ÖLÜM GELDİ CİHANA

      İktisadın kişide kemalini bulması rabıta-ı mevtin idraki nisbetindedir. Birisi diğerini netice verir. Nasıl mı? Dinle o zaman.

      Terbiye edilmemiş nefis, etrafında ki kendine lezzetli gelen şeylere, kalp muhabbet linkleri atıyor. Bu lezzetlerin zevalinde ki elemin izalesi için vehim devreye giriyor ve diyor ki: " Ye iç eğlen, dünya baki, lezzetler baki, sana ölüm yok." O ara akıl devreye giriyor ve vehmin söylediklerinin yalan olduğunu ve ölümün var olduğunu, lezzetlerin baki olmadığını söylüyor. Fakat aklın iman desteği olmadan sesi cılız çıkıyor.  Nefis, vehim, heva akıla ters ters bakıp üçü birden: " Ya bu fikrinden vazgeçip bize hizmet edersin, ya da seni esir edip vücudunu firak silleleriyle azaptan azaba sokarız. Senin işlevini bitiriz. Bu vücud ne sana ne de bize yar olur."

      Üçü de aklın yüzüne bakıp cevabını beklerler.Akıl bil mecburiye onlara tabii olmayı kabul eder. Sonra hepsi idrak odasına girerler. Aklın bu onayını alınca heva söz alır." Şimdi sıra bende. Ben merceğim. Bende ki bütün his ve letaifleri noktay-ı mihrakiyesinden toplar ve etrafta ki lezzetli metalara bi lazer gibi yansıtırım. Bu içinde bulunduğumuz vücud o lezzetli şeyleri haram-helal demeden ya hırsızlıkla ya da gasb ile saldırır."  Çünkü idrakı akıl, heva, nefis ve vehim ele geçirmişlerdir. (Ehl-i dünyanın maddeyi kazanmada ki başarısı; heva menceğin de bütün hisleri toplayıp lazer gibi yansıtmasıdır. Azim bir duadır ve kabule karindir.)

      Şimdi bu halet-i ruhiyide ki kişinin ahvalini biraz anlatalım. 

      Madde de ebediyet tasavvurundan dolayı doymak bilmez, kanaat etmez, dünyayı yutsa diğer insanlar acından ölse umursamaz, çünkü dünya ebedidir; şirketin büyümesi lazım, daha tadacağı nice lezzetler var, gezeceği yerler bitmemiş, rakiplerinin sahip oldukları ellerinden alınmamış, garibanın ellerinden ekmeği alınıp kendi süs köpeklerine mama alınacak... Liste uzar gider.

      Aynaya bakar ve hiç bir suç emaresini ne suretinde ne de siretinde göremez. Nasıl yani derseniz, delilide: Hak kuvvettedir düstur-u zalimanesidir. Yani güce yani maddeye hakimsen yaptığın her melanette yerden göğe kadar haklısın. Yediğini yeyip yemediğini israf edip dipsiz bir tatmin kuyusun da dibi bulmaya çalışarak debelenir durur. Şimdi bunun irşadına bakalım

      Sesi cılız çıkan aklın yardımına iman gelir, ölümün ve haşirin ve ceza ve mükafatın hak olduğunu mukni delillerle diğer vehim, heva, nefisi mübarezeye davet eder. İman ve akıl 10.Söz'de geçen o paha biçilmez, pırlantadan daha kıymetli delilleri sunarlar. Nefis, vehim ve heva bu delillerden kendi mizacına uygun delilleri alıp ikna olurlar, irşad olurlar.

      Artık dünya onun için bir tecrübe meydanıdır, her yaptığın kaydedileceğini bilir çünkü bir mizanda hesaba çekilecektir. Bundan emindir ki; ölüm var, haşir var, ceza-mükafat var. 

      Harama tevessül etemez, helal dairede iktifa eder. Hatta mertebesi yükseldikçe helal dairesini bile daraltır, Üstad Hazretleri gibi. 

      Kıtlık, yamursuzluk, savaş gibi iktisadı zaruri kılan haller mü'mine ölümü hatırlatır. İstek ve arzularını ahirete erteler. 

      Yaşlılık, hastalık gibi ölümü zaruri kılan haller mü'mini iktisada sevk eder. Çünkü ölüm aleminde bu kadar zahirken ve güneş gibi her bir köşesini ışıklandırmışken yediğinden içtiğinden zevk almaz.

      İrşad ameliyesinin en mühimi ve irşadda ki her merhaleyi kuşatan; ölüm ve haşrin idrakının insanın her bir hücresinde inkişafıdır. 

      Mehdi (AS) 10. Söz'ü daha parlak bir şekilde yazması kanaatimce şudur: 10.SÖZ DE Kİ HER BİR HAKİKAT KİŞİNİN BİR CİHAZINDA ÖLÜM RABITASININ İNKİŞAFIDIR. MEHDİ (AS)  10. SÖZ'Ü İRŞAT METODU SİLSİLESİ HALİNE GETİRECEK.VE SALİKİ HAKİKATTEN ŞERİATA GEÇİRECEK.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah
Abdullah - 1 yıl Önce

Yine hasretle beklenen bir yazı. Yine gülümseten, gülümsetirken düşündüren, düşünürken hakikate götüren sözler...