İMAN-I MECAZÎ

Mecaz'ın kelime anlamını bilmeyenimiz yoktur sanıyorum..

Kıyamet alâmetlerine muasır bir zamanda yaşamanın dehşetli hissiyatı içindeyiz. 

İslam ümmeti olmanın ikram ve bereketine mazhar olmak şöyle dursun, onu ihsas edecek kadar hassasiyetli bir imanın mahrumu olmanın sıkıntısı içerisindeyiz.

Taklidi kırılmış teslimi bozulmuş bir itikatla elbette ki şu dehşet ve şiddet veren hadiselere karşı mukavemet etmek, müşkilinde ötesinde bir hâl alıyor.

Mecaz olan hiçbir şey maksut mânâda lezzet vermediği gibi, imanların mecaz keyfiyetinde kalması da insanı maddi ve manevi hiç bir kemalâta ve hiç bir ihsanata ulaştırmaz ne yazık ki!..

Tahkik-i imanı elde edemiyoruz belki ama taklid-i imanı olsun bari muhafaza edebilseydik, " Eskilerin dinine tabi olun " hadis-i şerifinin hakikatine nail olurduk hiç değilse. Yani ahir zamanda yaşlı kadınların dinine tabi olun mânâsında ki bu hadisin esası, taklidi ama kavi ve rasih bir imanın tezahürüdür. 

Çünkü eskinin imanında zafiyet yoktu. Eskinin imanında edep vardı. Eskiler ne istikbal endişesi taşıyorlardı nede mazi derelerinde boğulup kalıyorlardı. Eskilerin imanında bela ve musibetlere teslimiyet vardı. Üstelik onlar yokluk içinde varlığı bulmuş, hazır günde gelen musibet ve belaları ahiret tezgâhına tebdil edip manevî ticaret yapıyorlardı. Çünkü dünyaya geliş gayelerinin baki bir hayatı kazanmak için olduğunun bilincinde idiler.

Kainatta bir kanun var..

Bir yapının rusuhiyeti her zaman bir alt yapıya muhtaçtır. Eğer bu yapı rasih ve sağlam olmazsa inşada ve devamda büyük sıkıntılar çıkar en ufak bir harakette yerle yeksan olması kaçınılmaz olur. Bu bir sünnetullah kanunudur.

Mezkûr misal gibi bir müslümanın itikat dünyasının alt yapılarıda kavi ve rasih olmazsa, girdiği her imtihanda, maruz kaldığı her belada, uğradığı her musibette manevi inkıraz ve çöküş yaşamaması imkânsız hale gelecektir.

Daha açık ifade edecek olursak bir mü'minin imanı taklidden tahkike yükselmiş ise ve hakk-al yakîne yakın bir ilm-el yakin ile Cenab-ı Hakk'ın Rububiyyetini ve Vahdaniyetini ve herşeyin yaratıcısı olduğunu, her an her mahlûkun kabza-i kahrında oldugunu ne nisbette imanında, iz'anında, ikanında yakin derecesinde biliyorsa işte o müslümanın dünyasında itikada medar bir sıkıntı tezahür ve tahakkuk etmez..

Konuyu meşhur corona virüsüne bağlayıp yazımı bitireceğim..

Son bir kaç aydır sebepler dairesi haricinde meşiet-i ilahi ile ortaya çıkan bu virüs akılları baştan aldı imanları da tesirsiz bıraktı. Allah'ın kader ve kazasına iman etmiş güya iman sahibi bir çok insan taaccüp edilecek derecede bir panik ve stres hali içerisinde. 

Hemen hemen herkes google aramasında "Bela ve musibetten korunma duaları" diye yazıp içine düştüğü beladan kurtulma yolları arıyor olmuş. Bu virüs bir nevi iman terazisi oldu bi anlamda. Allah'a rücu etmek için musibet bekleyen tek ümmetiz herhalde. Oysa ki imana bulaşan virüs, insana bulaşan virüsten daha dehşetli ve tehlikelidir.

Kendi tedbirini Allah'ın tedbir ve iradesinden ileri gören itikadı zaafiyet geçiren insanlar noktasına gelinmiş.

Bütün kainat kabza-i tasarrufunda olan ve O'nun izni olmadan bir yaprak dahi düşmeyen Allah'a olan itimad ve teslimiyet, sinelerde ki mecazî imanla bir anda uçuvermiş heyhat!!

Ne diyordu asrın Bediüzzaman (r.a)'ı "hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran etmek için evvela esaslı bir iman, iman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder"..

Kainattaki bu anlaşılmaz ve müşevveş hadisatı anlamak için itikad dünyamızı sağlam taşlarla imar etmemiz lâzım ki teslimiyetimiz de o nisbette kavi ve rasih olsun. 

İşte bu sırra mebni bizlerin Cenab-ı Hakk'ın Rububiyyetini ve hikmetini anlamaktan aciz olduğumuz emirlerine inkıyad edip, beşeri tedbirlerin yanı sıra tam bir teslimiyetle tevekkül etmekliğimiz kulluğumuzun şe'nidir ve iktizasıdır..

Hassaten umumi bir musibetin mağdurları olarak umumen tövbe ve nedamet edip  Rabbimize teveccüh ederek tez zamanda bu belanın izale olması için samimi bir kalb ve lisanla dua etmeliyiz. Cenab-ı Hak asıl müsibet olan mecazî ve taklidi imanın şerrinden cümle ümmet-i muhammedi muhafaza eylesin. Vesselam...

YORUM EKLE
YORUMLAR
TEŞEKKÜR
TEŞEKKÜR - 2 yıl Önce

Makale sahibinin “İman-ı mecazi” tabiriyle ilgili izahından ikna olduğumu söyleyemem, lakin okuyucusunu muhatap alıp cevap vermesi münasebetiyle kendisine çok teşekkür ediyorum...

Günümüzde bir çok yazar, okuyucularının suallerine cevap vermek lütfunda bulunmuyorlar. Ya çok yoğunlar veya yazı yazmaktaki sorumluluk ve mesuliyetten uzaklar.

Takriz
Takriz @TEŞEKKÜR - 2 yıl Önce

İkna olmanız için birbirine yakın fikirlerde olmamız lâzım. Aynı pencereden bakmıyor oluşumuzun ihtilafı olsun madem. Bu arada teşekkürünüze rica ederim..

Metin
Metin - 2 yıl Önce

Görünmeyen virüsün bulaşma ihtimalindeki korkumuz, görünen arabanın çarpma ihtimalinden çok daha yüksek. Halbuki ikinci ihtimal birincisinden çok daha yüksek...

Neden? Çünkü; evvela evham ve vesvese musibeti katmerli bir hale getiriyor. Saniyen, arabayı gördüğümüzden onun çapmasına mani olan şeyin dikkatimiz olduğunu sanıyoruz...

MALCOLM X
MALCOLM X - 2 yıl Önce

Bize kocakarı imanı lazım..
Kocakarı olmaya talib olmak da yürek ister..
Vurana elsiz, sövene dilsiz gerek diye tarif edilmiş..
Aczmendide de aczini Allah'a karşı bilmek,
Kavi iman ile de meydan-aksiyon insanı olmak..
Her daim mümine munis, kâfire şedid olmak, kardeşine karşı da hıllet sahibi yoldaş-karındaş olmak..

SUAL:
SUAL: - 2 yıl Önce

Yazılarınızı takip ediyorum ve gayet istifadeli buluyorum. Lakin bu yazınızda mühim olduğunu düşündüğüm bir husus aklıma takıldı.
Şöyle ki;
Yazınızda “iman-ı mecazi” yerine “taklidi iman” ifadesini kullanmanız daha isabetli olmaz mıydı?
Zira ehl-i iman (hususan avam) için, taklidi imanda zaafiyet ve tehlikeler bulunmuş olsa da, imanın bir hüsn’ü mücerret olması münasebetiyle (hangi derecede olursa olsun) “iman-ı mecazi” olarak isimlendirilmesinin doğru olmayacağını fikrindeyim.
Muteber Ehl-i Sünnet kaynaklarında da bu tarzda bir isimlendirme hatırlamıyorum.
Bu tarzda tanımlandığına dair bir kaynak varsa, ismini verebilir misiniz?

CEVAP
CEVAP @SUAL: - 2 yıl Önce

Yazının dikkatinizi mucip bir kısmında imanlar taklid-i imanda bari kalsaydı diye bir tabir kullandık. Hadis-i şerife taallûk eden mânâya mazhar olabilme ikramı söz konusu çünkü . yani mecazı yine mecaz mânâda istimal etmiş olduk. Keşke taklid-i imanı bari muhafaza edebilseydik hani eskilerin imanını taklid ediyor isek bu imanın muktezası eskiler gibi tam bir teslimiyet ve tevekkül içerisinde olmaktı. Ben hali hazırda ki durumun analizini yaparak mecaz kelimesini kullandım herhangi bir kaynaktan istifade etmedim.Yine söylüyorum inşaAllah mecaz imanlar taklid-i imana, taklid-i imandan da tahkik-i imana mazhar olur inşaAllah..