KUANTUM; ENE VE ZERRE

           Başlıkta imla hatası yok. Kuantum fiziği; ene ve zerrenin marifet/ine/sizliğine bakıyor ve iki kere iki dört eder bir matematiksel gerçeklikle, tesir-i hakikiyi eşyanın elinden almakla kalmıyor, enenin mevhum uluhiyetine son verip onu yokluk ve hiçlik kuyusuna atıyor.

           Nasıl mı?
           Bunu anlamak için kainatın "temel yapı taşı" atoma yolculuk yapmamız gerekiyor.
           "Hangi atoma?" diyeceksin şimdi.
           Öyle ya; Demir var... Crom var... Oksijen var... hangisine...?
           Herbirinin atom sayısı ve buna bağlı olarak özellikleri farklı farklı... Öyle değil mi?

           Hiç fark etmez... Bugüne kadar tesbit edilebilmiş 118 element'ten istediğinin atomuna gidebiliriz. Zira hangi elemente gidersek gidelim, "Bizde bir marifet ve farklılık yok. Bakmayın siz atom sayılarımızın değişkenliğine. Hepimiz "TEK BİR" zerrenin inşaa ve idaresi üzerinde duruyoruz" diyecekler.

           İnanılır gibi değil...
           Öyle ya herbirinin özellikleri farklı farklı.
           Kimisi katı, kimisi sıvı, kimisi gaz... Kimisi sert, kimisi yumuşak, kimisi akıcı...
           Öyle ama... aslında öyle değil...
           İşin hakikatinde eşyanın görünen tüm bu özellikleri, onun zahiri bir sureti. Ve bu suretle, hayat çok daha kolay ve yaşanılabilir bir hal gösteriyor olsa bile eşyanı batınında, işin mebdeinde, atomun çekirdeğinde, kuantum fiziğinin temelinde tek bir gerçek var; o da zerre...
           Atomda, zerre... İnsan da ene...

           Dur hemen itiraz etme. Beni bir dinle.
           Senin itiraz ettiğine Dünya'nın en önemli bilim insanları bir asırdır itiraz ediyor oldukları halde ellerine birşey geçmedi. Bilakis her geçen gün hayretten hayrete gark olup, acziyetlerini itiraf etmekten başka birşey gelmiyor ellerinden.

           Halbuki önceki asılarda ne kadar mağrur ve kendini beğenmiş bir vaziyetleri vardı, hatırlasana...
           Bütün elementlerin atom sayılarını bulmuş, bir eli cepte bir vaziyet içerisinde kara tahtanın başına geçip, anlata anlata bitiremiyorlardı; "Elementleri birbirinden farklı kılan atom sayılarıdır...daha içeri yörüngelerde elektron ve proton vardı... böyle paylaşırlar... öyle kaynaşırlar... şöyle zıtlaşırlar..." diye izah ederken; Demir'in sertliğinden, Carbon'un kararlılığından bahsederken; kullandıkları herbir hesap, yaptıkları herbir deney, buldukları her bir icad adeta o elementleri Cenab-ı Hakk'ın sevk ve idaresinden, tasarruf ve terbiyesinden çıkarıp müstakilleştiriyordu. Bu müstakilliyetten de en büyük payı elbetteki ene alıyordu. Zira başta kendisi olmak üzere, Allah'ın mülkünden çıkarılan her bir eşya (cansız eşyanın kendisinde bir tasarruf, ilim ve irade bulunamayacağından) insandaki enenin uluhiyet dairesini genişletiyordu.

           Öyle ya tüm bu formüller ve hesaplamalar, "cansız eşyanın Cenab-ı Hakk'ın sevk ve idaresine muhtaç olmadan hayatını idame ettiğine işaret ediyorsa" hayattar ve çok daha sanatkar olan insan, neden Allah'ın emir dairesine mahkum kalsın ki? Ve madem -hâşâ- bir yaratıcı yok veya yaratsa bile eşyayı kendi haline (tabiat kanunlarına) bıraktı, neden sahipsiz kalmış tüm bu eşyanın sahibi insan olmasın ki?

           Materyalist bilim insanlarının, ilmi dinsizliğe alet eden bu yaklaşımları, ilkokuldan üniversiteye bütün eğitim müfredatlarına "sözüm ona ilim adına" işlendi. İki asırlık bu toplum mühendisliği ve algı yönetimi sayesinde, yetişen ateist ve deist nesilleri geçtim, maalesef biz Müslümanlar dahi, hakiki tesir ve icadı eşyada görecek veya kendimize hamledecek bir vaziyet içerisine düştük. Dilimizde ve gönlümüzde kelimey-i tevhid; akıl, tefekkür ve teslim dairemizde tabiatperestlik hakim oldu.

           Lakin bereket ki, fen ve felsefe geldiği bu noktada durmadı. Uluhiyet alanını genişletmek için -son yüzyıldaki teknolojik gelişmelerden de istifade ederek- daha derinlere daldı.

           Yüzyılın başında "Maddenin en küçük yapı taşı ve parçalanamaz" kabul ettiği atomu parçalayıp, çekirdeğe indi. İndi inmesine lakin bir daha çıkamadı. Atom'un çekirdeğindeki "kuantum zerresi" önce bilim insanlarını ve akabinde tüm insanlığı Cenab-ı Hak adına teslim aldı. Ve o zerre ve esaret bizlere gösterdi ki; ne Demir'in maarifeti kendindenmiş, ne Karbon'un ne suyun... Herbir mevcut, Vacib'ül-vücudun emrindeki tek bir zerrenin inşaa ve ihyasının bir sonucuymuş.

           Ve çok daha önemlisi; o zerrenin (tüm marifet ve sanat kendindeymiş gibi gözüktüğü halde) söz söylemeye ne kadar hakkı ve haddi varsa; insandaki istidat ve kabiliyetlerin, zevk ve tercihlerin, meyil ve cazibelerin mebdeinde (çekirdeğinde) bulunan enenin de o kadarlık bir had ve hududu varmış.

           Velhasıl; Hayatın idamesi için nasıl ki eşyaya mevhum (aslında olmayan) bir tasarruf ve kabiliyet verilmiş, aynen öyle de beşeri münasebetlerin tanzimi için de eneye mevhum bir kılıf giydirilmiş. İşin hakikatinde eşyanın kendine mahsus bir tasarrufu mevzubais olmadığı gibi aynen öyle de enenin dahi kendine ayit bir marifeti sözkonusu değildir. Tüm mesuliyet veya mükafatlar, cüz-i iradedeki ufak bir meyilden ibarettir, vesselam...

           Cenab-ı Hakk rızasına meyleden kullarından eylesin (amin) 

YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmed
mehmed - 4 ay Önce

Amin
Allah razı olsun.

Karaca
Karaca - 4 ay Önce

Atomda zerre… İnsanda ene…
Çok güzel bir yazı elinize sağlık

Tamer acımaz
Tamer acımaz - 4 ay Önce

Allah razı olsun

Sedat ince
Sedat ince - 4 ay Önce

Allah razı olsun..istifade ettik..

Ali Bekir
Ali Bekir - 4 ay Önce

İlmi dinsizliğe alet eden materyalist bilim insanları..

kahya
kahya - 4 ay Önce

ateizmin bittigini kabul ediyorlar..
bilim ve teknoloji bunu bitirince dinsizler
yeni bir şeytanlık çikardılar deizm diye..
fakat distlerin itiraz ettigi konularida elhamdulillah risale i nur hepsini halletmiş..peygamber efendimiz a.s.v kabul etmemeleri kur'âni kabul etmemelerine mektubat da hz zeynep annemizle izdivac meselesi 19 mektup
10.söz 25 söz 30 söz ene bahsi ve risale i nurun bir çok meselesi taaa bugünleri gorerek yazilmiş ve bu meselelerde risale i nur şımşek gibi mualiflerine şiddetle çarpmakda ve ehli zindikanin ve küfrün fikirlerini çürütmekde onlarin bu zamandaki şeytanliklarina sed çekmektedir.

Şeref kazıcı
Şeref kazıcı - 4 ay Önce

Amin amin amin Allah razı olsun rabbim bezleri razı olacağı hallerle hallendirsin amin

ilker inanlı
ilker inanlı - 4 ay Önce

Yüreğine sağlık üstadım
Evet nasıl bakarsan öyle görürsün..
Felsefe gözlüğüyle bakan bir zerre de boğulur.Sahili selâmete çıkamaz. İman gözlüğüyle bakan zerrede de şemde de Allahın varlığını birliğini görür..