK KULLANIYORUM

Aktif olarak sosyal medya hesapları kullanarak, Twitter, Youtube gibi dijital mecralardan paylaşımlar yapan Müslim Gündüz Efendi,

“Bir adam tenezzül edip beni takip etmişse ben de onu takip ederim. Benim tavrım budur ama takip etmeden önce iyice araştırırım. Yanlış bir paylaşım varsa takip etmiyorum. O araştırmanın sonunda sağlam çıkarsa ben de takip ediyorum. Öyle sosyal medyayı ustaca kullanmıyorum. Mesela Whatsapp’ı öyle biri mühim bir yazı gönderince bakıyorum. Posta olarak kullanıyorum. Twitter’da bazen ‘İlla beni yaz’ diye beni zorlayan şeyler oluyor. Onu yazıyorum. Bunun dışında pek kullanmıyorum” diye kaydetti.

MÜSLİM GÜNDÜZ EFENDİ: “ELAZIĞLILARA HAYRANIM, KURBANIM”

Yaşantısının genel olarak Elazığ’da geçtiğini söyleyen Gündüz,

“Yazın burada oluyoruz, kışın İstanbul’da oluyoruz. Yazın burada nefes alıyoruz, hava alıyoruz. Biz biraz da Elazizliyik. Biraz da demiyeyim, aslan gibi Elazizliyik. Toprağımız gelince rahat ediyoruz tabii. Memleketimiz Elhamdüllilah ferah oluyor bize. Elazığlılara hayranım, kurbanım. Allah onlardan razı olsun, onlara dua ediyorum. Onlar da bana dua etsinler. Bu son zelzelelerde o zaman İstanbul’daydım ben. Çok müteessir etti bizi” dedi.

Son olarak Elazığ’da esnaf olarak çalıştığı yıllardan bir anısını paylaşan Müslim Gündüz Efendi,

“1980’li yıllarda ben Elazığ’da esnaftım. Bakırcılar sokağında demir ticareti yapıyordum. Bir sabah geldim. Elazığ’ın meczubu çok biliyorsunuz. Hoş bir meczup vardı. Her gün uğrardı benim dükkana. “Attık, attık, attık” deyip duruyor. “Zorla attık, zorla attık” diyor. “Neyi attın?” dedim. Konuşmuyor da. Sonra öğrendim ki o gece Bingöl’ün altı üstüne gelmiş. “Elazığ’ın zelzelesini oraya attık” diyormuş. Demek öyle bir meczubumuz yoktu, Elazığ zelzelesini bir yere atamadı. Tabii o bizi çok üzdü. Elazığ’da bu depremin olmaması lazımdı. Elazığ’da büyük yanlışlar oldu. Ben asla bunu beklemezdim Elazığ’da. Sallantı oluyordu da böyle yıkıcı olmuyordu. Allah bütün kardeşlerimizi de bizi de yanlıştan kurtarsın” şeklinde konuştu.

Kaynak: Kanal 23

 

Güncelleme Tarihi: 21 Temmuz 2020, 20:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER