LÂLE BAHÇESİ-2 (DOSTLUK MİHENGİ)

Bir önce ki yazımızdan devamla kaldığımız yerden yazmaya başlayalım..

 
Delikanlı cami avlusunda oturanlara doğru yürüdü. Yüzünün, kulaklarının yandığını hissediyordu. Yaklaşıp, oradakilerin şaşkın bakışları arasında adamcağıza bir tokat vurdu. Ama adam bırakın karşılık vermeyi, ses bile çıkarmadı. Bir kez daha kendinden utandı delikanlı ama henüz işi bitmemişti. Hırpalamaya başladı adamı, bir tokat daha vurdu.
Mütemalik bir kişiliğe sahip olan bahtiyar adam birşeyler anlamıştı sanki. Delikanlıyı kollarından tutup kendine doğru çekerek kulağına fısıldadı:
- Evlat, var git babana selâm söyle. Biz öyle bir tokada lâle bahçesini bozmayız..
Eveet!. Şimdi bu hikâyeden iktibasla bizler de çevremizdeki dost bildiğimiz insanları hikâyenin mizanıyla mihenge vuralım. Fakat aynı dostluk mihengine kendimizi de vuralım. Dostluğumuzun ayarı ne kadar ve dostlarımız kaç ayar, taa anlayabilelim. Bakalım bizim kaç lâle bahçemiz olacak.
Açıkça ifade etmek gerekirse, bırakın bir tokada lâle bahçesini bozmayı, bir kelime ile dahi nefsine ve menfaatine dokundursanız o lâle bahçesinin altını üstüne getirir, sizi de o bahçeye lâle diye dikerler alimallah..
Bir kere bahsettiğimiz dostluk hakikatine, ne bu asır ve ne de bu asrın insanları karakter olarak müstaid değiller. Umumu teşmil suretinde söylemiyorum ama kısm-ı azamı böyle maalesefki. İnsanlığın, ahlâkın, hassasiyetin, fedakarlığın ve merhametin bittiği bir zamanın mağdurları olarak böyle bir dostluğun ancak narasını atar, türküsünü çığırırız. Ve bence bu hususiyetteki dostluğun bu zaman itibariyle hükmü kalkmış durumda diye düşünüyorum..
Dünyevi dostluklar ve arkadaşlıklar kabir kapısına kadardır demiş son asrın bedisi Saidi Nursi r.a. Demek dostlukların semeredar olması için uhrevî olması lâzım. Bir dost ki seni Allahtan gafil, ahiretten bîhaber, dinden de ırak ve uzak ediyorsa o hakiki dost ve arkadaş olamaz. Dostluk, maddi ve süfli menfaatlere dayalı, kişisel çıkar karşısında kurulan bir ilişki değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam ilmihalinde dostlukla alâkalı şöyle bir hadis yer alır. "Eski dostluğu devam ettirmek, imandandır." Ve dostlukta kıdem esastır. Dostluk, diğer bir mânâ ile nasip meselesidir. Öyle ben şununla dost olayım olayı değildir. Bir hatırlatma: " katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlardır dostlarımız." Her olumsuz hadisede lâle bahçesini bozan değil, her koşulda dostluk bahçesine bir lâle daha dikebilendir dost.
Sınanmamış bir dostluğun edebiyatını yapmak değil niyetim fakat dost dinlendirendir, serinlik verendir, susuzluğunu giderendir. Said Yavuz'un dediği gibi: Yüzler vardır, ruhun susamasını dindirir. Bir de yüzler vardır, incitmeyi marifet bilir ve pişkindir..
Dost deyince dostların şahı Ebu Bekir-i Sıddık r.a geliyor aklıma. Efendimizin en sadık dostu ve her hayırda olduğu gibi dostluğun da zirvesini kimseye kaptırmamış kutlu yaver Ebu Bekir r.a.
Zamanımızda böyle bir dostluğu elde etmek Mümkün mü? Tartışılır..
" Kişi kendine benzeyenlerle arkaş (dost) olur." Bu hadis-i şerifin dürbünüyle bakacak olursak oturup kalktığımız arkadaşlardan nasıl bir ahlâka ve tıynete sahip olduğumuzu anlayabiliriz herhalde..
Yine bir hadis-i şerifde, " iki dost, iki el gibidir, birbirlerini yıkar, temizlerler.
Ulemalar ve veliler dostluğun edep ve erkanı hakkında çok hakikatli sözler söylemişler. Bu edep ve erkanı burada yazmak uzun olacağından, bir kaç kelâm daha edip bitireceğim. Arzu eden Erzurumlu İbrahim Hakkı hz'nin marifetname eserinden dostluğun mahiyetine dair bölümü okuyabilir.
Dostluk ve kardeşlik ahlâkı penceresinden bakacak olursak çok kuvvetli bir biçimde kardeşlik ahlâkına ihtiyacımız var. "Eşyayı dahi incitme" diyen bir medeniyetin mensuplarıysak ne olursa olsun birbirimizi incitmekten imtina etmemiz lâzım. Kardeşlik ve dostluk ahlâkının vazgeçilmez başlıklarından birisi de hürmet meselesidir.
"Dostluk ve hukuk, birazda karşı tarafın hissiyatına ve hassasiyetlerine hürmet etmektir." Fakat maalesef ki bu hürmetin hukukuna hürmet edilmediği gibi, ne karşının hissiyatına saygı, ne hassasiyetine duyarlı, ne de fikirlerine olumlu bakılıyor. İşin tenkit kısmını söylemiyorum bile. Tabi bu menfi tavır ve duyguların altında her şeyde olduğu gibi yine enaniyet yatıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir..
Hulâsa, bütün hatalarımızı ve suçlarımızı tenkit edip sorgulamadan kendi lâle bahçesine gömüp, üzerine lâle fidanları diken dostlarımız olmayabilir. Ama ALLAH Yar, ALLAH Baki, ALLAH Ebedi ve ALLAH Sermedi diyip, Allah ile dostluğumuzu kavi tutup terakki ettirelim inşaallah.
YORUM EKLE
YORUMLAR
Okuyocu
Okuyocu - 2 hafta Önce

Allah için olan dostluklar bir hayatı ibadete çevirir..kaleminize sağlik..çok güzel bir makale

EBUZER EYYUBÎ
EBUZER EYYUBÎ - 2 hafta Önce

Bir hatırlatma: " katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlardır dostlarımız."
YAZI MUKEMMEL DE BU SÖZ, DOSTLUK MİHENGİNE VURULANDA ÖLÇÜ TUTMAZ.
DOSTLUK AYNI ZAMANDA KATLANMAKTİR VE DAHİ KATLANİLABİLMEKTİR..
NAZ YAPABİLMEK,
NAZ CEKEBİLMEKTİR DOSTLUK.
ALLAH RAHMET ETSİN ÖMER LÜTFÜ METE BİR YAZİSİNDA DER Kİ : BEN DUASI HER DAİM KABUL OLAN BİR VELİ ZAT TANIDIM..
BİR GÜN SORDUM , EFENDİM NEYE HASSASSİNİZ DEDİM.
BEN DEDİ HAYATİM BOYUNCA HİÇ KİMSEYE KİRİLMADİM.
O YAKİN HALİ ; ONA , DUAYA İCABET LÜTFÛ OLARAK DÖNDÜRÜLMÜŞ.
DOST ODUR Kİ ; CANİNİ VERİRKEN BİLE DOSTU İÇİN DAHA NE VEREBİLİRİM DİYENDİR.
BİNBAŞI ASIM BEY GİBİ.

Aczimendi
Aczimendi @EBUZER EYYUBÎ - 7 gün Önce

O nasıl bir dostmuş ki dostuna eza verip sonrada katlanmasını bekler. Seven sevdiğini incitmekten içtinab eder sakınır. Ve dostluğu ifade eden şöyle bir söz vardır. " Dost, acı söyleyen değil, acıyı incitmeden tatlı söyleyendir." Demek dostluk mihenginde dostu kırmak incitmek yoktur. Doğruyu bile söylerken acıtmadan kırmadan söyleyebilendir dost. Bizim dostluk anlayışımız bu..

Mehmet Murat
Mehmet Murat - 2 gün Önce

ALLAH C.C E BEDEN RAZI OLSUN AMİN AMİN AMİN