İLLE DE EDEP

   Girdim irfan meclisine, beni geniş bir çemberin merkezine koydular. Çemberi oluşturan bölümde hiçbirini tanımadığım nurani şahıslardan müteşekkil bir halka. Dizlerimin bağı çözüldü, heyecandan bayılacak gibi oldum ve oraya oturuverdim. Yönü belli olmayan ve her yönden aynı şiddetle gelip başımın etrafında gümbürdeyen bir ses, 'kal ayağa' dedi.

   BEN: Sizlerin azameti karşısında benim dizlerim çözüldü, kalkamıyorum.

   SES: Kalk!

   Bacaklarım titreyerek kalktım.

   BEN: Sizden irfan öğrenmeye geldim, talebim budur.

   SES: İrfanın anahtarı edeptir, sen müsadesiz oturdun, edepsizsin. İrfan sana yol bulup gelemez.

   BEN: Dizlerimin bağı çözüldü, ayakta duramadım.

   SES: Dizlerine taalluk etmeyen edep senin nerende. Fikrindi ki edep zihninden çıkıp bedenini sarmıyorsa o senin ateşindir.

   BEN: Nasıl, anlayamadım?

   SES: "İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül sadet-i dareyni iktiza eder." yani iman, tevhid, teslim, tevekkül dörtlü bir zincirdir, bütündür. Biri olmazsa diğer üçü de olmaz.

   BEN: Bu dörtlü bütünün tahakkukunda edep nerede?

   SES: Taklidi imanı tahkiki yapan edeptir. Her bir yaratılmıştaki Mektubat-ı Samedaniyeti okuyabilme mertebesi, hali, tavrı edeple mümkündür. Bu okuma neticesi her bir mahlukun Mektubat-ı Samadani olduğunu idrak etmek tevhiddir. İşte edepsiz tevhidin olmayacağının sebebi budur. Mahluk ile Halık arasındaki rabıtayı aşikar eden iksir, Resulullah'ın Sünnet-i Seniyesinde mufassallaştığı edeptir. Edep ile bu rabıtayı idrak ettiğinde tevhid inkişaf eder. Aksi halde kişi esbab şirkindedir. Ne kadar ibadet etse de, mahluk ile Halık arasındaki rabıtadan gafil olduğu için esbabdaki müsebbib-ül esbabı görmez, esbaba tesir verir ve şirke düşer.

   BEN: Edebin, tevhidi inkişaftaki tesirini anlamadım. Bana göre her şey kafada olup biter.

   SES: "İşte Sünnet-i Seniye'deki edep o Sani-i Zülcelal'in esmasının hududu içinde bir mahz-ı edep vaziyetini takınmaktır."    Tecelli-i Esmadan ibaret olan madde alemi iman-ı billahtan kendine bir pay ister. Ve der ki: 'Ben de tecelli eden Esma-i İlahiye namına bir hürmet, bir ta'zim isterim.' Evet bu gayet mantıklı ve aklın muktezasıdır. İşte bu hürmeti temin eden ve mahz-ı edep olan Sünnet-i Seniyye'dir.

   BEN: Benim durumum nedir?

   SES: Mutezile itikadına benzeyen bir durumun var. Yani Allah'a imanın var, ubudiyetin var fakat mahlukattaki tecelli-i esmadan gafilsin. Esbabın vukuunu kendinden menkul biliyorsun, o yüzden bir edep tavrı takınmak gereğini tam duymuyorsun. Tamam iman ediyorsun, Allah'ın zatına hürmetin, ubudiyetin var, fakat Marifitullah'tan bihabersin, yani iman tevhide netice vermiyor.

   BEN: Madem ben bir insanım, halife-i arzım, mahlukatın kendilerine has olan ubudiyetlerini Allah'a sunanım, neden mahlukkat içinde edep tavrı takınayım, tabiri caizse patron benim. Halife etbasını hürmet etmez.

   SES: Sen mahlukata mana-ı ismiyle bakıyorsun. Yani onlara kendi hesabına bakıyorsun ve kendinden küçük ve daha değersiz görüyorsun. Oysa onlara mana-ı harfiyle bakmalısın, onu yapan sanatkarın sanatını müşahede etmelisin. Bu sanata hayretin ve ta'zimin o mahlukatta kalmaz Halık'a gider.

   Halifelik cihetine gelince, Allah'ın sana verdiği cami' cihazatların neticesinde kendinin ve mahlukatın şükür ve ta'zimlerini Allah'a sunmak vazifesinde en elyak sensin. Onun için vazife sende. Bu ağır vazife seni ezmeli, hakkıyla ifa edememekten uykuların kaçmalı ve yemeden - içmeden kesilmelisin. Halife olmanın hakikatı budur. Şunu da bilesin bütün yaradılmışların halıkiyete uzaklıkları müsavidir. Bu noktadan üstünlük dava edemezler.

   BEN: Bu söylediklerini idrak edip amele dökmek için bir dinamik lazım. Çünkü nefis bunları düşünmeyip anlık zevkleriyle meşgul olmak ister.

   SES: Edepten uzaklaşmak esbab şirkin netice verir; esbab şirki herbir mahlukata mevhum bir rububiyyet verir, çünkü nefis böylece kendi mevhum rububiyyetini meşrulaştırır.

   Edep kapısını çalmak için önce nefsin mevhum rububiyyetini kırmak lazım. Emare nefsin özelliği: Gördüğünden ve kendi cinsi birinden tesir alır.  Kendi cinsinden birinin emri altına girmek nefsin mevhum rububiyyetini kırar. O da mürşide ittibadır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hamse
Hamse - 2 yıl Önce

" ... , yani iman tevhide netice vermiyor..."

Merkezden, kökten uzaklaşınca ya bozuluyor ya da dağılıyoruz..
Hani üzüm taneleri salkımı ile kökünde olunca ne kadar kuvvetli ama onu kökünden kesince sanki gücünü kuvvetini baltalamış gibi çabucak dağılır.
Aynen öyleyiz...

Siyahnur
Siyahnur - 2 yıl Önce

Edeb..
Dizlerin bükülmesinden ziyade
Gönüllerin diz çökmesidir..

Aczimendi
Aczimendi - 2 yıl Önce

Demek nefse verilecek ilk ders evvela tevhid daha sonra edeptir..Allah razı olsun muhteşem bir izah ve anlatım

Mehmet Murat
Mehmet Murat - 2 yıl Önce

ALLAH C.C EBEDEN RAZI OLSUN