OLUR İŞ DEĞİL!..

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Gençlere yönelik hizmet iddiasıyla vitrin süsleyen bazı organizasyonlar son zamanlarda işi iyice çığırından çıkararak göze batmaya başladı...

Bunlar erkek-kadın münasebetlerinde dikkat ve riayet edilmesi gereken bazı dini ve ahlaki hassasiyetleri göz ardı ederek; özellikle dindar, muhafazakar ailelerin çocuklarına iman-Kur'an hizmeti ulaştırma gayretkeşliğiyle öylesine kendilerini kaybetmişler ki ölçü, tartı, seviye arama!..

Felsefe ve Modernizmin esaretinde batıl, hak ve hakikatten sapmış bu organizasyonlara bağlı bir çok erkek kız karışık gençler var.

Bilemiyoruz ki ekseriyeti safi, temiz niyetlerle o sapkın yapılara; iman ahiret endişesiyle ümid bağlıyor olabilirler...

Ancak niyetle iş bitmiyor ki; tutulan yolun sıhhatli, doğru ve yapılan hizmetlerin, faaliyetlerin de istikametli olması gerekiyor...

Bizler için en doğru ölçü: Efendimiz (A.S.M)'ın Sünnet-i seniyyesidir.. Ashab-ı kiram ve Selef-i Salihinin takip ettikleri nurani ve kudsi Kur'ani yoldur.

Yüce dinimizin asliyetinde olmayan; sonradan ortaya çıkan sapık dalaletli yollar Allah korusun Ümmet-i Muhammed için fevkalade tehlikeli, felaketli, helaketlidir.  

Risale-i Nur dava değil, dava içinde bürhandır. Yani dine sonradan karıştırılan, bulaştırılan her türlü hurafeleri, bid'aları, sapkınlıkları ayıklayıp dinin asli, safi halini ortaya çıkarmakla vazifeli Rabbani ve kudsi bir eserdir.

Bu itibarla Risale-i Nur'un Hedefinde; mukaddes kitabımız Kur'an-ı azimüşşanın hidayet nurlarına taban tabana zıt hayat tarzlarını ortadan kaldırıp, Sünnet-i Seniyye hayatının cemiyette yaşanır hale gelmesi vardır.

Sefahet ateşleriyle dolu Cehennemi hallere giriftar olan bu zavallı gençlerin içler acısı hallerine şahit olan ümmetin değişik kesimlerinden gayet haklı olarak itirazlar yükseliyor:

"Olur iş değil!.. Bu nasıl bir iş böyle.. Hz. Bediüzzaman'ın bin türlü eza ve cefaya göğüs gererek ümmete miras bıraktığı kudsi hizmet nerde.. böylesi uğursuz şaklabanlıklar nerde?"

Hem "Batılı iyice tasvir safi zihinleri idlal eder. (saptırır)" kaidemiz mucibince, hem de safi, temiz niyetlerle, iman ahiret endişesiyle o gibi işlere dahil olan kardeşlerimizi çok fazla incitmemek hassasiyetiyle; Nur camiası mensupları için ağır suç sayılabilecek teferruata girişmeyeceğiz...

Meselemiz münasebetiyle sevgili Üstadımız'ın afif, nazif ve nezih hayatından teberrüken, teşekküren iki kesit alıyoruz:

"Tarih-i hayatımı bilenlere malûmdur: Ellibeş sene evvel ben, yirmi yaşlarında iken, Bitlis'te merhum vali Ömer Paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım.

Onun altı aded kızları vardı. Üçü küçük, üçü büyük. Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum. O derece dikkat etmiyordum ki bileyim.

Hattâ bir âlim misafirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden farketti, tanıdı. Herkes ve ben de, bu hale hayret ederdik.

Bana sordular: "Neden bakmıyorsun?"

Derdim: "İlmin izzetini muhafaza etmek, beni baktırmıyor."

Hem kırk sene evvel İstanbul'da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsusunda, Köprüden tâ Kâğıthane'ye kadar Haliç'in iki tarafında binler açık-saçık Rum ve Ermeni ve İstanbul'lu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum meb'us Molla Seyyid Taha ve meb'us Hacı İlyas ile beraber kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk.

Benim hiç haberim yoktu. Halbuki Molla Taha ve Hacı İlyas beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassud ettiklerini (gözetlediklerini) bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler:

"Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın." Dedim:

"Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akibeti elemler, teessüfler (üzüntüler, pişmanlıklar) olmasından istemiyorum." (Emirdağ Lahikası-1)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yusuf Gözcü
Yusuf Gözcü - 3 hafta Önce

Allah razı olsun dava değil dava içinde burhanı anlayamıyorudum bidatlarıtezimlemekmiş .anladım