NEWTON ESARETİ ve KUANTUM ARİFLİĞİ

Konumuz fizik değil tabiki.

Fizik üzerinden tahrip edilen tevhid bilinci, teslim ve tevekkül hissi, konumuz...

Konumuz; formüller üzerinden eşyanın tesir gücü ve esbabın tasarruf kabiliyeti izah edilirken, hasar alan akaid müsessesemiz…

Demir neden mukavemetli, ateş neden yakar, bıçak neden keser, elma neden düşer, yağmur neden yağar, deprem neden olur...? Gibi eşyanın tabiatına dair getirilen izahların itikad alanında yaptığı tahribattan bahsedeceğiz bu makalemizde.

"Kainatın sanatlı ve intizamlı yaratılışını ortaya koymak, formüller ve fiziki kanunlar vesilesiyle bunun şahidi olmak" neden mahsurlu olsun? Bilakis bu Cenab-ı Hakk’a karşı teslimiyetimizi tekmil etmez mi?

Evet, doğrudur... İşin başında Newton fiziği -bu yönüyle- bir çoğumuza cazip gelmişti. "Kainatın işleyişine dair inceliklere şahit olmak ve bu zaviye üzerinden Rabbimizi (cc) anlamak ve anlatmak" bizleri cezbetmişti. Hatta yapılan bu izahlar üzerinden, tesadüf ve şirk üzerine bina edilen ateizmin son bulacağı düşünülmüştü. Ve ayrıca, mevcudatın mükemmel bir intizam üzerinden işlediğine dair yapılan kanunsal ve formülsel tüm bu izahlar "Sanat-ı ilahi olarak tanımlanıyor ve Rabbimizin kudreti karşısında aczimizi itiraf etmek durumunda kalıyorduk." Kaldı ki, newton fiziğinin bu tanımlamaları ve izahları "Hakim isim-i şerifini" anlamakta bize rehberlik de ediyordu ve ediyor da...

Lakin felsefi kural, kanun ve teoriler sadece kağıt ve hesap makinaları üzerinden, akıl boyutunda işlettirilmedi; kalbimizin en mümtaz köşesine kadar indirildi maalesef.. Her şeyi formüle edip delillendiren, esbabperest bir anlayış sardı cephe çevre etrafımızı…

Öyle mi değil mi bir test edelim isterseniz.

"Yakan ateş midir? Allah mı? Kesen bıçak mıdır? Allah mı? Yağmurlar, depremler, salgınlar ve musibetler kimin iradesi iledir?"

Kaçımız yürekten tam bir inanç ve teslimiyet ile "Allah" diyebiliyoruz. Belki de hiçbirimiz...

Halbuki, akidemizin ilk hükmü; "Ateş yakmaz, Allah yakar, bıçak kesmez Allah keser." değil midir? Evet öyledir…

Peki, itikadi bozukluk amelin ifsadına sebep değil midir? Evet…

O halde, halimiz nicedir?

"Evet öyleydi de geçmiş zaman alimleri bu kadar malumata sahip değildi. Bir kısım şeyler zamanla gelişti. İlim ilerledi, teknoloji zirveye erişti. Geçmiş zamandaki bir kısım akaidi hükümler (hatta haşa ve kella bir kısım ayetleri de buna ilave edenler var) tarihsellik içerisinde değerlendirilmeli" dediğinizi duyar gibiyim.

Hatta bunu diyenlerin ekseri, ilahiyat tahsili görmüş kesimden. İlim ve fende mesafe kat etmiş kellim fellim akademisyenlerden. Öyle ya Newton’un mutfağından az beslenmediler.

Tabi büyüklerimiz(!) böyle deyince biz avama da söyleyecek söz kalmıyor. Gerçi hoş avam da kalmadı ya aramızda... Bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Hatta denilebilir ki, akademisyenlerin bizi bozduğundan çok "bizim için muteber tanımlamaları yapmadıkları takdirde nezdimizde itibara kavuşacaklarını fark ettirdiğimizden" bozulmalarının ve yanlış hükümlere varmalarının tek sebebi Newton da değil hani... Her neyse işin bu tarafı başlı başına bir makale konusu. Şimdi biz kendi meselemize dönelim.

Ne demiştik; Newton fiziği tevhid inancımızı sarstı. Tevekkül bilincimiz tahrif edip, kader inancımızı zayıflattı.

Elbette bu kanaatimizi delillendirmek ve hatta delillendirmek yetmez, alternatif çözümü de göstermek gerekir. Bir başka gereklilik de şudur ki; yapacağımız izahlar esbap dairesinde olmalı ki, zahirperest zihinleri ikna edici olsun. Bu münasebetle Newton’a Kuantum ile ayna tutup, esir ettiği zihinlerimizi, yine onun kuralları içerisinde teslim alacağız inşaallah.

Bakın ne diyor kuantum fiziği;

"Mevcudatı meydana getiren atomlar her ne kadar bir düzen içerisinde hareket ediyor görünseler de, atomu idare eden parçacıklar bilindik ve hesap edilebilir hiçbir kaide ve formül üzerinden hareket etmemekteler."

Bu ne demek ?

Bu şu demek; Ateş yakmak mecburiyetinde değil, su akmak mecburiyetinde değil, bıçak kesmek mecburiyetinde değil, demir mukavemet göstermek mecburiyetinde değil, ay tek parça durmak mecburiyetinde değil, zaman ilerlemek mecburiyetinde değil… ve hakeza…

Garip olan şu ki; bunu herhangi  bir itikad kitabı değil, bizzat fiziğin kendisi itiraf ediyor.

Peki aynı hakikati Kur'an bize 1400 yıl önce ihbar etmemiş miydi?

Öyle ya hatırlayın; ateş İbrahim as'ı yakmamıştı !

Su, Musa as'ın önünde ikiye ayrılmış ve akmamıştı !

İdris as'ı kesmek isteyenler muvaffak olamamıştı !

Kur'an tüm bunları neden anlatmıştı?

Hikaye olsun diye mi?

Peygamber’in (asm) Ay’ı ikiye yardığına, zaman kaydına takılmadan miraca çıktığına dair Kuran’ın bizlere verdiği haber neyimize kafi gelmemişti de Newton fiziğinin kölesi olmuştuk ?

Geldiğimiz noktada bence artık şunu kabul edelim ve dahi bu kabul ile artık tedavi sürecine girelim; "Bizler esbaba perestij ediyor ve tesiri esbaptan biliyoruz. Esbaba gücümüzün yetmediği yerde Allah'ı hatırlıyoruz. Ki o hatıra dahi esbap dairesinde cereyan ettiğinden, O’nun (cc) dualarımıza icabet ettiğinden dahi şüphe içerisinde kalıyoruz.”

Velhasıl; Malumatfuruşluğu ilim zanneden şu asır insanın, geçmiş yüzyıllardaki akaidi ve ameli hükümlere muhalefet etmelerindeki enaniyetin payını bir kenara koyarsak, geriye Newton fiziğinin esaretinden sıyrılamadığımız gerçeğiyle karşı karşıya kalırız ki, onun da kısa vadede reçetesi; kuantum arifliğidir belki.

Geriye marifetullah nurlarının gölgesi altında, irşad lütfuna mazhar olanlar kalır ki, bu mazhariyetin sahiplerine newton fiziği ilişemediği gibi onlar kuantum fiziğinin tahsiline de ihtiyaç duymazlar, o başka mesele...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Karaca
Karaca - 1 ay Önce

Her satırda” beğen “ butonu aradım, bu kadar açık bu kadar sanatlı bir makale okumamıştım ellerinize sağlık Allah (CC) razı olsun.

Aczimendi
Aczimendi @Karaca - 3 hafta Önce

Yorumunuza binler tebrik ile katılıyorum. Allah razı olsun muhteşem bir makale..