HZ.ÜMMÜ SELEME (r.anha) hakkında bilinmeyenler...

HZ.ÜMMÜ SELEME (r.anha) hakkında bilinmeyenler...

Ümmü Seleme (r.anha) ilk Müslümanlardan olan Abdullah Bin Abdulesed’le evliydi. Bu bahtiyar aile, İslamiyet’i kabul etmekle; akrabalarının ve diğer müşriklerin akıl almaz işkencelerine maruz kaldılar. O yıllarda, İslamiyet’i kabul etme, ateşle oynamak kadar tehlikeydi. Müşriklerin işkenceleri, dayanılmaz bir hal alınca da Habeşistan’a hicret ettiler. Habeşistan Kralı Necaşi, bu muhacirlere çok iyi davranıyordu. Ümmü Seleme (r.anha)’nin gurbette uzakta çocuğu dünyaya geldi. Bu bahtiyar aile uzun müddet Habeşistan da yaşadıktan sonra nihayet Rasulullah (s.a.v) emriyle Medine’ye hicret etme kararı aldılar. Fakat Ümmü Seleme’nin akrabaları Ümmü Seleme’nin hicretine müsaade etmediler. Bunun üzerine Ebu Seleme Medine’ye hicret etti. Tam 1 sene ayrı yaşadılar. Sonra Ümmü Seleme’nin ailesi insafa geldi ve Medine’ye hicret etmesine izin verdiler.Ümmü Seleme (r.anha) yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye vardı ve Ebu Seleme (r.a) ‘yı buldu. Aile fertleri tekrar birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlardı.

Ebû Seleme Uhud'a Rasûlüllah ile (SAV) birlikte çıktı. İnsanlar dağıldığı zaman o yerinden ayrılmadı. Ebû Seleme el-Cuşemî attığı bir okla onu kolundan yaraladı. Bir ay yarasının tedavisiyle uğraştı ve nihayet yara iyileşti.

Rasûlullah (S.A.V), Huveylid el-Esedî'nin oğulları Tuleyha ve ona itaat edenlerin kendisiyle savaşa hazırlandıklarını öğrendi. Peygamber (S.A.V) Ebû Seleme İbn Abdulesed'i çağırıp ona bir sancak verdi. İçlerinde Ebû Ubeyde İbni-Cerrah ve Sa'd İbn-i Vakkas'ında bulunduğu 150 muhacir ve Ensar'ı onunla birlikte gönderdi. Rasûlullah'a (S.A.V) haber veren kişi de (O Tay kabilesindendi ve kardeşinin kızını ziyaret için Medine’ye gelmişti) onların rehberi ola­rak yola çıktı.

Peygamber (S.A.V) Ebû Seleme’ye:

— Esed oğullarının yurduna ayak basıncaya kadar yürü. Onların birlikleri sana yetişmeden onlara baskın yap. Çabuk davran dedi.

Ebü Seleme gece gündüz arkadaşlarını yürüttü ve Esed oğullarının sularından birine (bir kuyuya) vardı. Onlara ait bir meraya baskın yapıp üç çobanı esir ettiler. Diğerleri kur­tuldular. Ebû Seleme arkadaşlarını üç bölük yaptı. Bir bölük yanında kaldı. İki bölük deve, koyun ve insan yakalamak için baskın düzenle­diler. Deve ve koyuna rastladılar ama hiçbir insanla karşılaşmadılar. Ebû Seleme bunların hepsini, Medine’ye getirdi. Böylece onun serîyyesi Müslümanların Uhud'da kaybettikleri zannedilen heybetlerini ia­de etmiş oldu. Ancak yarası yeniden açıldı. Ümmü Seleme kocasına şöyle dedi:

— Kocası ve kendisi cennetlikken, kocası ölen ve ondan sonra

Evlenmeyen hiçbir kadın yoktur ki Allah o ikisini cennette birleştirmeşin. Kadın ölüp ondan sonra erkek kalırsa da durum aynıdır. Gel, seninle sözleşelim, benden sonra sen evlenme, senden sonra da ben evlenmeyeyim.

Ebu Seleme:

—Sen bana itaat ediyor musun? Diye sordu.

Ümmü Seleme:

— Ben sana, ancak itaat etmek ve söylediğini dinlemek için da­nışırım.

Ebu Seleme:

— Ben ölürsem sen evlen deyip şunu ilâve etti:

— Allah'ım! Ümmü Seleme'ye benden sonra, benden daha ha­yırlı, birisini ver ki onu üzmesin ve incitmesin.

Ebu Seleme ölüm yatağındayken,

— Allah'ım! Benim yerime aileme daha hayırlısını ver, dedi.

Hicretin üçüncü senesi Cemaziye'l-âhirenin dördüncü günü vefat ettiğinde Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Bir garip, hem de gurbet elde ölen bir garip. Ona dillere des­tan olacak bir şekilde ağlayacağım.

Ebû Seleme'nin arkasından ağlamaya hazırlandığı sırada ona yar­dım etmek isteyen bir kadın geldi. Onu Rasûlullah (S.A.V) karşıladı ve şunu sordu:

— Allah'ın şeytanı çıkardığı eve, onu tekrar sokmak mı istiyor­sun.

Ümmü Seleme ağlamaktan vazgeçti ve ondan sonra da ağlama­dı. O:

— Innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz Allah'a aidiz ve ona dö­neceğiz). Allah'ım! Başıma gelen felâketten dolayı bana mükâfat ver, dedi.

O;

__ Felâketin elimden aldığından daha hayırlısını ver» demek is­tedi. Ama kendi kendisine;

“Kim Ebû Seleme'den daha hayırlı olabi­lir? Diye soruyordu.

Ümmü Seleme Rasûlullah'a gidip:

— Ya Rasûlullah! Ebû Seleme öldüğünde ne söyleyeyim?

 Peygamber (S.A.V):

— Allah'ım Beni ve onu bağışla. Arkasında kalanlar için sen ona halef ol, de. Ölmek üzere olan kimsenin yanındaysanız hayır söyleyiniz. Melekler sizin söylediğinize âmîn derler, buyurdu.

Rasûlüllah [S.A.V) Ebû Seleme'nin ölümünden dolayı başsağlığında bulunmak üzere Ümmü Seleme'nin yanma gitti ve şöyle dedi:

— Allah'ım onun üzüntüsünü gider, başına gelen musibetten do­layı ona ecîr ver. Musibetin elinden aldığından daha hayırlısını ver.

Rasûlullah (S.A.V) ve ashabı Ebû Seleme'nin cenaze namazını kıldılar. Rasûlüllah (S.A.V) cenaze namazını kıldırırken dokuz tekbir aldı. Ashab:

— Ey Allah'ın Rasûlü! Yanlışlıkla mı, yoksa unutarak mı dokuz tekbir aldın? Dediler.

Rasûlüllah (S.A.V):

— Ne yanlış yaptım, ne unuttum, Ebû Seleme'nin cenazesine bin tekbir de alsam, o buna lâyıktır, buyurdu.

Zâdu'r-rakbin (yol azığının) kızı Ümmü Seleme'nin iddeti bitince ona Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk evlenme teklifi yaptı. Oda nezaketle bu evlenme teklifini reddetti. Ebû Bekir'den sonra Hz. Ömer talip oldu. Onun aldığı cevap da arkadaşının aldığı cevabın aynısı oldu.

Daha sonra, Rasûlüllah (S.A.V) ona evlenme teklifi yapmak üzere birisini gönderdi. Ümmü Seleme de şu cevabı gönderdi:

— Rasûlüllah ve onun adamı hoş geldi, sefalar getirdi. Rasûlullah'a benim kıskanç olduğumu, çocuklarımın olduğunu, şahid olarak da velilerimden yanımda kimse olmadığını haber ver. Ayrıca ben yaş­lıyım da.

Peygamber (S.A.V) ona:

— Çocuklarım var diyorsun, çocuklarının bakımı Allah'a aittir. Kıskançlığına gelince, kıskançlığını gidermesi için Allah'a duâ edece­ğim. Velilerinden hazır olsun veya olmasın, bana razı, olmayacak bir kimse yoktur. Yaşlı olduğunu söylüyorsun,, ben senden daha yaşlıyım diye haber gönderdi.

Ümmü Seleme oğlu Seleme’ye:

— Seleme! Kalk Rasûlullah (S.A.V) evindedir, dedi. Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu.

— Hanımım, falanca kardeşine mehir olarak verdiğim şeylerden sana eksik vermeyeceğim... İki testi, un öğütmek için İki el değirme­ni, deri yüzlü ve içi hurma lifi dolu bir yastık.

Gerdeğe girmeyi kararlaştırdıklar gecenin gündüzünde Ümmü Seleme kalkıp eşyaları kontrol etti ve onları yerleştirdi. Biraz arpa buldu ve onu öğüttü. Biraz da yağ buldu ve onu Rasûlullah'a ayırdı. Ra­sûlüllah (S.A.V) yanına gelince yemeği ona takdim etti, Rasûlullah (S.A.V) ondan yedi ve gecesini orada geçirdi. Sabah olunca Rasûlullah (S.A.V) şöyle dedi:

— Senin sayende ailen İtibar elde etti sen de onların yanında bir itibara sahip oldun. Eğer bu gecenin ve bu gündüzünün böyle her gün olmasını istersen olur.

Eğer senin İçin yediye bölmemi istersen bölerim. Eğer senin için yediye bölersem kumaların içinde yediye bölerim-

Ümmü Seleme:

— Ya Rasûlullah! İstediğini yap dedi,

O:

__ Kim Ebû Seleme'den daha hayırlı olabilir? Derken Allah Ebu Seleme'den sonra ona Rasûlullah'ı vermişti. Rasûlüllah onunla Şev­val ayında evlenmişti.

Ümmü Seleme (r.anha) şöyle anlatıyor:

__ Vefat eden Zeyneb’in (Mü’minlerin annesi) odası bana verildi. Oda da; bir toprak çanak, çanağın içinde bir parça arpa, bir el değirmeni ve bir de taştan yapılmış çömlek buldum. Çömleğin içinde erimiş yağ vardı. Arpayı el değirmeni ile öğüttüm. Çömlekte bulamaç yaptım. Biraz yağ koydum. İşte düğün yemeği buydu.

      Ümmü Seleme (r.anha)’nın Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanında ayrı bir yeri vardı. Rasulullah (s.a.v) O nu kendisinin en yakınları ve mübarek neslinin devamına vesile olan Ehli Beyti’nin arasında sayıyordu. Onun gelişi ile Rasulullah (s.a.v)’in evinde bir gürültü meydana geldi. Hele genç zevceleri ve Hz. Aişe (r.anha)’nın gönlünde tarif edilemeyecek bir ızdırap ve endişe havası estirdi. Çünkü Ümmü Seleme validemiz evvela şerefli ve asildir. Sonra pek güzel ve çok zekidir. Üstelik vakar ve izzet-i nefsi büyüktür. Babası Arapların başta gelen cömertlerindendi.

    Ümmü Seleme (r.anha) Peygamber Efendimiz (s.a.v) yakınlığı ile tanınıyordu. Bu yüzden Peygamberimizin hanımları Rasulullah (s.a.v)’den bir şey isteyecek olurlarsa, Ümmü Seleme (r.anha) vasıtasıyla isterlerdi. Rasulullah (s.a.v) ile hanımları arasında elçi olmuştu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Rıdvan Biat’inde, hakkında vahiy gelmeyen bir konuyu Ümmü Seleme (r.anha) ile istişare etmiş, onun görüşünü uygun görerek tatbik etmişti.

    Peygamber (S.A.V) iyi bir utangaçtı. Ümmü Seleme'ye geldiği zaman, Ümmü Seleme Kızı Zeyneb'i alır emzirmek İçin kucağına koyardı. Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V) utanır ve ge­ri dönerdi. Ammar İbn Yasîr (onun ana bir kardeşiydi) Ummu Sele me'n|n yaptığından dolayı Rasûlullah'ın böyle yaptığını anladı ve Üm­mü Seleme'nin yanına gitti ve çocuğu onun kucağından çekip aldık­tan sonra şöyle dedi:

— Onun yüzünden Rasûlullah'a eziyet ettiğin şu çirkini bırak. Peygamber (S.A.V) içeri girdi. Gözünü odanın içinde gezdirerek:

Ummu Seleme şöyle cevap verdi

— Ammar gelip onu götürdü:

Rasûlullah (S.A.V) şöyle dedi:

— Aîşe'nin benim yanımda hiçbir kimsenin orada kalmadığı bir yeri vardır.

Güzel olan Ümmü Seleme ile evlenince Peygamber'e (S.A.V) soruldu:

— Ya Rasûlullah! O yeri ne yaptın?

Peygamber (S.A.V)cevap vermedi. Anladı ki Ümmü Seleme onun evine gelmiştir.

    

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in vefatına kadar birlikte yaşayan Ümmü Seleme (r.anha) O’ndan çok şey öğrendi.

Pek çok mesele O’nun fetvalarıyla açığa kavuştu.

Hadis ilminde, çok büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Hadis rivayetinde Hz. Aişe (r.anha)’dan sonra ikinci gelir.

378nhadis rivayet etmiştir.

     Bir gün Rasûlullah (S.A.V) Ümmü Seleme'nin odasında onun ço­cuklarıyla birlikte yemek yiyordu. Eli Peygamber'in önündeki tabağa giden üvey oğlu Ömer İbn-i Ebi Seleme'ye:

— Yavrum! Bismillah de, sağ elinle ve kendi Önünden ye,

Ümmü Seleme akşam namazını kılmak için kalktı. Peygamber (S.A.V) ona:

— Akşam ezanı okunurken şöyle de: Allah'ım! Bu (akşam eza­nı) senin, gecenin gelişi, gündüzünün gidişi, senin davetinin seslen ve namaz vakitlerinin girişidir. Senden beni bağışlamanı dilerim.

Ümmü Seleme Rasûlullah'ı şöyle söylerken duymuştur:

— Allah'ım! Sen evvelsin, Senden önce hiçbir şey yoktur Sen âhirsin, senden sonra hiçbir şey yoktur. Kendi elinle yarattığın her canlının şerrinden sana sığınırım, günahtan tembellikten, ateşin aza­bından, kabir azabından zenginlik ve fakirlik fitnesinden sana sığını­rım, günah işlemekten ve borç ödemekten sana sığınırım. Allah'ım! Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi kalbimi hatalardan temizle Al­lah'ım! Doğuyla batının arasını ayırdığın gibi benimle günahımın arası­nı ayır. Allah'ım! Senden İstenenin hayırlısını, duanın hayırlısını, ba­şarının hayırlısını, işin hayırlısını, sevabın hayırlısını, yaşamanın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni sabit kıl. Tartılarımı ağır getir, imanımı kuvvetlendir, derecelerimi yükselt. Namazımı kabul et, günahımı affet. Senden cennette yüksek dereceler istiyorum. Âmin.

Allah'ım! Senden hayrın başlangıçlarını, sonuçlarını ve toplayıcıları­nı, evvelini, âhirini, zahirini, bâtınını ve cennette yüksek dereceler is­tiyorum. Âmin.

Allah'ım! Beni ateşten kurtar. Gece ve gündüz mağfi­ret et. Cennette iyi bir yer ver. Âmin.

 Allah'ım! Senden ateşten kur­tuluş ve selâmet diliyorum. Beni cennete sok. Âmin.    

Allah'ım! Sen­den benim gönlümü, kulağımı, gözümü, ruhumu, yaratılışımı, ahlâkı­mı, ailemi, hayatımı ve ölümümü mübarek kılmanı istiyorum. Allah'ım! İyiliklerimi kabul et. Senden cennette yüksek dereceler istiyo­rum. Âmin. 

Peygamber (S.A.V) ona şöyle demesini öğretti:

— Kim her gün “Allah'ım Beni ve kadın erkek bütün mü'minleri affet derse, ona her mü'mine ait bir iyilik gelir.”

Ümmü Seleme kalplerden bahsetti. Rasûlullah da bunun üzerine ona şöyle dedi:

—Ümmü Seleme! Kalbi Allah'ın parmaklarından iki parmak ara­sında olmayan bir insan yoktur. Dilediğini sebat ettirir, dilediğini de kaydırır.

Daha sonra Rasûlullah (S.A.V) şunu ilâve etti:

— Allah sana bir şey verirse o sana gelir. Sana bundan daha ha­yırlı bir şey göstereceğim, yatağına girdiğin zaman Allah Teâlâ’yı otuz üç defa teşbih et (Subhanallah) de. Otuz üç defa Allah'a hamdet (elhamdülillah) de. Otuz üç defa da (Allah-u Ekber) de. O, senin için hizmetçiden daha hayırlıdır. Sabah namazını kıl­dığın zaman şöyle de:

“Tek olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Onun or­tağı yoktur. Mülk onundur. Hamd onadır. O diriltir ve öldürür. Hayr onun elindedir. O, her şeye hakkıyla kadirdir. Bunlardan her birine on iyilik yazılır. On kötülük düşürülür. Yine bunlardan her biri İsmail oğul­larından bir köle azâd etmek gibidir. Şirk müstesna o gün işlenilen bir günahın ona ulaşması helâl değildir. Tek olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Onun ortağı yoktur. Sözü sabah söylemenle akşam söylemen arasındaki sürede seni bütün şeytanlardan ve kötülüklerden korur.

   Hicretin altıncı senesi Zilka'de ayında Rasûlullah (S.A.V) Arapları ve o civardaki bedevileri umreye davet etti. Rasûlüllah (S.A.V) rü­yasında kendisinin ve ashabından bir kısmının başlarını kazıttırmış, bir kısmının da saçlarını kısalttırmış olarak Mekke'ye ve Kâbe’ye gir­diğini Kâbe'nin anahtarınnı aldığını ve tavaf ettiğini gördü. Bunu as­habına anlattı, onlar da sevinip hazırlandılar.

Rasûlullah (S.A.V) Medine'de yerine Abdullah İbn-i Ümmü Mektum'u bıraktı.

    Peygamber (S.A.V) insanlara teminat vermek gayesiyle Mekke halkı ve etrafındakilere harp etmek için değil, kendisinin sa­dece Kâbe'yi ziyaret ve ona tazimde bulunmak için Umre yapmak üzere yola çıktığını haber verdi. Ümmü Seleme, Ümmü Umare, Ümmü Menî ve ÜmmÜ Amir El-Eşheliyye ve beş yüz ashabı da onunla birlikte çıktı. 70 ta­ne de kurbanlık hayvan götürdü. Müslümanların yanında yolcu silAhı olarak kınlarındaki kılıçlarından başka bir şey yoktur.

Peygamber {S.A.V) Usfan'a geldiği zaman Bişr İbn Sufyan eİ-Ka'bî geldi.

Rasûlul­lah onu Mekke'ye gözcü olarak göndermişti. Bîşr:

— Ey Allah'ın Rasûlü! Kureyş senin yola çıktığını duymuş Ehabiş'ten kendilerine itaat edenleri savaşa çağırmışlar, Sakif,  kadın ve çocuklarıyla birlikte onlara katılmış. Yine yanlarında yeni yavrulamış sütlü develer ve bebekli kadınlar var. Onlar kaplan derileri giymişler (düşmanlık ve kinlerini belirtmek istiyorlardı). Onlar Mekke'ye hiç kimseyi sokmamaya yemin ederek Zutuva'ya yerleşmişler, dedi.

Naciye (Zekvan) İbn Cundub e!-Eslemî Müslümanları Hudeybiye'ye giden sarp bir yola soktu. Peygamber (S.A.V), savaşmak için de­ğil, Kâbe'yi ziyaret ve tazim için geldiğini haber vermek üzere Os­man İbn Affan'ı Kureyş'e göndermişti. Rasûlullah'a Osman İbn Affan'ın öldürüldüğüne dair haber geldi. Peygamber (S.A.V):

— Artık savaşmadan geri dönmeyiz, buyurdu. Daha sonra şunu ilâve etti.

— Allah, bana bey'at edilmesini emretti.

Rasûlullah'ın (S.A.V) ashabı ağaç altında ona bey'at ettiler. Buna Bey'at-ı Rıdvan denildi. Rasulullah'a (S.A.V) ilk bey'at eden Ebû Sinan el-Esedî oldu. Sadece el-Cedd İbn Kays bey'at etmedi. Daha sonra Osman îbn Affan, Suheyi İbn Amr, Huveytıb İbn Abdiluzza ve Mîkrez İbn Hafs geldiler.

Peygamber ile (S.A.V) Hudeybiye anlaşmasını yaptı­lar. «Bu Muhammed İbn Abdullah'la Suheyl İbn Amr'ın yaptıkları an­laşmanın maddeleridir. Muhammed ile Suheyi şunları kararlaştırmıştırlar.

** Halkın güvenlik içinde kalabilmesi için on yıl harp edilmeyecek.

** Kureyş'ten kim velisinin izni olmaksızın, Muhammed'e gelirse, Mu­hammed onu Kureyş'e geri verecek.

** Muhammed'in yanındakilerden kim Kureyş'e gelirse, Kureyş onu Muhammed'e vermeyecek.

** Aramız­da iyi niyet ve vefakârlık olacak. Hırsızlık ve hıyanet olmayacak. Mu­hammed'in himayesine girmek isteyen onun himayesine girebilecek.

** Kureyş'in himayesine girmek isteyen de onun himayesine girebile­cek.

    (Huzaa kalkıp: Biz Muhammed'in himayesine giriyoruz dedi. Bekir oğulları da: Biz de Kureyş'in himayesindeyiz, dediler.

Muham­med bu yıl geri dönecek, Mekke'ye giremeyecek. Gelecek yıl, Kureyş çıktıktan sonra ashabıyla yanında sadece yolcu silahıyla girebilecek ve orada o gün kalabilecek, kılıçlarını ancak kınlarında taşıyabile­cekler.

Rasûlullah (S.A.V) kalkıp ashabına şöyle dedi:

 — Kalkınız kurbanları kesiniz.

Hiç kimse kalkmadı. Bunu birkaç defa söyledi. Yine hiç kimse kalkmadı. Peygamber (SAV) öfkeyle, eşi Ümmü Seleme'nin yanına girdi ve uzandı. Ümmü Seleme sordu:

__ Neyin var? Ya Rasûlullah:

Ona cevap vermedi. Ümmü Seleme:

— Neyin var? Ya Rasûlullah! Dedi.

Bunu birkaç defa tekrar etti. Rasûlullah cevap vermiyordu. Daha sonra Peygamber {S.A.V} şöyle dedi:

—Müslümanlar mahvoldular. Onlara kurbanları kesmelerini ve traş olmalarını emrettim. Fakat emrimi yerine getirmediler.

Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Ya Rasûlullah! Onlara ısrar etme! Anlaşma meselesinde başı­na gelen ağır yük ve fetih yapmadan dönmeleri onların çok zoruna gitti.

Daha sonra şunu ilâve etti:

— Ya Rasûlullah! Çık, Kimseyle bir kelime konuşma. Kurbanlığı­nı kes ve başını traş et.

Peygamber (S.A.V) çıkıp harbesini aldı. Kurbanlığına doğru yürü­dü.

Yüksek sesle:

—Bismillahirrahmânirrahîm, Allah-u Ekber diyerek harbeyle kur­banlığı kesti.

Daha sonra kırmızı deriden yapılmış çadırına girdi. Hiraş İbn Ebî Umeyye el-Huzaîy'i çağırıp saçını kazıttırdı.

Ashabı bunu görünce on­lar da kalktılar. Kurbanlarını kestiler. Saçlarını kazıttılar. Bir kısmı da saçlarını kısalttılar.

                                                           ***

Bir gün Ensar'dan yeni bir elbise giymiş bir kadın Ümmü Seleme'nin ya­nına geldi. Halkın onu görmesi için böbürlenmeye başladı. Ümmü Se­leme ondan elbiseyi çıkarmasını İstedi ve şöyle dedi:

— Rasûlullah'ı (SAV) şöyle derken duydum. Kim halkın bakması için övüneceği bir elbiseyi giyerse, onu çıkarıncaya kadar Allah ona bakmaz.

Arkasından şunu ifade etti:

— Rasûlullah (SAV) şöyle buyurdu; Gümüş ve altın kaptan içen kimse karnına cehennem ateşini akıtmış olur. Ancak tövbe etmesi müstesna.   

                                                            ***

Bir kadın ekmeği bıçakla kesmek istedi. Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Peygamber (SAV) Acemlerin yaptığı gibi ekmeği bıçakla kes­mekten menetti. Sizden birisi et yemek istediğinde onu bıçakla kes­mesin. Fakat onu atsın ve ağzıyla koparsın.

Daha sonra şunu ilâve etti.

— Rasûlullâh (SAV) şöyle buyurdu:

 Yemeği yırtıcı hayvanlar gi­bi koklamayın.

                                            ***

Bir kadın Ümmü Seleme'ye kocanın karısından hoşnut olması ko­nusunda sordu. Ümmü Seleme şöyle dedi;

— RasuluIIah'ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum:

“Hangi kadın ko­cası kendisinden hoşnut olarak ölürse cennete girer.

                                               ***

Ümmü Seleme Peygamber'e (SAV} sordu:

— Ya Rasûlullah! Bana Allah-u Teâlâ’nın «Hûrîıyn» [1][7] sözünü anlatır mısın?

Rasûlullah (S.A.V) buyurdu:

— Hûr, beyaz; ın, iri, kartal kanadı kadar siyaha yakın. Ümmü Seleme:

__ Ya Rasûlullah Allah Teâlâ’nın “Onlar yakut ve mercan gibidirler.” [2][8] ayetini açıklar mısın? Dedi.

Rasûlullah (S.A.V) :

— Onların duruluk ve berraklığı hiçbir elin dokunmadığı sedefler-deki (inci kabuğu) incinin duruluk ve berraklığı gibidir. Buyurdu.

Ümmü Seleme:

— Ya Rasûlullah!

“Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır.” [3][9] ayetinin açıklama­sını yapar mısın? Dedi:

Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu:

— (Hayrat) huylar, ahlâk demektir. (Hisân) ise yüzler demektir.

Ümmü Seleme:

(Keennehünne beyzun meknûn) [4][10] ayetinin açıklamasını sordu. [5][11] Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu:

Onların inceliği, yumurtanın kabuğundan sonraki derinin (zarın) in­celiği gibi

Ümmü Seleme:(Uruben etrâben) [6][12] âyetinin tefsirini açıklar mısın? Dedi.[7][13]

Rasûlüllah (S.A.V) :

— Bunlar dünyada gözleri hastalıklı ve saçları ağarmış yaşlı ka­dınlardır ki, Allah onları yaşlılıktan sonra bakire yapmıştır. (Uruben) kocalarını çok seven ve onlara bağlı olan hanımlar demektir. (Etrâben} ise, doğumları aynı yani yaşıt, akran olanlardır, buyurdu.

— Ya Rasûlullah! Dünya kadınları mı daha üstündür, «hüru'ıyn» mi? diye sordu.

Rasûlullah şöyle cevap verdi:

— Zahirî olmanın batını olmaya üstünlüğü gibi dünya kadınları da «hûru'l-îyn» den daha üstündür.

Ümmü Seleme:

— Ya Rasûlullah! Bu nasıl olur?  Dedi. . .

 Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu:

— Bu onların namaz, oruç ve Allah'a ibadetleriyle olur. Aziz ve Celîl olan Allah onların yüzlerine nur verir, vücutlarına, beyaz renkli ipekler ve yeşil elbiseler giydirir, sarı renkli zînetler taktırır. Onların buhurdanlıkları incidendir. Tarakları altındandır. Onlar şöyle derler. Biz ebediyiz ve ebediyen ölmeyeceğiz. Biz güzel ve nazlı kadınlarız. Biz asla ümidimizi kesmeyiz. Biz mukimiz. Biz asla çekip gitmeyiz. Biz hoşnuduz. Asla öfkelenmeyiz. Bizim kendilerine âit olduğumuz kimse­lere ne mutlu!

                                               ****

Ümmü Seleme yine sordu:

— Ya Rasûlullah! Biz kadınlardan bazıları dünyada iki, üç veya dört defa evleniyor. Daha sonra ölüyor ve cennete giriyor. Kocaları da onlarla birlikte, cennete giriyor. O kadınların kocası hangisi olacak?

Peygamber (S.A.V) :

— Ümmü Seleme! Kadın onların ahlâkı en güzel olanını seçer ve şöyle der: “Rabbim! Bu, dünyada bana karşı ahlâkı en güzel olandı. Bana onu eş yap.”            Ümmü Seleme! Ahlâk güzelliği dünya ve âhiret iyiliğiyle birlikte gider.» buyurdu.

Rasûlüllah (S.A.V) bir süre sustuktan sonra şöyle dedi.

— İnsanlar kıyamet gününde çıplak olarak haşir olunacaklardır. Ümmü Seleme;

— Ya Rasûlullah! Ne çirkin Birbirimize bakmaz mıyız? Diye sordu.

Rasûlullah (S.A.V :

—İnsanlar meşguldür, buyurdu.

Ümmü Seleme tekrar sordu:

— Onlar neyle meşguldürler?

Peygamber (S.A.V):

__ O gün sayfalar zerre miktarı ve hardal tanesi kadar olanı ortaya çıkarır, buyurdu.

                                                           ****

Kadınlardan birisi sordu:

— Kadın evinde mi yoksa camide mi namaz kılar?

 Ümmü Seleme cevap verdi:

—. Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu:

“Kadınların camilerinin en hayırlısı evlerinin dibidir.”

Daha sonra şunu ilâve etti:

— Rasûlullah'ın (a.s.m) şöyle dediğini duydum;

“Kadının evinde namaz kılması hücresinde namaz kılmaktan daha faziletlidir. Onun küçük odasında namaz kılması evinde namaz kılmasından daha hayırlıdır”

Arkasından şöyle dedi:

— Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu.

“Kadın evinin en karanlık ye­rinde namaz kılmaktan, Allah'a daha sevimli gelen bir namaz kılmamıştır.”

                                               ****

Bir kuşluk vakti Cebraîl (A.S), Ümmü Seleme ile birlikteyken Rasûlullah'a (S.A.V) geldi ve onunla konuşmaya başladı. Daha sonra kalkıp gitti. Bunun üzerine Rasûlullah (S.A.V):

— Bu kim? diye sordu. Ümmü Seleme:

— Bu Dıhye’dir diye cevap verdi, Rasûlullah da (S.A.V):

—O, Cebrail'dir, buyurdu, Ümmü Seleme:

— Vallahi, ben onu ondan başkası zannetmedim, dedi.

                                              

                                    *****

Bir gün, Rasûlüllah (S.A.V) Ümmü Seleme'yle onun kızı Zeyneb'in yanındaydı. Rasûlüllah'ın kızı Fâtıma çocukları Hasan ve Hüseyin'le birlikte babasının yanına geldi. Rasûlüllah Hasan ve Hüseyin'i bağrına basıp şöyle dedi:

— Allah'ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun, Ehl-i beyt! O (Ehl~i Beyt) hamîd (övgüye değer) ve mecîd (şerefli) dir.

Bunun üzerine Ümmü Seleme ağladı. Rasûlüllah (S.A.V) ona ba­kıp şefkatle sordu:

— Seni ağlatan nedir?

Ümmü Seleme şöyle cevap verdi:

— Ya Rasûlullah! Onları tercih edip beni ve kızımı terk ettin. Rasûlullah (S.A.V):

— Kızın ve sen de Ehl-i Beyt'tensiniz, buyurdu."

                                                                                                                                                                                               ****

Ümmü Seleme dilenciyi reddetmeyi ve onu azarlayarak kovmayı menetti ve şöyle dedi:

— Rasûlüllah'ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum. Dilenciyi reddet­meyiniz. Hiç olmazsa bir yudum su veriniz.

                                                     ****

Rasûlüllah (S.A.V) seferlerinden birine çıkmıştı. Bu seferde, yanında Safiyye Bint Huyeyy ve Ümmü Seleme vardı. Peygamber (SAV) Ümmü Seleme'nin hevdeci zannederek Safiyye'nin hevdecine gitti. O gön Ümmü Seleme'nin günüydü (nöbetiydi]. Rasûlullah (SAV) Safiye’yle konuşmaya başladı, Ümmü Seleme kıskandı. Peygamber (S.A.V) Ümmü Seleme'den sonra Safiyye Bint Huyeyy olduğunu öğrendi ve Ümmü Seleme'ye geldi. Ümmü Seleme:

—Allah'ın elçisi olduğun halde benim günümde yahudînin kızıy­la konuşuyorsun.

Ümmü Seleme bu sözü söylediğine pişman oldu. Rabbinden af diledi ve:

— Ey Allah'ın elçisi! Benim için af dile. Beni böyle yapmaya kıskançlık şevketti. Dedi.   

                                              *****

Ümmü Seleme:

— Ya Rasûlullah! Benim saç örgülerim çok sık, gusül abdesti için o örgüleri çözeyim mi? (Yani yıkandığım zaman ne yapayım?) di­ye sordu.

Rasûlullah (S.A.V) şöyle cevap verdi:

— Ona üç defa su dökmen yeterlidir. Sonra bedeninin her tarafı­na su akıtırsın ve artık temizlenmiş olursun (veya işte temizlendin gitti).

                                            ****

Bir kadının, kendisi evlenebilmek için kız kardeşinin boşanmasını İstediği, Ümmü Seleme'nin kulağına geldi. Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu duydum:

Kadın kendisi evlenebilmek için kız kardeşinin boşanmasını istemesin!

Ümmü Seleme saçına saç ekleyen bir kadın gördü ve ona şöyle dedi:

- Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: Saça saç ekleme. Fakat iyi bir bez parçası al. Onunla örgü yap.

                                             *****

Ümmü Seleme Peygamberin (SAV) ashabına şöyle dediğini duy­du:

— Kim Ali'yi severse beni sevmiş olur. Kim beni severse Allah'ı sevmiş olur. Kim ona (Ali'ye) buğzederse (kızarsa) bana buğzetmiş olur. Kim bana buğzederse Allah'a buğzetmiş olur.

Arkasından Ali'ye bakıp şöyle dedi:

— Mü'min sana kızmaz, münafık ise seni sevmez.

                                         *****

Rasûlullah (S.A.V) vefat edip halk Ebû Bekir es-Sıddık'a bey'at edince Rasûlüllah'ın halifesi Müslümanların annelerine iyilik yapmayı ve ihsanda bulunmayı ihmal etmiyordu.

Bazı kadınlar geldiler. İçlerinden birisi Ümmü Seleme'ye Rasûlül­lah'ın en çok ne zaman oruç tuttuğunu sordu. Ümmü Seleme şu ce­vabı verdi:

— O, en çok cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve şöyle derdi. O ikisi, gün olarak müşriklerin bayramıdır. Ben onlara muhale­fet etmeyi seviyorum.

Bir başka kadın da:

— Rasûlullah (S.A.V) iftarına nasıl başlardı? Dedi.  Ümmü Seleme:

— Oruçlu olduğu zaman iftarını su ile açardı. Bir nefeste içmez, iki veya üç defada içerdi, dedi ve şunu da İlâve etti:

— Hanımıyla münasebetten dolayı cünüpken sabah olursa, gusül abdesti alır ve oruç tutardı.

                                                *****

Bir kadın şöyle dedi:

— Rasûlüllah (S.A.V) yolculuğa çıktığı zaman ne yapardı? Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Hazarda (yolculuk dışında) ve seferde beş şeyi yanından ek­sik etmezdi. Ayna, sürmedan, tarak, misvak ve saç fırçası. Perşembe günü yolculuğa çıkmayı severdi.

Bir kadın Peygamberin (S.A.V) yatağını ve en sevdiği kıyafeti sordu. Ümmü Seleme şu cevabı verdi:

— Onun yatağı insanın kabrine konulan şeylerin benzeriydi. Mescid'de onun baş tarafındaydı. En sevdiği kıyafet de gömlekti.

                                  *****

Kadınlardan birisi sordu:

— Rasûlullah (S.A.V) öfkelendiği zaman ne yapardı? Ümmü Seleme:

— Rasûlullah'ın (S.A.V) öfkelendiği zaman yanakları kızarır. Öfkelendiği zaman onunla konuşmaya Ali'den başka hiç kimse cesa­ret edemezdi.

                               ******

Bir kadın da şöyle sormuştu:

—Rasûlullah (S.A.V) evinden çıktığı zaman ne derdi?

Ümmü Seleme şu cevabı verdi:

— O evinden çıktığı zaman şöyle derdi:

“ Allah'ım! Hata etmek­ten veya hataya düşürülmekten, sapmaktan veya saptırılmaktan, hak­sızlık etmekten veya haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten veya saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım.

                                                     ****

Bir kadın şöyle dedi:

— Orta namaz (ikindi namazı) hakkında ne dersin? Ümmü Seleme şöyle cevap verdi:

— Peygamber'e (S.A.V) bir gün ikindiden sonraki iki rekâtı sor­dum. Bana şöyle dedi:

__ Ebû Umeyye'nin kızı! Sen ikindiden sonraki iki rekâtı sordun. AbdulKays'tan bazıları bana kavimlerinin Müslüman ol­duğu haberini getirdiler ve beni öğleden sonraki iki rekâttan alıkoy­dular. İşte ikindiden sonra kıldığım o iki rekâttır.

Daha sonra şunu ilâve etti:

— Rasûlullah'ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum. Kim ikindiden önce dört rekât kılarsa Allah onun vücudunu ateşe haram kılar.

                                                       ****

Ümmü Seleme (r.anhâ) şöyle demiştir:

Resûlullah [S.A.V) erkeğin saçlarını tepesinde toplamış olduğu halde namaz kılmasını yasaklamıştır. [8][14]

                                   

                                                  ******

Bir kadın komşu hakkında sordu, Ümmü Seleme şu cevabı verdi:

— Rasûlullah'ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum:

__ Komşuya eziye­tin azı yoktur.

Bir kadın hizmetçisini azarlayınca Ümmü Seleme şöyle dedi:

— Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu:

__  İki zayıf hakkında Allah'­tan korkunuz. Köle ve kadın, Namaz ve sağ ellerinizin sahip olduğu şey (köle) hakkında Allah'tan korkunuz.

Daha sonra şunu ilave etti:

__  Hizmetçiyle birlikte sofraya oturup yemek tevazudandır.

                                          *****

Bir kadın Ümmü Seleme'ye akrabalık hakkında sordu. O da şöyle dedi:

— Rasûlullah’ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum. Akrabalık (ra­him) hakkını arayan ve Rahman'ın bağına sarılan bir daldır. Seninle İl­giyi kesen kimseyle ilgilenmeme ve senden ilgiyi kesen kimseyle ilgilenmeme razı olmaz mısın? Kim sana ilgi gösterirse bana ilgi gös­termiştir. Kim senden ilgisini keserse benden de ilgisini kesmiş de­mektir.

                                                   ****

 Bir gün Ümmü Hasen Ümmü Seleme'nin yanındaydı. Bazı yoksullar gelip yalvarırcasına istemeye başladılar. Onların içinde kadınlar da vardı. Ümmü Hasen:

— Defolun, dedi. Ümmü Seleme:

Ömer İbn-i Hattab zamanında Ümmü Seleme'den alacağı olan bir adam vardı. Adam Ümmü Seleme'nin aleyhinde yemin etti. Mü'minlerin emiri Ömer ona, derisini kabartıp etine işleyen otuz kamçı vurdu.

                                              ****

Ümmü Seleme, oğlu Ömer'in Kur'an okuduğunu duydu. Bunun üzerine şöyle dedi:

— Baban Ebû Seleme'nin şöyle dediğini duydum:

Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu.

“ Allah Kur'an okuyan bir kula verdiği izin gibi hiçbir şeye izin vermemiştir.”

        Bir adam Ömer İbn-i Ebu Seleme'ye kendilerinden semavî kitapla­rın indirildiği sema 'kapılarının sayısını sordu. Ömer İbn Seleme:

— Sema'dan inen kitaplar bir kapıdandır. Kur'an yedi kapıdan ye­di harf üzerine indirilmiştir. Helâl vardır, haram vardır, muhkem var­dır, müteşabih vardır. O misaller getirmiştir. Emirler vermiştir, ya­saklar getirmiştir. Helâli helâl kabul edilmiş, haramı haram kabul edilmiş, onun muhkemiyle amel edilmiş, müteşabihinde durulmuştur. Misallerinden de ibret alınmıştır. Hepsi Allah katındandır. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar, dedi.

Ümmü seleme hıçkırarak:

“ Eşhedü en la ilahe illallahü vahdehü la şerike le huve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resülüh. Dedi.

Yaratıcının katına yükseldi

                                  ****

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hanımlarından en son vefat eden Ümmü Seleme (r.anha)’dır. 84 yıl dolu, dolu bir hayat sürmüştür.

İBRET VE ÖĞÜTLER

Güzel Örnek Olmak

Hakk’a davet hizmetinde bulunurken tesirli söz söyleyebilmek ve hayırlı bir netice elde edebilmek için, her şeyden evvel örnek bir karakter ve şahsiyet sergilemek lâzımdır.

O hâlde bir müslümanın İslâm’a yapabileceği en büyük hizmet, onu önce kendi hayatına en güzel bir şekilde tatbik etmektir. Zira söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan bir kimsenin insanları iknâ edebilmesi mümkün değildir.

Allah Teâlâ; kişinin sözü ile özünün, konuştuklarıyla yaptıklarının birbiriyle tezat teşkil etmemesini emretmiştir. Rasûl-i Ekrem (a.s.m)  Efendimiz de, böyle bir tezat içinde bulunanların hazin âkıbetini şöyle beyan buyurur:

“Kıyamet gününde bir kimse getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o hâliyle değirmen çeviren merkep gibi döner. Cehennem ehli başına toplanır ve:

«Ey filân, bu ne hâl? Sen bize iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin?!» derler. O da:

«Evet, size iyiliği emreder fakat kendim yapmazdım; sizi kötülükten sakındırır fakat kendim yapardım.» diye cevap verir.”

Özüyle, sözüyle, hâl ve davranışları itibarıyla güzel örnek olabilmek, İslâm’ı tebliğ hizmetinde kullanılabilecek en tesirli bir lisandır. Bu lisan, hikmet ve ibretler sergisi olan kainatın, sessiz-sözsüz, fakat son derece fasih ve beliğ lisanı gibidir. Yine bu lisan, hakikate teşne her idrâk tarafından anlaşılabilen “hâl lisânı”dır. Bu lisânı anlamayan hiçbir millet yoktur. Bu lisân ile konuşulduğunda kendisine ulaşılamayacak hiçbir insan mevcut değildir. Hâl lisanının sürçmesi ve hatası da yoktur. Gâyet sâde, özlü, berrak ve anlaşılır bir lisandır.

İSTİŞARE ETMEK

Hz. Peygamberimiz Ümmü Seleme annemizle vahiy gelmeyen bir mevzuu da istişare etmiş ve Ümmü Seleme annemizin kararını tatbik etmişti. 

İstişare, bir işe başlamadan evvel, bilgisine, tecrübesine ve ahlâkına îtimâd edilen kimselerle fikir alışverişinde bulunmak, onlara danışmak demektir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…(Yapacağın) işlerde onlarla (mü’minlerle) istişâre et. (Bir işe) azmettiğin zaman da, artık Allâh’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, kendine tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 159)

“…Onların işleri, kendi aralarında istişâre iledir…” (eş-Şûrâ, 38)

Demek ki istişâre, Müslümanların mühim vasıflarından biridir. Nitekim Rasûlullah (S.A.V) Efendimiz’in hayatına baktığımızda, O’nun her işinde istişâre ettiğini görmekteyiz. Ebû Hüreyre  (r.a) şöyle der:

“Rasûlullah (S.A.V)’den daha fazla dostlarıyla istişâre eden bir kimse görmedim.” (Tirmizİ)

Umumiyetle birçok aklın, bir tek akıldan daha doğru karar vereceğini işaretle,  Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu gerçeği:

“İstihâre yapan hüsrana uğramaz, istişâre eden pişman olmaz, iktisatlı olan fakir düşmez.” sözleriyle beyan buyurmuşlardır.

Allah Rasûlü (s.a.v) , kadınlarla da -bilhassa onları ilgilendiren hususlarda- istişâre etmeyi tavsiye buyurmaktadır. Hadîs-i şerîflerde buyrulur:

“Kendilerini alâkadar eden hususlarda hanımlarla istişare edin!” (İbn-i Esir, Üsdü’l-Gâbe, IV, 15)

“Dul kadın kendisiyle istişâre edilmeden, bâkire kız da izni alınmadan evlendirilemez.” (Müslim, Nikâh, 64)

“Kızları husûsunda kadınlarla istişâre edin!” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 22-23)

Kur’ân-ı Kerîm’de, erkeklerin hanımlarıyla istişâre etmesinin lüzûmuna şöyle işâret edilmektedir:

“…Eğer ana ve baba, birbiriyle istişâre ederek ve kendi rızâlarıyla çocuklarını sütten kesmek isterlerse, kendilerine bir günah yoktur…” (el-Bakara, 233)

   İstişâre, benlik duygusunu terbiye ederek, insanı yaptığı işlerle övünme afetinden korur. İstişâre’ye tenezzül edilmemesi ise kendini beğenme ve üstün görme manalarına gelen kibir ve ucup hastalıklarının bir alâmetidir. Yine samîmi bir gönülle yapılan istişâre, görüşlerine mürâcaat edilen insanlara değer vermeyi de ifâde ettiğinden, karşılıklı muhabbet bağlarının kuvvetlenmesine de vesîle olur.

İstişâre ederken, durum bütünüyle ve olduğu gibi ortaya konulmalıdır. Böyle yapılmadığı takdirde istişâreden yanlış neticeler çıkabilir. Hazret-i Ebû Bekir (r.a)

“Sana yol göstermek isteyenden hâlini gizleme, aksi takdirde kendini aldatırsın.” buyurmuştur.

Sıkıntı ve darlığa düşme ihtimaliyle korkutup iyilikten vazgeçirmek isteyen cimri ile büyük işlere karşı insanın azmini kıracak kor­kak ve zulme saparak ihtirası iyi gösterecek hırs sahibi ile istişâre yapmak men edilmiştir.

Öyleyse hem dînî hem de dünyevî işlerde, ehliyle istişâre ederek hareket etmek, en doğru yoldur.

KAYNAK:HÜR AVAZ

Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2020, 13:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER