HZ.ÜMMÜ HABİBE(r.anha) Hakkında bilinmeyenler

HZ.ÜMMÜ HABİBE(r.anha) Hakkında bilinmeyenler

Mekke'nin reisi ve müşriklerin başkanı Ebû Süfyan b. Sahr b. Harb b. Ümeyye'nin kızı Ramle, mü'minlerin annesi Hz. Zeyneb'in kardeşi ve Rasûlüllah [S,A.V)'in amcazadesi Ubeydullah b. Cahş el-Esedî'nin zevcesi idi.

Ubeydullah müslüman olunca Ramle de onunla beraber Müslüman olmuştu. Babası Ebû Süfyan ise küfründe devam etmekteydi.

Ramle babasının işkence etmesinden korktuğu için kocası Ubeydullah ile beraber Habeşistan'a giden ikinci hicret kafilesine katılmıştı. Bu esnada da kendisi hamile idi. Babasını Mekke'de kin ve gayzından cinnet getirecek bir durumda bırakmıştı. Zira o kızının müslüman ol­masını hazmedecek bir adam değildi.

Habeşistan'a varınca kızı Habibe binti Übeydullah'ı dünyaya ge­tirdi. Bundan sonra da bu kızına nisbetle Ümmü Habibe künyesiyle anılmaya başlandı.

Vatan özleminin kalbinde sancılandığı, aile halkının akraba ve dostlarının hasretini, kocasının varlığıyla teskin etmeye çalıştığını ge­celerden birinde korkunç bir rüya ile uykusundan uyandı. Rüyasında ko­cası Übeydullah'ı çirkin bir surette görmüştü.

Hemen o sabah Ubeydullah, uğruna yurdunu terkedip bu diyarlara hicret etmesine sebep olan Müslümanlığı bırakmış, Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa girmişti.

Bununla da kalmamış, karısının da bu şekilde din değiştirmesi için baskı yapmış, ama Ümmü Habibe Ramle (r.anhâ) buna karşı ko­yarak Müslümanlığını korumuştu.

Ebu Süfyan'ın kızı kederinden ölecek derecelere gelmişti.

Ubeydullah böyle yapacaktı da niçin hicret etmişti, İşkencelere, eziyetlere, saldırılara, hele, hele gurbetin acılarına, ana-babayı tanı­mayıp terk etmeye ne gerek kalıyordu. Ramle’nin bütün bu sıkıntıları göğüslemeye, babasından ve kavminden çeşitli tariz ve eziyetleri gör­meye razı olduğu şeylere karşılık Ubeydullah tutmuş dinini değiştir­mişti.

Ubeydullah, babalarının dini üzere dursa, kavim ve kabilesiyle be­raber atalarının dinini savunsa daha şerefli bir iş yapmış olmaz mıydı?

Tut, bütün bunları inkâr et, din olarak İslâm'ı kabul et, bunun için bir de Habeşistan'a hicret et. Sonra bu dini bırakıp yabancı insanların, yabancı dinini tercih et. Hem de hiç bir baskıya maruz kalmadan, ken­diliğinden, kolaylıkla... Elbise değiştirir gibi... Ne utanmazlıktı bu!

İşte küçücük Habibe, Böyle dininden dönen bir babanın kızı olmak için suçu ne yavrucağın? Yabancı bir diyarda dünyaya gelmek, dağınık bir ailenin çocuğu olmak için ne gibi bir günahı vardı? Hele ailesinin çeşitli dinlere dağılması talihsizliğine uğraması: Babası hıristiyan, an­nesi müslüman, dedesi İslâm düşmanı bir müşrik...

Ramle, kendisinin kocası, çocuğunun babası olan adamın yaptığı bu hareketin utanç vericiliğinden etkilenerek insan İçine çıkmaz oldu.

Gurbet sancısına ek olarak yavrusunu bağrına basıp kapısını ka­patıp evine çekildi. Hicret ettiği bu yabancı yerde kimseyle karşılaşmak istemiyordu. Anayurduna da dönemezdi. Orada inanıp tasdik et­tiği peygambere karşı babası savaş ilân etmiş durumdaydı.

Ebu Sufyan îbn-i Harb, Kureyş'ten birinin; otoritesine karşı çıka­bileceğini hatırından geçirmemişti. Çünkü o, Mekke'nin efendisi ve itaat edilmesi gereken lideriydi.

Ancak Ümmü Habibe künyeli kızı Ramle bu liderliği yıkmıştı. O babasının tanrılarını inkâr etmiş, kendisi ve kocası Ubeydullah İbn-i Cahş'la birlikte tek ve ortağı olmayan Allah'a iman etmiş, elçisi Hz. Muhammed’in peygamberliğini tasdik etmişti.

Ebu Süfyan elindeki bütün güç ve kuvvetiyle kızıyla kocasını, ken­disinin ve atalarının dinine çevirmeye uğraşmış ama başaramamıştı.

Ramle'nin müslüman olması sebebiyle Ebu Süfyan kederlere bo­ğulmuştu. Kızına istediğini yaptıramadıktan ve Hz. Muhammed'e uymasına engel olamadıktan sonra, Kureyş'e hangi yüzle bakacağını bilemiyordu.

Kureyş, Ebu Sufyan'ın Ramle'ye ve kocasına karşı kızgın olduğu­nu anlayınca, bundan cesaret alıp onları sıkıştırmaya ve işkence etme­ye başladılar. Artık onlar Mekke'de yaşamaya tahammül edemez hale gelmişlerdi.

Rasûlullah (S.A.V) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdiğinde, Ebu Sufyan'ın kızı Ramle, kocası Ubeydullah İbn-i Cahş dinleri için Allah'a hicret edenler, imanları için Necaşî'nin memleketine gidenler kafilesi içindeydiler.

Ümmü Habibe'nin kalbinde Allah'ın Rasûlüne, ailesine, Ummu'l-Kura'ya (Mekke'ye) Beyt-i Haram'a (Ka'be'ye) özlem ve hasret; gözle­rinde yaşlar ve kalbinin derinliklerinde üzüntü ve tasalar var. Yıllardan beri o, üzüntü ve acıya boğulmuş durumda. Ah, o şimdi Medine'de ol­saydı. Teyzesinin oğlu Osman İbn Affan ve hanımı, Rasûlüllah'ın (S.A.V) kızı Rukıyye gitmeyip kalsalardı. Ama ne yazık ki onlar Medine'ye dönmüşlerdi. Onlar ziyarete gelirler, Mekke'deki günlerini anar­lardı. O ikisinin konuşmaları onun gurbet acılarını ve yalnızlık işken­cesini hafifletirdi. Köklü ve derin imanı, onu kelime-i şehâdeti getirip Aziz ve Celîl olan Allah'ın kendisini doğru yoluna eriştirdiğinden beri başına gelen her türlü belâya tahammül eder hale getirmişti. O her şe­ye Allah rızası için dayanıyordu.

Ca'fer İbn Ebî Talib'in hanımı Esma Bint Umeys ona gelip:

— Sabret Ümmü Habibe! Sen çok iyi dayandın, “Yalnız sabreden­lere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir.” [1][1] diyordu.

Ümmü Habibe:

— Allah'a hamdolsun! Şüphesiz bu, Allah'ın sabredenleri tanıma­sı için bir çeşit imtihandır, dedi.

Esma Bint Umeys de şöyle dedi:

— Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.

Ümmü Habibe evinin kapısına yakın bir yerde oturdu. Sabahleyin anlaşılmaz bir düşünceye kapılmıştı. Osman İbn Affan'la hanımı Rukıy-ye'nin Habeşistan'dan döndüklerini öğrenince Mekke tacirlerinin efen­disi olan babası ne yapmıştı. Kızı Ümmü Habibe'yi sorup soruşturmuş muydu? Yoksa içi kin ve öfke mi küsmüştü?

O Ümmü Habibe’nin kardeşi Muaviye'yi, kendisine getirmesi için Necaşî'ye göndermiş miydi?  Yoksa Ebu Süfyan İbn Harb bizzat kendisimi gelmeye karar vermişti?

Günler geçmiş, yıllar devrilmişti. O, halâ Habeşistan'da, elinde kor tutan kimse gibi hak dinini tutuyordu. Onun Allah'tan ve onun ki­tabından başka dostu yoktu. O uzleti tercih etmiş, semaya çekilmek için dünya'ya çeken şeyleri kalbinden çekip atmıştı. İslam’a girdiği günü hatırladı.

Ebû Sufyan kızının Hz. Muhammed'in(s.a.v) dinîne girdiğini öğrendiğinde nerdeyse deliriyordu.

Öfkeyle ona gelip:

— Kızım! Duyduğum gerçek mi? dedi. Ümmü Habîbe

— Ne duydun? Diye cevap verdi. Ebu Süfyan:

— Sen atalarının dinini terk edip başka bir dine girmişsin, dedi. Ümmü Habîbe de şöyle cevap verdi :

— Siz kendi elinizle yaptığınız put ve taşlara tapıp onlara secde ediyorsunuz.

Ebu Süfyan onun yüzüne bir tokat atarak şöyle dedi:

—Sen dilini tutsana... Onun işi büyüyüp yayıldı. Ben şöyle di­yordum. Çok sürmez onun ateşi de söner, daha önceki Zuheyr İbn Ebî Sulma ve en-Nab’ğatu'z-Zubyanî gibi şairlerin başına gelenler onunda başına gelir... Ancak tehlike bizim kapılarımızı da çalar oldu.

Ümmü Habîbe şu cevabı verdi:

— Vallahi, vücudumu parça, parça etsen, Allah beni hidayete er­dirdikten sonra küfre dönmem.

Babası boz deve gibi çıkıp gitti. Birkaç gün sonra tekrar gelip:

— Belki düşünüp taşınmışsındır, dedi. Ümmü Habîbe:

— Ölüm bana, Lât ve Uzza'ya tekrar tapmaktan daha iyidir diye cevap verdi.

Ebu Sufyan da:

— Muhammed size, ölüp toprak ve kemikler haline geldiğinizde diriltileceğinizi mi vaat ediyor? Dedi.

Ümmü Habîbe:

— Evet... «Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, insanoğlu, ne yaptı­ğını ve ne yapmadığını görür.» [2][5]

Ebu Sufyan alay ederek:

— Size vaat edilen şey imkânsız, imkânsız, dedi. Ümmü Habîbe :

— «Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletle­rini helak olacak yere yaslanacakları cehenneme götürenleri görmü­yor musun? Ne kötü bir duraktır.» [3][6] âyetini okudu.

Ebu Sufyan :

— Kızım! Ben seni biliyorum, dedi. Ümmü Habîbe de:

— Aksine, Allah beni, seni ve bütün yaratıklarını daha iyi bilir diye cevap verdi. Babası onu dininden çevirememişti. Şimdi ise tekrar şirkin kalesi olan baba evine dönemezdi. Medine’ye gitse kocasının kız kardeşi Zeynep binti cahş’a yük olmak istemiyordu. Çaresiz Allah kendisine bir ferahlık verene kadar gurbette Habeşistan’da kalacaktı.

Bir gün uykuya daldığı esnada rüyada, birisinin ona gelip:

— Ey mü'minlerin annesi! Dediğini gördü.

Korktu ve bu gizli sesi düşünmeye başladı. O ancak Rasulullah ile (S.A.V) evlenirse mü'minlerin annesi olabilirdi. Kendi kendisine sordu:

__ Acaba, Ubeydullah İbn Cahş'la ilgili rüyası gerçekleştiği gibi bu rüyası da mı gerçekleşecekti?  Peki, ne zaman?

   Saadet ona, randevusu olmadığı halde, hüzünlü evinin üstünde yeşil zümrütten kanatların! Çırparak geldi... Evinin kapısına vurulduğunu duydu:

—Kim o? dedi. Bir kadın sesi geldi:

— Ben, efendim Necaşî'nin cariyesi Ebrehe.

Kalbi sanki bir kuşun kanatlarına takıldı. Sabahtan beri aklına ge­len anlaşılmaz düşünce gerçekleşti mi yoksa? Evet, işte o, babasının Necaşî'ye gelen adamı? Belki de o kardeşi Muaviye'ydi?

 Niçin onun elinden tutmak için, babası bizzat kendisi gelmiyordu? Gözlerinde kendi kendine konuşan hayalini gördü.

«Ben seni çok iyi tanıdığımı sana söylemedim mi?» «İmanın tadını aldıktan sonra sırtımdan İslâm elbisesini asla çıkarmayacağım.»

«Başına gelenler yetmedi mi?.»

«Karşımda, Rabbimin emrine dayanmaktan başka çare yok.»

Kapıyı açtı, Ebrehe : «Hükümdar sana diyor ki:

__ Allah'ın Rasûlü seni kendisine istemek üzere hükümdara mektup yazmış. Peygam-ber'in mektubunu Amr İbn Umeyye ez-Zamrî getirmiştir» dedi.

Ne demişti? Necaşî onu Rasûlullah ile evlendirecekti. Ebrehe ger­çekten böyle mi söylemişti. Rüyada mıydı yoksa gerçek hayatta mıydı?

 Ama Amr İbn Umeyye ez-Zamrî'nin beraberinde Rasûlullah'ın mektubuyla gelmesi ne demekti? Yani bu bir rüya olamazdı. Yüzünü sevinç kapladı. Sevinç gözyaşlarının yüzünü ıslattığını hissetti. O, rahmet peygamberinin eşi olmaya tamah etmiyordu. Mü'minlerin an­nesi olma şerefi mukayesesi yapılamayan bir şerefti. Ailesinin yaptı­ğı eziyetlere, Allah ve Rasûlü için Habeşistan'a hicretine ve kocası Ubeydullah İbn Cahş'in dünya ve âhiretini kaybetmesine karşı sabır ve tahammülüne mükâfat verilmesi böyle bir ikramla yapılıyordu. O Hz. Hatice, Hz. Aîşe ve Hz. Sevde Bint Zem'a gibi mü'minlerin annesi olacaktı? Allah ona en iyi mükâfatı vermişti.

Duygularına hâkim olamayıp tehlîl getirdi. [La ilahe illa'llah) dedi ve:

— Allah sana da hayırlı olanı müjdelesin. «Bu benîm daha önce gördüğüm rüyanın tevilidir. Rabbim onu gerçekleştirdi.» [4][9] dedi.

Ebrehe :

— Hükümdar Seni evlendirecek bir vekil tayin etmeni istiyor dedi.

Ümmü Habîbe:

— Halid İbn Saıd'i vekil tayin ettim, dedi.

Daha sonra bileğindeki iki gümüş bileziği çıkarıp Ebrehe'ye verdi ve şöyle dedi :

—Bunlar, müjdenin karşılığı olarak senindir.

Ümmü Habîbe tekrar kendine sormaya başladı. Rasûlüllah .(S.A.V) niçin onunla evlenmeye ve ona mü'minlerin annesi şerefi vermeye ka­rar vermişti? Aslında o çok güzel değildi. Kırkını geçmişti. Onu bulunduğu mevkiden daha yüksek bir mevkiye mi çıkarmak istemişti?

Rasûlullah (S.A.V) iki iyilikten birini mi gerçekleştirmek İstemişti? Kavminin efendisi ve düşmanlarının en saldırganı olan Ebu Sufyan'ın burnunu kırmak (gururunu kırmak) mı istemişti, yoksa onun taşlaş­mış kalbini yumuşatıp da İslâm'ın nuruna açmak mı istemişti?

 Arap kabileleri ve aşiretleri içinde evlenen, oğullarını kavmin efendilerine damat yapan, kendisine liderlik ve otorite sağlaması için kızlarını soylulara ve mevkililere veren Ebu Sufyan Lâtve Uzza'ya tapmaktan vazgeçer miydi? Rasûlullah'a uyanlardan olur muydu? Niçin olmasın? Allah Ömer İbnu'l-Hattab ve Umeyr İbn Vehb'i İslâm'a, kavuşturmamış mıydı? Hâlbuki o ikisi; İslâm'a ve müslümanlara düşmanlıkta Kureyş erkeklerinin en şiddetlilerindendi. Daha sonra onlar, Allah'ın dininin güçlü ve sağlam iki kılıcı olmuşlardı.

Ummu Habîbe Ebrehe'yle birlikte Necaşî'nin sarayına gitti. Halid İbn Saîd'e haber gönderildi. Amr İbn Umeyye ez-Zamrî, Ca'fer İbn Ebî Talib ve Habeşistan'daki Müslümanlar da geldiler. Necaşî ayağa kal­kıp şu konuşmayı yaptı:

— Hamd Melik, Kuddus, Selâm, Mü'min Muheymin, Azîz ve Cebbar olan Allah'adır. Allah'tan başka ilâh olmadığına Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim. Şüphesiz o, Meryem oğlu İsa'nın müjdelediği kimsedir. Rasûlüllah (S.A.V), Ümmü Habîbe Bint Ebî Sufyan'ı kendisiyle evlendirmem için bana mektup yazdı, Ben de onun isteğini kabul ettim. Ben Ümmü Habibe’ye dört yüz dinar mehîr verdim.

Halid İbn Saîd dinarları Ümmü Habîbe'nin avucunun içine koyun­ca sevinçten nerdeyse uçacaktı. Ebrehe'ye:

— Elimde hiç param yokken sana iki bilezik vermiştim. Azîz ve Celîl olan Allah bana bunu gönderdi dedi.

Necaşî'nin cariyesi iki bileziği ona geri vererek şöyle dedi:

— Hükümdar bana çok bahşişte bulundu ve bana senden hiçbir şey almamamı emretti. Ey mü'minlerin annesi!

Halîd İbn Saîd ayağa kalkıp şu konuşmayı yaptı:

—Hamd Allah'adır, Ona hamd eder, ondan yardım dilerim. Allah'­tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğu­na şehâdet ederim. Kâfirler hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üs­tün kılmak üzere, Peygamber'ini doğru yol ve hak dinle göndermiştir, Rasûlüllah'm (S.A.V) isteğini kabul ettim ve Ummu Habîbe Bint Ebî Sufyan'ı onunla evlendirdim. Allah, Rasûlü'ne zevcesini mübarek kıl­sın. _

Daha sonra toplantıdakiler kalkmak isteyince Necaşî şöyle dedi:

—Oturun. Evlendikleri zaman peygamberlerin yemek yedirmele­ri sünnettir.

Müslümanlar yemeklerini yedikten sonra Cafer İbn Ebî Talib Ümmü Habîbe'ye :

— Yarın gemiye bineceğiz ve dostlara, Muhammed'e ve ashabı­na kavuşacağız, dedi.

Ümmü Habîbe gece boyunca uyumayıp verdiği olarak Allah için namaz kildi.

Nimetlere  şükür etti.

Habeşistan'dan geri dönen kadın muhacirler arasında Ebû Suf-yan'ın kızı Ümmü Habîbe de vardı. Evine alıp götürmesi için Rasûlulllah (S.A.V)'ı gözetliyordu.

Ümmü Habîbe’nin Rasûlüllah (S.A.V)'in evine girişi Medine hal­kını sevince garketti.

Dayısı Osman b. Affan büyük bir ziyafet hazırladı. Kurbanlar kesti, yemekler ikram etti.

Ümmü Habibe annemizin en büyük zaafı kokulara karşıdır. Çeyizinde de buna benzer çeşitli kokular bulunmaktaydı. Ve peygamber efendimizde çeyizine hediye olarak kokular götürmüştü. Koku sürmesini yasaklamamıştı. Evlenme sonunda Ebu Süfyan’ın İslam’a bakışı yavaş, yavaş yumuşamaya başlamıştır. Ümmü Habibe annemiz Ebu Süfyan’dan gizli olarak Peygamberimizle evlenmiştir. Bunu duyan Ebu Süfyan bu durumu daha iyi karşıladı. Peygamber efendimiz ilk gece yanına geldiğinde şunları söylemişti.

_  Ümmü habibe kureyşlidir. Evini döşemesini iyi bilen, temiz birisidir.

Ümmü Habibe annemizin peygamberimizle evlenmesinin bir sebebi ise sabrının cihadının ve çektiği sıkıntının bir mükâfatı idi. Ümmü Habibe annemiz peygamber efendimize nesep bakımından daha yakındır. En çok mehir Peygamber Efendimize verilmiştir. İnsanlar arasında takdir kazanmış ve saygın birisiydi. Muaviye’yi çok severdi. İman ve dine bağlılık yönünden kuvveti çok fazlaydı. Ümmü Habibe annemiz bazı rivayetlerde 30 bazılarında ise 65 hadis rivayet ettiği söylenmiştir. Ve hadis rivayet edeceği zaman abdestli rivayet eder ve dinleyenlerinde abdestli olmasını isterdi.

Bir gün Ebu Süfyan kızının evine geldi ve minderin üzerine oturdu. Hemen Ümmü habibe babasını kaldırdı ve Ebu Süfyan şöyle söyledi;

-Ey kızım! Bu yastık babandan daha mı değerli?

- O minder Rasulullah’ın minderidir. Sen bir müşrik olduğun için oturamazsın, dedi ve minderi altından aldı.

Hz. Ümmü Habîbe, bir keresinde Peygamberimizden teheccûd na­mazının faziletini duymuştu. Ondan sonra teheccûd namazını asla ak­satmadı.

Babası öldüğünde üçüncü günü güzel koku getirterek süründü, sonra da şöyle dedi: «Ne koku sürünmeye lüzum var, ne de buna arzu ve isteğim var. Fakat Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu işitmiştim:

__ Bir kadının kocasının dışında birisi için üç günden fazla matem tutması caiz değildir. Ama bu süre kocası için dört ay on gündür.

 Bu sebeple matem tuttuğu zannedilmesin diye güzel koku sürünmüştü.

Kendi ölümü yaklaştığında da Hz. Aîşe'ye haber göndermiş, yanına ça­ğırtarak ona şöyle söylemişti:

__ Benimle sen kuma durumunda bulunu­yoruz. Kumalar arasında da az çok tatsızlıklar olur. Ben sana hakkımı helâl ediyorum, sen de bana helâl et!

Hz, Aîşe annemiz de:

__ Ben de sana helâl ettim, Allah seni bağış­lasın. Dedi.

Bunu duyan Ümmü Habîbe:

__ Beni çok mutlu ye huzurlu ettin. Allah da seni mutlu ve huzurlu kılsın.

Dedi.

 Daha sonra da Ümmü Seleme'ye aynı düşünceyle bir adam gönderdi.

 Kumalar arasındaki ilişkiler günümüzde genellikle birbirinin yü­zünü bile görmemek şeklinde sürer gider. Ama İslâm'ın o yüce kadın­ları bu dünyanın işlerini burada halletmeye önem vermişler, âhire yükünün omuzlarında kalmamasını istemişlerdir...

Sonra ebedî selâmet uykusuna daldı. 44. Hicrî yılında mübarek cesedi, Medine'deki Baki' kabristanın temiz toprağına katıldı.

İBRET VE ÖĞÜTLER

Sabır; acıya, zorluğa, haksızlığa ve başa gelen üzücü olaylara dayanma gücüdür. Bir felakete veya belaya uğrayanın telaş ve feryat etmeden, her şeyin Cenâb-ı Allah'tan geldiğinin bilinci ile bu sıkıntıya sonuna kadar tahammül göstermesidir. İman sahibi; Cenâb-ı Allah'a sığınıp tevekkül ederek her türlü ıstıraplara isyan etmeden katlanır ve sonunda ise mutlaka Cenâb-ı Hakk'ın vereceği en iyi karar ile esenliğe kavuşacağını bilir.

" Rabbinin hüküm vermesi için sabret..." Kalem 68/48

İlâhî emirleri yerine getirmelerde yani emir ve yasaklar da nefsin kötü isteklerine direnebilmek sabrın zaferidir. Sıkıntı, hastalık, kötülüklere karşı koyma; ancak sabır gücü ile mümkün olur. Kulun sabırlı olması dışında, başkalarına da tavsiye etmesi, Kur'ân hükmü gereğidir. Sabır sırrı ile benlikler, olgunlaşarak sonsuz kurtuluşa ulaşırlar.



PEYGAMBERLER SABIR EDENLERDİ



Sabır, Cenâb-ı Allah'ın lütfettiği en büyük nimetlerdendir. Kur'ân-ı Kerim’de ismi geçen bütün peygamberlerin en belirgin özelliklerinden biri de sabır sahibi oluşlarıdır. Onlar; sıkıntılara, eziyetlere, imansızların düşmanlıklarına azim ile tahammül ederek sabreden Büyük Ruh'lardır.
“O halde azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi, sen de sabret...” 46/35

ALLAH HÜKÜM VERİNCEYE KADAR SABRET

“Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hâkimlerin en hayırlısıdır.
2/177: ... Takva sahipleri sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder...” 10/109
“Ey iman edenler! Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin... “3/200

Sabır; acılara ve zorluklara dayanma gücüdür. Her şeyin Allah'tan geldiğini bilen iman sahibi, Allah-u Teâlâ'ya sığınarak sabreder. İnsanların olgunlaşması ancak sabır sırrı ile mümkündür. Sabredilmeli, sonunda iman edenler için en hayırlı hükmü Cenâb-ı Allah verecektir.

   Sıkıntı, eziyet, haksızlık, hastalık, sakatlık, fakirlik v.s. gibi ıstıraplar da, isyan etmeden onlara karşı koymak, direnmek ve sabır ederek tevekkül (Allah'ı vekil etme) sahibi olunmalıdır. Nefsin kötü eğilimlerini dizginleyerek, Allah’ın emir ve yasaklarına uyma sabırlılığı gösterilmelidir. Savaş zamanlarında; düşmana karşı hazırlıklı olmak, yılmamak, bütün gücünü seferber ederek sonuna kadar sabırla karşı koymak suretiyle düşman geçilmelidir. Ancak sabır ile zafere ve mutluluğa ulaşılır.


MUTLAKA İMTİHAN EDİLECEKSİNİZ



“Biz sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.” 2/155


“Yemin olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda mutlaka imtihan edileceksiniz... Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.” 3/186

    İnsanlar, ömür boyunca birçok zorluklarla karşılaşması bir yaratılış gereğidir. Olgunlaşarak kemale erme bu merhaleleri geçirmekle mümkündür. Kur'ân; bütün bu acılara sabır sırrı ile karşı koymamızı, ilâhî imtihan'ı ancak böylelikle kazanabileceğimizi vurgulamaktadır.

 Büyük sıkıntılara sebep olan aile fertlerinin vefatları, mal kayıpları, hastalıklar, fakirlik, savaş gibi sıkıntılar, maddî manevî acılar hep olgunlaşma için gerekli birer imtihandır. İman sahipleri, karşılaştıkları her sıkıntıyı tabii olarak karşılar ve sabır gücü ile onlara katlanır, Allah-u Teâlâ'ya sığınarak da şöyle yakarır:

 " Biz Allah içiniz ve sonunda dönüp O'na gideceğiz. " Bakara 2/156:

 Kemale ermiş benlikler de, her şeyin Cenâb-ı Allah'tan geldiğinin gerçeği ile acıları da mutlulukları da aynı zevk içinde yaşarlar. Çünkü iman sahibinin başına gelen her şey bir gizli sebebin gereğidir. Mü'minler; her oluşun Dünyadaki ve ahiretteki kurtuluş ve mutlulukları için yaratıldığı gerçeğini bilmektedirler.

Ümmü Habibe annemizin peygamberimizle evlenmesinin belki de en büyük sebebi Allah yolunda çektiği çilelere sabrının,  cihadının bir mükâfatı idi.

Kuşeyri risalesinde ahlakın tarifi şöyle yapılıyor:

“haktan ve halktan gelene hiç şikayetlenmeden razı olmaktır.

[1][1] Kur'an-ı Kerim, Zümer Sûresi 10

[2][5] Kur'an-ı Kerîm, İnfitar Sûresi 4-5

[3][6] Kur'an-t Kerim, İbrahim Sûresi 28-29

[4][9] Kur'an'-! Kerîm, Yûsuf Sûresi 100

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2020, 09:20
banner12
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER