MÜSLİM GÜNDÜZ ve KISACA HAYAT HİKAYESİ

MÜSLİM GÜNDÜZ ve KISACA HAYAT HİKAYESİ

MÜSLİM GÜNDÜZ ve KISACA HAYAT HİKAYESİ

(Müslim Gündüz Efendinin kendi anlatımıyla)

Dünyaya geldiğim yer, Hankendi Nahiyesine bağlı merkez köyü sayılan El-azîz’in Ağcakale köyüdür. 1941 senesi bir sonbahar gününde dünyaya geldiğimi anam söylerdi. O senelerin yoksulluğunu, kıtlığını anlata anlata bitiremezlerdi anam ve babam. İnsanlar evlatlarının açlıktan ölmemesi için karın tokluğuna 15 yaşından büyük çocuklarını köle mesabesinde olarak hali vakti iyice olanların yanına verdikleri tarihlermiş o günler.

Ben o yokluklardan sadece şunu hatırlıyorum: Babam 1945’de Devlet Hastanesi’nde 45 lira maaş ile işe girmişti. Onlara arada bir veya belki de senede bir, bir çuval şeker verirlermiş. İşte rahmetlik anamın, o şekeri çeşme suyunda eritip leğenle önümüze koyduğunu ve o şerbeti ekmek doğrayarak kaşıkla yediğimizi hatırlıyorum.

Babamın kendi amcasından duyduğuna göre bizim sülalenin o mıntıkaya büyük bir göç dalgasıyla birlikte  Arabistan tarafından geldiğini söylerdi. Lakabımız UHUDOĞULLARI imiş. Babamın babası Hasankale’de Ruslar’a karşı savaşırken şehid düşmüş. Babam kendi babasını hatırlamıyordu. Anamın babası da aynı şekilde Çanakkale’de şehid düşmüş. O da hatırlamazdı babasını.

İLK İŞ MÜRACAATI

Kastamonu Sanat Okulu’ndaki hayatım gayet verimli geçti. Derslerimde çok başarılıydım. O zaman tam not 10’du. Benim mezuniyet notum 9,8 idi. Okul bittiğinde sene 1959 ‘du. Memleketime geldim.

Babamın maaşı epeyce artmıştı. Ağabeyim de Frezeci olarak Elaziz Şeker Fabrikası’nda çalışıyordu. Eskinin o katı yokluk günlerini artık yaşamıyorduk, fakat rahat bir durumda olduğumuz da söylenemezdi. Bir işe girip çalışmak istiyordum. Memleketimizde iş yoktu. Bir gün bir gazete ilanından Karabük Demir Çelik Fabrikaları’ndan sanat okulu mezunlarının arandığını okudum. Gitmek için babamdan izin istedim. Babam, uzaktır diye razı olmadı. Fakat benim üzüldüğümü görünce dayanamadı, müsaade etti. Tekrar ikinci garb seyahati başladı.

NURCULARLA İLK TANIŞMASI

1961 senesinin Ocak ayındayız. Bir gün Osman Güreldi, Süleyman Tanrıöver isimli ve aramızda en dindar ve malûmatlı olan arkadaşlarımızın tevkif edildiğini duyduk. Acaba neden? Bildiğimiz kadarıyla bu arkadaşlar, ahlak ve fazilet timsali arkadaşlar. Sonra öğrendik ki: Bu arkadaşları Nurcu oldukları için hapse atmışlar.

Hapishaneye yatak vs. götürmek bize düşüyordu. Arkadaşların hizmetlerini görmekle beraber Nurculuk dedikleri şeye karşı da bende bir merak uyandı. Yanılmıyorsan arkadaşlar 15-20 gün hapisten sonra çıktılar. Ben kendilerinden Nurculukla ilgili eserlerden istedim. Bana ilk olarak bir Gençlik Rehberi, bir Küçük Sözler ve bir de Mesnevi-i Nuriye verdiler. Ben eserleri okumaya Mesnevi-i Nuriye’den başladım. Aklım, bu ilk okuyuşta belki kemaliyle istifade edemiyordu. Fakat ruhum ve kalbim eseri elime aldığım andan itibaren adeta cesedi terk edip kendi alemlerine çekilip gidiyorlardı. Neden sonra kendime geldiğimde bakıyordum ki 3/5 saat geçmiş.

İKİNCİ MENEMEN HADİSESİ  

1962 senesi… İhtilâlin kabadayıları Türkiye genelinde şeytanca bir planla, ilkokullardan başlayarak her kademeden kız ve erkek öğrencilere Cinsel Eğitim dersi vermek için konferanslar başlatacaklarmış. Bunun ilkini gayet müsait bir zemin olarak gördükleri Safranbolu’da yapacaklarmış.… Karabük’ten bir otobüs dolusu arkadaşla Safranbolu Bağlar’daki toplantı salonuna gidip yerlerimizi aldık…

Olanlar oldu ve ihtilalin düdükçüleri çocuklara Cinsel Eğitim dersi veremeden, evvel kendileri öyle bir terbiye dersi aldılar ki, ta 1969’a kadar bir daha böyle bir terbiyesizliğe kimse teşebbüs edemedi. O günlerde İstanbul’da günlük olarak neşrolunan Yeni Sabah Gazetesi (ikinci Menemen Hadisesi) diyerek, haberi iri puntolarla başlıktan veriyordu.

ASKERLİK YILLARI

Isparta’dan dağıtım olduk. İskenderun 39. Tümen’e verdiler. Gittik. Beni karargâh bölüğüne yazıcı olarak aldılar. 2-3 ay böyle devam ettim.

Bir gün bölük komutanı binbaşı beni çağırdı, gittim. Dedi: Ulan sen ne adammışsın be! Dedim: Hayırdır komutanım. Dedi: Ulan, ben tümen komutanının ismini bilmezdim, sen geldin geleli her hafta senin tekmilini vermek için huzura çıkıyorum.

Arkandan gövden kadar bir dosya gelmiş, halbuki bu üç ay içerisinde senin nefes alışını bile tespit ettirdim. Sende hiç bir şey bulamadım, bu ne muammadır? Dedim: Komutanım, ben namaz kılıyorum. İslami ilimlerle meşgul oluyorum ya, işte suç olarak bu kâfidir.

RİSALE-İ NUR NEŞRİYATININ BAŞINA GEÇMESİ

1965’de askerlik bitti. Zonguldak E.K.İ İşletmelerinde işe girdim. 1967’ye kadar orada dershane faaliyetlerimiz devam etti.

1967 senesinde ani bir kararla, işten istifa etmeye dahi zaman bulamayacak bir acele ile çıktım, Ankara’ya gittim. Doğru Said Özdemir’in Bent Deresi’ndeki dershanesine gittim. Said Abi beni karşısında görünce hayret etti. Dedi: Ben de senin telefonunu arıyordum ki seni çağırayım. Biz yarın veya bir iki gün sonra tevkif olunuyoruz. Hizmetin başında kimse kalmıyor. Beni dolaştırıp kitap depolarını, hizmet yerlerini gösterdi ve ikinci gün kendisi gidip teslim oldu.

İman ve Küfür Muvazeneleri kitabı ilk defa basılacaktı. Matbaayı gösterdi… Karton kapaklı ilk baskının yapılması bize nasib oldu.

Devamı gelecek....

KAYNAK :HÜRAVAZ

YORUM EKLE
YORUMLAR
YusufGözcü
YusufGözcü - 1 yıl Önce

Allahuekber

Recep tasci
Recep tasci - 1 yıl Önce

Hocam sizi Allah için seviyorum..

MEHMET MURAT
MEHMET MURAT - 1 yıl Önce

ALLAH C.C EBEDEN RAZI OLSUN

SIRADAKİ HABER