MÂKUS KADERDEN KAÇIŞ YOK!

     Krizler fırsatları beraberinde  getirdiği gibi fırsatçıları da deşifre edip ipini pazara çıkarır. Turnusol gibi iyi günle kötü  gün dostlarını, dostumuzla düşmanımızı ayırt etmemizi sağlar. Bütün dünya koronavirüsle mücadele ederken ve insanlık can derdindeyken, CHP zihniyeti her zaman olduğu gibi korona  üzerinden de fırsatçılık yapmaya devam ederek iktidar devşirmeye çalışıyor. Koyun can derdinde kasap et derdinde. Millet can derdine düşmüş, evi ocağı yanıyor bunlar yangından mal kaçırıyor. Utanç verici bir şekilde daha önce Elazığ ve Malatya depremlerinde  yaptıkları gibi yine insanların mağduriyetleri üzerinden siyasi rant toplama peşindeler. Ülkenin ve milletin başına gelen musibetlere sevinerek  mal bulmuş mağribi gibi neredeyse zil takıp oynayacaklar. Akbabalar gibi milletin başına tünemişler dört gözle vaka sayılarının ve can kayıplarının artmasını bekliyorlar. Bağış ve yardımları bile siyasi bir şova dönüştürdüler ve siyasi amaçlarına ulaşmanın bir parçası haline getirdiler. Felaket ve kriz tellallığı yapan CHP’li belediyeler, evlere dağıttıkları ekmeklerin yanında propagandalarını yapan Sözcü gazetesini bedava veriyorlar. Belli ki amaç karın doyurmak değil, beyin yıkamak.
     Bütün dünyayı tehdit eden ve toplu ölümlere yol açan küresel salgın bile içeriden ve dışarıdan Türkiye’ye yönelik saldırıları durduramadı. Avrupa, Amerika, Birleşmiş Milletler  ve Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel kurumların bile müdahaleden aciz kaldığı ve iflas edip karaya oturduğu  bir dönemde Türkiye koronavirüsle mücadelesinde dost düşman herkesin takdirini kazanırken ve iyi bir sınav verirken, CHP ve yandaşları ise takdire şayan verilen bu mücadeleyi karalamayı ve her zaman ki gibi darbe çığırtkanlığı yaparak gündemde kalmayı tercih etti. Ne zaman darbe söylemi yada Türkiye düşmanlığı bahse konu olsa CHP hemen o işin merkezinde yer alıyor ve Türkiye düşmanlarıyla aynı safta buluşarak onlarla işbirliği yapıyor. 
     Özellikle sosyal medyada bindirilmiş kıtalarla infial uyandıracak tarzda provokatif haberleri yayarak kitleleri sokağa dökmenin ve siyasi bir ayaklanma çıkarmanın hesabını yapıyorlar.  Gece tilki ile plan yapıp kurt ile sürüye dalıyorlar, gündüz ise koyun postuna bürünüp çoban ile yas tutuyorlar. Bir taraftan da Cumhuriyetin efendileri  olarak yine millete parmak sallamaya başladılar. Erdoğan ile Menderesi kıyaslayıp “mâkus kaderden kaçış yok” diyerek darbe ve idam tehditleri savuruyorlar. Eski Türkiye özlemiyle yanıp tutuşarak vesayeti yeniden hortlatmaya çalışıyorlar. Saray rejimi yıkılacak yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti gelecekmiş! Erdoğan, partili Cumhurbaşkanı olduğu için Türkiye Cumhuriyetini temsil edemezmiş ve kendilerinin Cumhurbaşkanı olamazmış. 
     Mustafa Kemal de İsmet İnönü’de partili Cumhurbaşkanı değil miydi? Bunların istediği, asker emeklisi din düşmanı darbeci bir Cumhurbaşkanı gelsin, İslam’a salya sümük saldıranları devletin kritik noktalarına atasın, İslamı yeniden devletin iç güvenliğini tehdit eden unsurlar arasından devletin  öncelikli düşmanı ilan etsin,  Milli Güvenlik Kurulunu toplayarak  irtica fişlemeleriyle namaz kılan, eşi başörtülü olan subay -astsubayların görevine son versin . Cumhurbaşkanlığı makamı, devleti meclisten daha doğrusu halktan koruma mekanizması olarak yeniden konumlandırılsın, başta asker bütün vesayet odaklarının emrine girerek,  statükonun bekçiliğini yapsın.  
      En tehlikeli düşman size dost görünendir. CHP bu milletin başına örülmüş uluslar arası bir projedir. CHP nin yüz seneden beri millete dayatılan diktatörlüğü ile bu asil millet, dininden dilinden milli kimliğinden uzaklaştırılmış ekseninden çıkarılmıştır. İman gücüyle verilen milli mücadele sonrasında milli mücadelenin  ruhuna aykırı yapılan Kemalist devrimlerle mücadele rayından çıkarılmış, kazanılan kurtuluş savaşının içi boşaltılarak bambaşka bir noktaya savrulmuştur.
     Vatanımızı işgal edip mukaddesatımıza kast eden dış güçlerin yapmak istedikleri her şey, CHP marifetiyle  ve iş işgalciler eliyle tereyağından kıl çeker gibi hayata geçirilmiştir. CHP eliyle dönemin meşru devlet başkanı  ve bin yıllık devlet otoritesi alaşağı edilmiş, Osmanlı Sultanı, altı asır boyunca bu millete ve ümmete fedakarca hizmet eden hanedanı ile birlikte düşman diyarına sürgün edilerek onların tabiriyle paketlenerek düşmana teslim edilmiştir.  Hilafetin ilgasıyla Türklerin İslamı temsil rolüne son verilmiş, geçmişi çalınarak geleceğine ipotek konulmuştur.  Tarihin yazdığı en büyük imparatorluğu harcayan, Devlet-i Aliyye’nin ve tebasının düştüğü bu durumlar karşısında zil takıp oynayan, tarihine ve geçmişine karşı hiçbir şekilde aidiyet duygusu taşımayan CHP zihniyeti  “İslamiyet bizim kültürümüz değildir, Türkün dini Kemalizmdir ”  sloganıyla kendi dinini bu Müslüman millete zorla dayatmaya çalışmış, Lozan’da Türkiye aleyhine birlikte hareket ettikleri  İngilizlerle “Allah'ı da, Sultan'la birlikte tahtından indirdik”  diyerek zaferleri için kadeh tokuşturmuşlardı. 
     Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir darbe dış güçlerin etkisi olmadan gerçekleşemez. Bütün darbeler, iç odaklarla dış mihrakların organize hareket etmesi  ve küresel güçlerin onayı ve izni dahilinde olur. Hele hele Osmanlı İmparatorluğu gibi dünyaya nizam veren bir Cihan Devleti içerisinde, hiçbir kuvvet ve kudrete dayanmayan  veya büyük bir kabile ve aşireti  olmayan veya cesaret ve servet gibi saltanat vasıtaları bulunmayan soyu kesik birisinin tek başına bin yıllık Osmanlı Devletinin siyasi ve hukuki rejimini değiştirmesi, Anayasası Kur’an olan bir yönetim şeklini kökten kaldırıp yerine Avrupaî laik bir yönetim şekli getirmesi, büyük bir kıta imparatorluğu olan Osmanlıyı 6 ay içerisinde tasfiye edip ulus devlet sınırlarına mahkum edebilmesi öyle bir avuç adamın yapacağı işlerden değildir.
      Lozan’da yapılan gizli anlaşma gereği  baş delege İsmet İnönü’nün İslamı ve İslamı temsil rolünü  yani Hilafeti ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd etmesi karşılığında İngilizler ve Dünya Savaşı galipleri, bu ayrılıkçı ve bölücü kalkışmaları meşru İstanbul hükümetine karşı kullanarak mevcud düzenin düşmanlarıyla birlikte ortak hareket etmiştir. Savaşlarla kırılan, aç ve perişan hale düşürülen milletin ise tercih hakkı yoktu. İstiklal mahkemelerinde doğranan millet, Lozan’da dayatılan her şeyi istemese de kabul etmek durumunda kaldı.  
       İhtilalin değişmez kuralı,  darbecilerin değişmez kaderidir; ya başarır halk kahramanı olursunuz yada başarısız olur hain ilan edilirsiniz. Cumhuriyet rejiminden çıkan halk kahramanları Anadolu’daki Müslüman toplumu dönüştürme ve dinsizleştirme projeleri kapsamında  yaptıkları  darbelerle, fiili bir iç işgal ve imha hareketi olarak bu Müslüman toplumun üzerinden silindir gibi geçti. En sıradan çadır devletlerinde hatta muz cumhuriyetlerinde bile  kemalist cumhuriyette yapılan darbeler kadar darbe yapılmadı. Çünkü yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu memlekette seçimle iktidar olamayacaklarını bildikleri için başka bir seçenekleri yoktu. 
     Cumhuriyeti kurduktan sonra bile 27 sene seçim yapmaya cesaret edemediler.  1950’de yaptıkları ilk seçimde de büyük bir hezimet yaşadılar ve sandığa gömüldüler. Halk nezdinde hiçbir zaman meşruiyetleri olmadı ve halk asla devlet idaresinde bunlara yetki vermedi. Hep kendileri durumdan vazife çıkararak ve askeri darbelere sırtlarını dayayarak iktidarı ellerinde tuttular.  Şu anda da tünelin sonundaki ışığı göremediklerinden  ve iktidar umutları iyice tükendiğinden PKK ve FETÖ  gibi terör örgütleriyle iş tutmaya başladılar. 
     Yüz yıl boyunca tek adam rejimine dayalı olarak kutsanan ve tapılan kemalizmin  kapalı rejimiyle ülkeyi yönettiler. Milli eğitimden askeriyeye, siyasetten sosyolojiye kadar Kemalizmi ülkenin ortak paydası haline getirmek için ellerinden geleni yaptılar. İlkokullardan başlayarak körpe dimağlara tek adam muhabbetini  telkin ettiler. Olağanüstü güçler atfettikleri  ilahlarını yasalarla koruyarak ve korkutarak zorla sevdirmek istediler. Ama başaramadılar. O kadar saldırı ve kara propagandaya rağmen İslamın, bu ülkenin temel taşı ve tek birleştirici gücü olduğu gerçeğini değiştiremediler. 
     Başkan Erdoğan, sadece Cumhurbaşkanının  halk tarafından seçilmesini sağlayan siyasal sistemi değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda uluslar arası konsorsiyumun yüzyıllık oyunlarını bozarak sömürge valisi atamalarını da sonlandırdı. Üstat Necip Fazıl’ın da dediği gibi “CHP bir parti değil. Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir.” Nasıl ki CHP eski Türkiye’yi temsil ediyor ve eski Türkiye’yi hortlatmak için elinden geleni yapıyorsa, Başkan Erdoğan’da Türkiye’nin geleceğini temsil ediyor ve yeni bir tarih inşa ediyor. İçerideki ve dışarıdaki bütün şer odaklarının Erdoğan’a olan nefreti ve düşmanlığının da sebebi budur. Erdoğan  İngiliz’in kurduğu eski Türkiye’nin  yerleşik müesses nizamını  yıkan ve bütün küresel kumpasları çökerten, yerine yeni Türkiye’nin temellerini atan yeni Türkiye’nin kurucu mimarıdır. 
     Cemil Meriç demiş ya: “ Artık sağcı solcu kalmadı. Elimizde bir vatan kaldı birde vatan hainleri.” Başkan Erdoğan Türk siyasi tarihinde öyle büyük işler yaptı ki, bütün temel taşları yerinden oynattı ve bütün denklemleri değiştirerek yepyeni bir denklem ortaya koydu. Çok bilinmeyenli bu denklemin, Başkanlık sistemi ile iki bilinmeyeni kaldı. Dolambaçlı yollar son buldu,  yol ikiye düştü.  Ortada iman ile küfür cephesi kaldı. 50+1 ile ya vatanın yanındasın yada vatan hainlerinin yanında. Bu zamana kadar İngiliz siyasetiyle  kurgulanan parlamenter sistemle bu ülke yönetildi ve kontrol altında tutuldu. Koalisyonlarla ülke on yıllarca yıl kaybetti ve enerjisi  boş yere tüketildi. Hiçbir seçimi kazanamadığı halde CHP zihniyeti hiçbir zaman iktidarı elinden bırakmadı. Ama artık deniz bitti, yolun sonuna gelindi. İç ve dış odakların talimatıyla ve yardımıyla iktidar olunan günler geride kaldı. Lozan’da bu milletin elinden alınan ülke yeniden bu milletin eline verildi. Bu millet İngiliz aklına ve içerideki uşaklarına pabuç bırakmadı.  
        Seyf-ül İslam olan bu necip milletin tarihi misyonu ve rotası bellidir. Tarih, bin yıldan beri milli ve manevi  bilinci İslam mayası ile yoğrulan bu Müslüman milleti İslam kökünden ayırarak, ümmeti ve milleti zayıflatmayı gaye edinen çok sayıda başarısız girişimlerle doludur. Kemalizm de bu girişimlerden sadece birisidir. Dedikleri gibi de mâkus kaderden kaçış yoktur. Asrın sahibi Bediüzzaman hazretleri asrın mahkemesini kurmuş, milletin bin yıllık bu yapısını değiştirmek için bu kalkışmayı yapanlar ve  ihanet edenler hakkında gereğini düşünmüş ve kaderin hükmünü ilan etmiştir: “Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin alem-i İslamdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir.” Gerekçeli karar aşağıdadır: 
“Gariptir, hem çok gariptir:Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur’ân’ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir.
Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.”

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Murat
Mehmet Murat - 6 gün Önce

ALLAH C.C E BEDEN RAZI OLSUN AMİN AMİN AMİN