KALP MUAMMASI

        Kalp; insanın maddi vücudunda ve manevi cephesinde önemli bir mevkiye sahip, hayatın temerküz ettiği, bir Lütf-u Rabbanidir. Elektrik trafosu gibi vücuttaki her bir organ enerjisini kan vasıtasıyla kalpten alır. Kalp bir orkestra şefi gibi davranır. Her biri kendi enstrumanında usta sanatkarları umumi maksat olan musiki terennümlerinde ki estetiği yakalamak için lüzum olan tesanüd organizasyonunu orkestra şefi sağlar. Aksini düşünelim, şef olmazsa enstruman çalan sanatkarlar ne kadar da usta olsa şefin yönetimine tabii olmazsa orkestranın icrası gürültü olur.
         Aynen bu temsilde ki gibi kalbin vücudda ki fonksiyonu orkestra şefi gibidir ve organlarda orkestrada ki enstrumanist gibidirler. Kalp onlara temiz kan gönederir. Bu temiz kanı alan her bir organ vücudun umumi heyet-i hayatına hizmet eder ve vazifesini kalbin işaret ettiği istikamette yapar.
       "Hayat Vahdet ve ittihadın neticesidir." Mübarek kelamından, müşevveş kabiliyetimizin istifazasını yazdık ve yazmaya devam ediyoruz.
         Maddi vücudda kalp hayat merkezidir demiştik. Aynen öyle de kalbin çalışmasına, icraatına bakıldığında mevzuu aklın idrakının çok fevkındedir. Fen ilmi kalbin ef'al ve zahir yapısını tanımlamış, niçin sorusuna cevabı yoktur.Fen yalnızca "Nasıl" sorusuna bakar ve onu anlamaya çalışır, "Niçin" sorusuyla ilgilenmez.
         Risale-i Nur da bil mana söylenen:" Üç şey perdesiz tecelli eder; Hayat, Rahmet, Vahdet."  Hükmü mucibince perdesiz tecelli eden hayatın vücuddaki arşı olan kalpte bu perdesiz tecelliden payını almıştır. Çünkü; doğumdan ölüme kadar durmaksızın kasılıp-gevşemesi,temiz kanı pompalayıp kirli kanı çekmesi ve temizlemesi... Daha da detaylandırırsak kalbin yapısının, çalışmasının esbap perdesiyle izahı olmayarak direkt İlmin, İradenin ve Kudretin tecellisiyle yüzleşiriz. 
         Şimdi maddi vücudda ki kalbin ahvalini projeksiyon yapıp manevi kalbe geçelim.
         Aynen maddi vücudta ki kalbin vazifelilik pozisyonu neyse batın-ı kalp dediğimiz manevi kalbinde hisler halitası olan insanın manevi cephesinde ki pozisyonu aynıdır. Onda da perdesiz tecelli vardır. Bunun en büyük göstergesi kalbin mahall-i iman olmasıdır.
         İman bir nurdur. Kesbin neticesi değildir. Perdesiz tecelli eder. Kalbin hissiyatı muhabbettir.Kalp muhabbetle yöneldiği şeye diğer hisleride tevcih eder.
         Kalbin mahall-i iman olması neticesinde Vahdet tecelli eder.Yani kalpte esasen bir şeye muhabbet olur.Diğer muhabbetler o tek şeyin zımmında kalır.
         İnsan yaradılış itibarıyla kendi nefsine muhabbet eder. Diğer bütün muhabbetler kendi nefsine olan muhabbetin zımmında kalır. Misal: Evladını sever ki evlat sevgisi fıtridir, şefkattir.Aşktan çok üstündür. Her insanda, ister kafir olsun, ister mü'min olsun bu şefkat vardır.Fakat ehl-i dünya bu şefkat hissine kendi itikadı itibarıyle yön verir.Kalpde ki muhabbet kendi nefsine olduğu için onun muteber metaası dünyadır, maddedir. Onun için çocuğunu Kur'an kursundan alır ve Avrupaya tahsile gönderir.Yani evlat şefkati, evladına dünyayı tahsil etme yönünde istikamet çizer. 
          Oysa bir mü'minin kalbinde imandan gelen muhabbetullah olduğu için şefkat hissi ahireti kazanmak, kazandırmak yönünde istikamet çizer. Evladını Kur'an kursuna verir. Ahiretini kazanma yönünde evlat sevgisine istikamet verir. Yaradılış gayesine mutabık bir huzur ile Rızay-ı İlahiyeyi tahsil etme yolunda kabiliyetince ömrünü hasreyler.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Aczimendi
Aczimendi - 1 yıl Önce

Allah ebeden razı olsun inşAllah çok faydalı bir yazı olmuş..tatbik etmek dileği ile

Mehmed
Mehmed - 1 yıl Önce

Allah razı olsun