İLMİN SILA-İ RAHMİ

Bir önceki yazımıza devam mahiyetinde ihlâs'ın vasıf ve niteliklerini yazmakla başlayalım..

Ne demiştik? Dinin esas-ı kudsiyesi ve olmazsa olmaz sırrı "ihlâstır"..

Net bir Müslüman. Berrak bir mü'min. Halis ve muhlis bir Müslüman vasfını kazanmaya gayret eden, Anadolu tabiriyle kata-kullisi olmayan, hasbi samimi ve Allah'a karşı dürüst bir kul olma liyâkatine ulaşma gayreti içinde olmak en birinci önceliğimiz olmalıdır. Bunun için ihlâsın, ruha, kalbe, idrake, lâtifelere, dem ve damarlara işlenmesi lâzımdır..

İnsan fıtratı, ağır bir kumaşa benzer. Çok yünlü ve ağır bir kumaştan bir pantolon dikip ütüleyip giyseniz bir saat sonra ütünün bozulup, kumaşın kendini bıraktığını görürsünüz. İşte insan fıtratı bu!. Ütü çabuk bozuluyor hususan şu asırda bozulmuş bu fıtrat kumaşının misallerini her yerde görmek mümkün..

Küfr-ü mutlaka, dalâlet-i mutlaka, sefahat-i mutlaka ve cehalet-i mutlaka gibi dehşetli tahribatların yanı sıra, enaniyet, gurur, kibir, benlik, alkış hissi ve riyâ bütün bunlar inzimam edince ne ihlâs kalıyor ne de ihlâsın kokusu. İhlâs esas itibariyle bir Müslüman'ın hayatında bulunması lâzım gelen en ehemmiyetli uktedir. En büyük sıfatların başında ihlâs gelir. Çünkü ihlâsın zıddı nedir? Riyâdır, riyâ da şirk-i hafîdir..

İmam-ı Gazali gibi bir kısım müçtehitler, riyâ, haset, kin, iğbirar gibi menfi vasıfları temizlemenin farz derecesinde elzem olduğunu ifâde etmişler..

Pratik bir misal vermek istiyorum. On kişilik bir gurupsunuz. Vakit girdi namaz kılınacak aranızda ehil olan birini imam tayin ederek namaza durdunuz ve kıldınız. Namazdan sonra farkettiniz ki namaz kıldıran arkadaşın kıyafetinde İslam fıkhına göre namazı ifsat edecek miktarda ağır bir necaset var. Fıkha göre ne oldu? O namaz olmadı ve iâdesi lâzım gelir..

 Şimdi biraz, hakîmane ve müteyakkız  düşünmek lâzım. İslâm şeriatı senin elbisende ki necaseti kabul etmiyor huzura engel görüyor ve "namazın iâdesi lâzımdır" diyor. Elbisenin kirini kabul etmeyen şeriat, senin kalbinin kirini kabul eder mi?..

 İhlâsın zıddı neydi? Riyâ, riyâ neydi? Şirk-i hafi. İşte riyâ da kalbin kiri ve necasetidir.

 Onun için din hulûsiyettir; safvet ve samimiyettir. Kalb ve niyet berrak olacak. İnsanın bir içi bir dışı, bir mülkü bir de melekutu vardır. En kötü şartlarda Müslüman'ın içinin ve dışının birbirine eşit olması lâzımdır. Kemâl mânâda Müslüman'ın içi engin deryalar kadar zengin, dışı ise küçük olmalı..

 Allah'ın has kullarının maneviyatları büyük okyanus gibidir ama kendilerini bir su testisi gibi görmüşler. Bu asırda ise insanın maneviyatı damla lakin o insan kendini deryâ'yı-azim görüyor. Üstad hazretleri buyuruyor:" bir zaman böyle birisini gördüm salâhatın alâmetini taşıyordu ama kendini kutb-ul arîfîn görüyordu". Salâhatla velâyet arasında yüz tabaka ve mertebe var malûmunuz. Üstad hazretleri, ben diyor o zata dedim "kardeşim bir sineğe bir bardak su deryâdır okyanustur"..

 Evet, ihlâs hayatın hem bidâyetinde hem halinde hemde nihâyetinde lâzım olan bir derstir; çünkü ihlâstan ayağımız kaydığı zaman şirk-i hafîye düşme riski çok yüksektir. Efendimiz (s.a.v) buyurmuşlar ki "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey şirk-i hafîdir." İhlâs meselesi ahir ömrümüze kadar asla ihmâl edilmemesi gereken mühim bir derstir. Teşbihte hata olmasın daha açık bir ifadeyle hizmet ve kulluğun mihengidir ihlâs.

 Bu din iddiayla, izafet ve nisbetle olmaz. Mevcudunda ki cevherleri kuyumcular çarşısına götürüp mihenge vuracaksın taa ki anlaşılsın ihlâsın on dört ayar mı, yirmi bir ayar mı, yoksa dışı altın kaplama içi bakır mı o zaman belli olacak..

 Peki ihlâs niçin mühimdir? Çok cihette çok mühimdir fakat iki cihette ön plana çıkararak ehemmiyetini vurgulayalım.

 İhlâsı kazanmak kolay fakat devam ettirmek ve muhafaza etmek zordur. Bir ömür boyu istikametle, ihlâsla, samimiyetle gitmek çok mühim bir meseledir. Emir çizgisinden inhiraf etmeden yürümek ciddi bir iştir.. Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; "Müslüman doğar, Müslüman yaşar ama kâfir ölür. Kâfir doğar, kâfir yaşar ama Müslüman ölür."

İkinci mühim cihet ise ahirette ameller, din namına, Allah (c.c) hesabına, Kur'an namına yapılan bütün icraatlar hepsi niyetleriyle beraber mizana girecek. Eğer niyet çürük, müşevveş ve bozuk ise helak oldu gitti geçmiş olsun..

Rabbim böylesi bir âkibetten cümlemizi muhafaza eylesin.

İhlâsın kıvamını bozmamak işin esası. Burada pratik bir misal vermek istiyorum.

Diyelim bir adamın şiddetli mide ağrısı var. Doktora gitti doktor on beş gün boyunca sabahları aç karına süt içmesini tedavi olarak tavsiye etti. Adam seyyar sütçüden on beş gün köy sütü almak için anlaştı ve köylü her sabah sütü getirdi adamda kaynatıp içti. Bir gün, iki gün, beş gün, on gün derken  hiçbir şekilde bir ilerleme olmadı. Neden dersiniz? Sütçü sütün yüzde onuna süt, geri kalanına su koyduğu için. Şimdi bu sütleştirilmiş su mu? Sulandırılmış süt mü?.

Zalım sütçü sütün yüzde doksanını çaldı, sütün ihlâsını bozdu!. Hasta adam o sütü değil on beş gün, otuz gün de içse şifa bulamayacak elbet..

Daha önceki yazılarımızda ne demiştik. Tesir beyanda, belâgatta, güzel konuşmakta değildir, İhlâstadır. Sütün sütlüğünü bozmayacaksın. Enaniyet, gurur, kibir, alkış ve halkın teveccühü, ihlâs sütünü ifsad eden necis sulardır..

Son olarak önemli bir bahsi takdim edip bitireceğim.

İslamda iki çeşit sıla-i rahim vardır. Birincisi malûm olan sıla-i rahimdir ki kişi akraba ve taallukatından alakasını kesmeyecek belli zamanlarda ziyaretleşecek.

Birde manevî sıla-i rahim vardır oda ilimdir. İlim güzel bir mazhariyet midir? Elbette..

İlm'in sıla-i rahimi de "amel'dir ". İlim amele ulaşırsa o ilim ilimdir. Peki amelin sıla-i rahimi nedir? Hiç şüphesiz "İhlâstır" Rabbim bu kudsi sıla-i rahime cümlemizi mazhar ve müyesser eylesin inşaallah..

YORUM EKLE
YORUMLAR
M.yusuf
M.yusuf - 3 hafta Önce

Allah razı olsun.istifade edilecek mühim bir yazı

MALCOLMX
MALCOLMX - 3 hafta Önce

Çok dikkatle tahlil edilesi bir yazı..