KIRIKKALELİ SÜLEYMAN

   Ah Süleyman ah…
   Bu nasıl giriş cümlesidir? Sen nasıl edebiyatçılıktan dem vuruyorsun, Erdal?
   Eğer Süleyman’ı tanısaydınız, bu suali sormazdınız. O öylesine mücessem bir duygu, muhabbet ve sadakat yumağıydı ki onu tanıyan birisine “haydi bana Süleyman’ı anlat” desen, “ah Süleyman ah…”  der ve peşine üç nokta koyar.
   İşte esas Süleyman’ı anlatan bu üç noktadır. Süleyman’ın hatırasından gelen sıcak, devasa muhabbet ve sadakat selini taşımaya kifayet-i kelime mukavemet edemiyor. O yüzdendir ki zahir alemde bir hiç olan fakat kalp, ruh ve mana aleminin ifadesinde mukavemeti yüksek üç noktayı kullandım, Süleyman’ı anlatırken.
   Süleyman kısa boylu ve tıknazdı. Sağlam, kuvvetli bir fiziği vardı. Çok becerikliydi. Hiç bilmediği bir işi yapılırken biraz seyretsin, hemen ortalama bir usta fiiliyatıyla işi yapmaya başlardı. Sinesinde ki yüksek muhabbet o işin ruhuyla temasa geçer ve o işin künhüne inerdi.
   Deseler ki Süleyman’ı iki kelimeyle anlat:  1)MUHABBET   2) SADAKAT.
   Bu iki vasfın cem olup, sistemleşip tek bir surete dönüştüğü bir ikinci kişiyi ben tanımadım. (Yanlış anlaşılmasın, yoktur demiyorum. Ben tanımadım.) Süleyman’ın aleminde muhabbet ve sadakat öylesine girift bağlar ile tesis edilmiş ve tek bir surete dönüşmüş ki; sadakatin külfetinde öf demeden ve öf demediği gibi o külfeti muhabbet saikasıyla cennet hurileri suretine getirir, aşk ile çalışırdı; muhabbetin yüksek rehavet ve cezbesinde sadakatin külfetini alır, el ele tutuşur ve zikir ederdi.
   Şimdi Allan rızası için söyleyin, böyle bir meşrep, böyle bir kabiliyet hangi sıklıkla görünür? Kasem ederek söylüyorum: Eğer Süleyman herhangi bir tasavvuf berzahına girseydi, olabilecek en kısa sürede o tarikatın en üst makamlarında gezen kendi zamanının aktabı olurdu. Fakat bunu elinin tersiyle itti.İhlası seçti. Allah bana yeter dedi. Aczmendi oldu. Cezaevine girdiğinde kızı bir yada bir buçuk yaşındaydı. Orada hastalandı, hastalığı ölüme yaklaşınca terhis ettiler. Ve bir hafta sonra vefat etti.
   Bizim gibilerin külfet diye tanımladığımız ef’aller ona göre muhabbet saikasıyla cennet çiçekleri gibi kokan şeylerdi ve doya doya koklardı. Yani ortada yapılacak bir iş mi var; hemen durumdan vazife çıkarır ve o işi yapmak için dalardı. Fakat Süleyman farklıydı. Örneğin, ben bir işi yapmaya kalksam, aklımdan “bu bir külfet, sıkıcı bir şey fakat kimse yapmıyor ben yapıyorum.Sevap kazanıyorum” cümleleri geçer. Fakat Süleyman o işi yaparken, bizim külfet diye tanımladığımız kısma öyle bir muhabbet tevcih ederdi ki, onun için o iş külfet değil; muhabbet duyduğu birisine sarılmak, Hacı Efendinin elini öpüp onun tebessümlü nazarına hedef olmak gibi bir ulvi, uhrevi, ihlaslı bir zevk unsuruydu. Muhabbetle yaptığı o işten dolayı, azim bir şefkatle baktığı gardaşlarının yararına bir iş yaptığı için de azim bir şevk deryasına düşerdi.
   Bir keresinde bana bir anısını anlatmıştı. Kendisi okula giderken, biriyle kavga etmiş ve karşısındakini dövmüş. Çocukta sopa yiyince ağlamış. Süleyman’da, şefkat kahramanı, oturup dövdüğü çocuğa sarılıp onunla ağlamış.
   Eskişehir Cezaevindeyken, ramazanda sahuru yaptık, imsak çıktı.Ben lavaboya doğru gittim. Baktım ki Süleyman ile birkaç arkadaş oradalar, ayaküstü sohbet ediyorlar. “ Sakın su içmeyin, imsak girdi” dedim. Bu cümlem biter bitmez lavaboda ben su içmeye başladım.Herkes şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Sonra, ben ne yapıyorum diye başımı kaldırdım. Gerçektende unutup su içmiştim. Süleyman kardeşim bana epey gülmüştü.Ne kadar da tatlı gülüyordu…
   Yanlış bilmiyorsam Aczmendiliği Şık Feyzullah Efendi'den (k.s) tanımıştı. Meşrepleri çok benziyordu. Beni Rahmetli Feyzullah Efendi için bir kanaatim vardır: 100 seneye sığacak bir muhabbeti ve hizmeti  kısa bir ömre sığdırdı ve gitti.Aynı kanaatim Süleyman için de var.
   Cezaevinden çıktıktan sonra ben bir müddet Ankara’da ikamet ettim. Süleyman’ın eşi ve kızı da Ankara’daydılar.Eşimle görüşüyorlardı. Kızının ismi Hafzanur idi.4-5 yaşlarındaydı. Bir seferinde onu Gençlik Parkında lunaparka götürüp gezdirdim.Sonra dolmuşa binip Sincan’a döndük. Dolmuşta kucağıma aldım, göğsüme başını yaslayıp uyudu. Bende onun saçlarını kokluyordum. Çünkü Süleyman kokuyordu.
   Şimdi genç kız olmuştur Hafzanur. Eğer bu yazıyı okursan Hafzanur, altına sadece “Erdal amca” diye not düşersen gözyaşlarımı tutan bendin kapaklarını açmış olursun.
   Süleyman askerdeyken guatr kanseri olmuş, orada tedavi olup atlatmış. Cezaevine girdiğinde sağlamdı.Hapis süresinin son yılında hastalandı. Sinmiş olan kanser akciğerde kendini gösterdi. Sonra onu tedavisi için Ankara’ya aldılar. Ulucanlar Cezaevinde bir müddet Hacı Efendi ile beraber yatmış. Hacı Efendi anlatmıştı: Hastalığının ölüme yaklaştığı o bitkin zamanlarında bile kalkıp iş yapar, yemek hazırlarmış. Hacı Efendi ne kadar söylese de Süleyman hayatının son damlasını bile hizmete harcayıp devam ediyormuş. En sonunda Hacı Efendi “ Emrediyorum, iş yapmayacaksın” demek zorunda kalmış. 
   Süleyman sen gittin, Aczmendinin manevi ordusuna katıldın, Şık Feyzullah Efendinin, Bekir ağabeyin yanındasın.
   Ya biz, ya Kırıkkaleli Selman, Kasım, Ali Haydar, İsmail, Mehmed… sensiziz. Tavrımız Emr-i İlahi’e itiraz değil,  haşa! Fakat kalbimizin sana ait köşesi halen yanıyor, ne yapabiliriz.
   AH SÜLEYMAN AH…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mesut eke Bursa
Mesut eke Bursa - 7 ay Önce

ALLAH CC RAHMET EYLESİN MEKANLARI CENNET OLSUN Amin amin amin

O.Akboğa
O.Akboğa - 7 ay Önce

Merhum Süleyman Efendi de, Bekir Efendi de rejmin tabutluklarından şehadet şerbetini içerek kahramanca Hakka yürüdüler. Ne mutlu davası için yaşayan ve davası uğruna ölen kahramanlara. Rabbim ebediyyen onlardan razı olsun ve bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin.

Fehmi
Fehmi - 7 ay Önce

Mekanın cennet olsun.

Yumurta çorbasını yapardı. Neyim var ki..
..hizmetimi şefaatçi
İsyeyecegim diye takılırdı.

Mekanın cennet olsun...

yakup Akkuş
yakup Akkuş @Fehmi - 5 ay Önce

evet bende onun sayesinde o yemeği tanımıştım. Allah rahmet eylesin

Bedii
Bedii - 7 ay Önce

ah Süleyman...

Fatih seven
Fatih seven - 7 ay Önce

Evet Erdal abinin dediği gibi, ah Süleyman abi ah... Erdal abi Süleyman abiyi anlatırken 1)MUHABBET 2)SADAKAT dedi bende cezaevinde kader birliği yaptığımız Süleyman abi için 3)CESARET diyorum. Yaklaşık 90'a yakın aczmendinin Eskişehir özel tip cezaevinde kapına sıgmıyorlardı. Adli mahkumlara tebliğ failletleri cemaatle namaz, tesbihat, risale-i Nur dersleri belli bir zümreyi rahatsız etmiş ve bu kuvveyi maneviyeyi kırmak istiyorlardı. Bütün hazırlıklarına yapan rejim bulunduğumuz bloka kara basan gibi jandarmasıyla gardiyan ordusuyla baskın düzenlediler. Bizi havalardırma meydanına toplantılar. Belli ki niyetleri kötü idi. İnancımızdan ve davamızdan ödün vermeden ne konuştuk ise sulh varmadılar. İknada olmadılar. Saklanmış itfaiye erlerin ortaya çıkmasıyla tazyikli suların üzerimizi sıkmaları ve jandarma jopları onlara karşı mukavetimiz. dillerde Allah nidaları ve tekbirler bütün sesler birbiri girmiş, büyük bir karmaşa küçük bir kerbeladı. Bizi 3 kısma ayırtılar. Süleyman abi ile yaklaşık 20 kişi aynı grupdaydık. Cezaevinde bize yer bulamadılar. Ve mecburen eski bulunduğumuz bloka getirdiler. Büyük bir zafer edasıyla gelen gardiyanlar. Bizi değil havandırmaya koguşumuzun koridorla bağlantısını kesmek için bizi koğuşa tıkım kilit vurmaya kalkınca o muhabbet fedaisi olan Süleyman abi mutfaktan büyük bir tava alıp tek başına mücadele edip onları bozguna ugratıp kaçırması gözlerimin önünden hiç gitmez. Dile kolay 23 sene oldu. Hizmetiyle muhabbetiyle cesaretiyle. Ah Süleyman abi ah..

Seyfullah Amca
Seyfullah Amca - 7 ay Önce

Allah şefaatine nail eylesin.. Çok şükür ki o günler yaşandı.. İştirak i amal heybesine doldu.. O vakit şehadeti kaçırdık . Allah akıbetimizi hayretsin..

Ubeyd
Ubeyd - 7 ay Önce

Allah razı olsun.

Hacı mehmet uveyik
Hacı mehmet uveyik - 7 ay Önce

amin Allah rahmet etsin ve bizlerde o kardeşlerimizhasreylesin