KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA'NIN TARİHİ

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA'NIN TARİHİ

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA'NIN TARİHİ

İsrailoğulların da ortaya çıkan taun üzerine Davud a.s, Sahra'nın önünde Allah'a dua etmiştir ve duası kabul olmuştur. 
Bunun üzerine Davud (a.s), ümmetine; 'Allah duanızı kabul buyurmuş ve sizi bu hastalıktan kurtarmıştır, O'na bir adakta bulunun ve buraya mescid inşa edin' demişti. Fakat Davud a.s, hayattayken mescidi tamamlayamamış ve Süleyman (a.s)'a vasiyet etmişti.

Davud (a.s)'ın vasiyeti üzerine, Süleyman (a.s), İlya'yı (Mescid-i Aksâ) inşa etmiştir. 
Süleyman a.s, Kûdüs şehrinin çevresine, enli, uzun, beyaz taşlarla hisar yaptıktan sonra, Hükümdarlığın dördüncü yılında, Mescid-i Aksâ'nın yapısına başladı.
Ebu Zer (ra) diyor ki, “Resulullah (sav) Efendimize; “yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin hangisi olduğunu sordum, “ Mescid-i Haram” diye cevap buyurdu. “Sonra hangisi?” diye sordum, “Mescid-i Aksa” diye cevap buyurdu. Ben, “ İkisi arasındaki süre ne kadardır?” diye sordum. Şöyle buyurdular: “Kırk yıl.." sonra da Peygamber (sav), “ Ey Ebu Zer! Bütün yeryüzü senin için mescittir. Nerede namaz vaktine girersen orada namazını kıl. Namazın fazileti, vaktinde kılınmasındadır,” buyurdu.”
[Buhari, Enbiya, 60/40] 
Bu hadisin şerhinde, yetkili ilim adamları; 
ne İbrahim a.s Kâbe'nin, ne de Süleyman a.s Mescid- Aksa’nın ilk yapısında olmadığı, ancak nice asırlardan sonra, bunların yenileyici oldukları, Hadisi Şerif de geçen 40 yıllık zamanın maksadında, İbrahim a.s ile Mescid-i Aksa’nın yenileyici arasında bulunan Yakub a.s arasında geçen zaman olduğu açıklanmıştır. 

Bazı rivayetlerde Mâbedin; Dünya yaratılmadan önce de var olduğu ve gökte olduğu söylenmektedir.

Filvâkı; Kâbe, ilk defa melekler tarafından yapıldığı, sonra Âdem (a.s), sonra Âdem (a.s)'ın oğulları... en sonra da, İbrahim Aleyhisselam tarafından yenilendiği gibi, Mescidi Aksa'da, ilk defa Adem a.s veya melekler tarafından yapılmış, sonra Sâm b. Nuh a.s, sonra Yâkub, sonra Dâvud ve Süleyman Aleyhisselâmlar tarafından yenilenmiştir.

Süleyman a.s; Mescid-i Aksâ için, yerdeki mâdenlerden altun, gümüş ve yâkut; denizden de, türlü inciler çıkarttırdı.
Sonra, ustalar hazırlattı.
Kestirdiği türlü taşları, ustalara yontturdu. Çam ve servi ağaçları getirtti.
Ağaçlardan biçilen tahtaları, sıra sıra dizdirdi. 
Toplanan cevherleri, düzelttirdi ve süsletti. Mescid'in duvarlarını, beyaz, sarı ve yeşil taşlarla ördürdü. 
Direğini hâlis, billur taştan yaptırdı. Tavanını duvarlarını inciler, yâkurtlarla, türlü kıymetli cevherlerle süsletti. 
Mescid'in tabanına, Fîrûzec (Safirus) denilen kıymetli taşlar döşetti.
O zaman yeryüzün de, bu mâbedden daha süslüsü, daha güzeli ve daha parlağı yoktu. 
Bu Mescid; gecenin karanlığını, dolunay gibi aydınlatırdı.
İnsanlar, onun bir benzerini görmemişlerdi. 

Mûsâ (a.s)'dan kalan Tâbût'ussekîne'de Beytü'l-Makdis'e koyulmuştu.
Mescid'in köşelerinden bir köşesine de, Abanus bir Asa dikilmişti. 
Bu Asa'ya, Peygamberin soyundan gelen çocuklardan birisi dokunsa, ona hiç bir zarar vermezdi. Fakat, onlardan başkası dokunursa eli yanardı. 

Süleyman a.s, Mescid'in yapı işinden boşaldığı zaman, Sahra'nın üzerine bir kurban götürüp kesti ve: 
"Ey Allah'ım! Bana, bu mülkü saltanatı, Sen bağışladın! Üzerimdeki ihsan, Sendendir! Sen, beni yeryüzüne Halîfen yaptın! Hamd Sana mahsustur. 
Ey Allah'ım! Bu Mescid'e giren kimse hakkında, benim Senden dileğim şudur: Buraya girip içinde hâlisâne iki rekât namaz kılan kimse, anasından doğduğu günde ki gibi günahından çıkıp arınsın! Buraya giren günahkar, günahına tevbe etsin. Korkuya kapılanı, emniyete, güvenliğe kavuştur! Hasta olana şifa ver! Kıtlığa uğrayana, bolluk ve zenginlik ihsan et! Duamı kabul buyurup, dileklerimi İhsan ettiğin zaman, kurbanımın kabulünü, onun alâmeti kıl!"
diyerek dua etti. 

Bunun üzerine, Gökten bir ateş indi. Şarkla Garp arasını kapladı, Sonra, boynunu uzatıp kurbanı yüklenerek yükseltti.
Süleyman a.s, bundan sonra, İsrail oğullarının bilginlerini mescide topladı. Onlara, Mescidin Allah için yapıldığını bildirdi. O günü de, bayram edindi. Yeryüzünde, o gün ki bayramdan daha büyük ve yemesi, içmesi, o günkinden daha bol bir bayram edinilmemişti. Binlerce deve, sığır ve davar boğazlanmış, buna 14 gün devam edilmişti. 
Süleyman a.s, Mescid-i Aksa'nın yapımını tamamladıktan sonra, kendisi için de, bir Beyt (Mâbed) yapmıştı ki, bu da Kamame Kilisesi diye anılan ve Hristiyanlarca Kudüs'te ulu kilise sayılan kilisedir.

MESCİD-İ AKSÂ VE SAHRA' NIN BAŞINA GELENLER :
Kudüs'ün, Bühtunnasr tarafından zapt tahribi sırasında Mescid-i Aksa'da, yıkılmış bir müddet sonra Fars Krallarından Behmen'in müsaadesi ile yeniden yapılan Beyt-ül Makdis'i, Hirodos oğulları, Süleyman a.s'ın yaptığı şekilde ikmal etmişlerdi. Fakat, Rum krallarından Titos, onu tekrar yıldırmış, yerine ekin ettirmişti.
Rumların, Hristiyanlığı kabullerinden sonra, Konstantin'in annesi, Haçın gömüldüğü çöplükten Haçı çıkarttırarak, yerine Kamame Kilisesi diye anılan Kiliseyi yaptırmış. Yahudilerin kıblesi olan Sahra'yı da, onların yaptıklarına ceza olmak üzere, süprüntülük yaptırmak suretiyle akıllarınca öç almak istemiş. 
Sahra, Hz Ömer'in, Kudüs'ü fethine kadar, böylece süprüntülük ve çöplük olarak kalmıştı. Hz Ömer, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın İsrâ gecesinde, Beytülmakdis'e girmiş olduğu yerden girip, Davud a.s'ın Mihrabında iki rekât Tahiyyetü'l-mescid kıldı. 
Ertesi günü, orada sabah namazını da, Müslümanlara kıldırdı. Birinci rekâtta Sad suresini okuyup secde etti, Müslümanlar da kendisiyle birlikte secde ettiler.
İkinci rekâtta, İsrâ suresini okudu. 
Sonra Sahra'ya vardı, Kâ'bul'ahbar'dan, onun yerine göstermesini istedi. Kâ'bul'ahbar, arka tarafı işaret edince, Hz Ömer: "Sen, Yahûdi'ye benzedin! Yahudiliğe özendin!" dedi. 
Sonra Sahra'dan toprakları, Ridasının ve Kaftanının etekleriyle taşımaya başladı. Müslümanlar da, kendisi ile birlikte böyle yaptılar. 
Sahra'nın üzeri, toprak ve süprüntülerden temizlenince, üzerine Kır Mescidi tarzında bir Mescid yapıldı. 
Emevî Halifelerinden Velid b. Abdulmelik; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Dımaşk Mescidi hakkında yaptığı gibi, duvarlarını yükseltmek ve sağlamlaştırmak suretiyle, onun da imarına himmet edip adını hayırla andırdı. 

Hicrî beşinci yüzyıl da Müslümanların, Mısır, Şam ve Hicaz ülkelerindeki hakimiyetlerinin zayıflamasından yararlanan Haçlılar; Şam taraflarıyla Kudüs'ü ellerine geçirince, Sahra Mescidini yıkıp yerine, büyük bir kilise yapmışlar, kubbesinin başına da, altından kocaman bir Haç takmışlardı.
Kudüs, böylece 92 yıl Hristiyanların elinde kaldı.
Hicrî beşinci asrın sonlarına doğru, İslam Mücahidlerinden Selahaddin Eyyubi, Haçlılarla savaşa savaşa, Şam taraflarıyla Kudüs'ü, onların ellerinden kurtardı. Müslümanlar, Sahra kubbesinin üzerine çıkıp, büyük altın Haçı yere düşürdükleri zaman, Hristiyanların üzüntülerinden kopardıkları çığlıklarla, Müslümanların sevinçlerinden getirdikleri Tekbirlerle yerler sarsıldı.
Mescidi Aksa içindeki Haçlardan, Çanlar dan, Ruhbanlar dan, dolaşan domuzlardan içindeki dışındaki bütün pisliklerden temizlendi. İslam devrinde olduğu hale getirildi.
Mü'min ve Müslümanlar Mescid-i Aksa'nın içine girdiler. Ezanlar okundu, Kur'an-ı Kerim tilavet olundu. Yerlere sergiler serildi, direklere kandiller asıldı. Halep'te yapılmış olan kıymetli Minber de getirilip yerleştirildi.
O güne kadar ziyaretçilere örtülü bulundurulan Sahra'da, önce temiz su ile, sonra da gül suyu ve miskle yıkanarak ziyaretcilerin gözleri önüne serildi. 
Salahaddin-i Eyyûbî, Hristiyanların, Sahra üzerinden yaptıkları ve övündükleri büyük kiliseyi de, yıktırıp yerine, bugün mevcut olan Sahra mescidini yaptırdı. 
İkinci Cuma namazını da, Müslümanlarla birlikte orada kıldı. 
Mescid-i Aksâ'nın imarı için hiç bir fedakârlıktan geri durmadı.

Allah onlardan razı olsun..
II. Abdülhamid tarafından halıları ve kandilleri yenilenen yapıda, İngiliz mandası döneminde 1922’den başlayarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı onarım çalışmasını Mimar Kemâleddin Bey yönetmiştir.  
"Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” Hadisi şerifin şerhi üzerine, Sultan II. Abdülhamid; Mescid-i Aksâ hep aydın olsun diye kandiller ve gaz yağları göndermiştir.
Sultan Abdülhamid, mübağala etmek gerektir ki; Kudüs'e, etten duvarlar, kemikten kalkanlar yaptırmıştı.

Kanuni’nin emriyle inşa edilen eski şehir surları, Osmanlıların Kudüs’te bıraktığı en önemli eserdir. Surlar, günümüzde bütün ihtişamıyla dimdik ayakta durmaktadır. Kudüs eski şehri çevreleyen surların, 7 kapısı bulunmaktadır. Bunlardan 6’sı Kanuni döneminde yeniden inşa edilmiş olup, Kanuni’nin yaptırdığına dair kitabeleri yer almaktadır. Sadece “Yeni Kapı” Sultan İkinci Abdulhamid döneminde açılmıştır.
Günümüzde Müslümanlar; eski şehrin Şam, Sâhira ve Esbât kapılarını.. Hristiyanlar; Esbât, Cedîd ve El Halîl kapılarını..
Yahudiler ise; Meğâribe, Nebî Davud ve El Halîl kapılarını yoğun olarak kullanmaktadır.
Esbât kapısı, Kanuni'nin gördüğü rûya üzerine yaptırdığı, "Arslanlı Kapı"dır.

21 Ağustos 1969 tarihinde fanatik bir yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescidde Nûreddin Mahmud Zengî’nin yaptırdığı Halep'ten getirilen, nefis ahşap minber de yanmıştır. Yangından kurtarılmış olan minberin birkaç tahtası İslâm Müzesi’nde teşhir edilmektedir. Yapı sonraki yıllarda aslına uygun biçimde imar edilmişse de yahudilerle Araplar arasında halen süren çatışmalar sebebiyle, zaman zaman yine saldırı ve tahriplere mâruz kalmaktadır. Mescid-i Aksâ diğer mescidlerde olduğu gibi medrese hizmeti de vermiştir. Kütüphanesi Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Kudüs’ü tekrar fethinin ardından daha da zenginleştirilmiştir.


1.Kaynak; M. Asım KÖKSAL/Peygamberler Tarihî

HürAvaz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER