ZEYNEB BİNTİ HUZEYME (r.anha) HAKKINDA BİLİNMEYENLER!

ZEYNEB BİNTİ HUZEYME (r.anha) HAKKINDA BİLİNMEYENLER!

 Rasulullah (s.a.v)’ın hanımlarından biri Hz. Ömer’in kızı Hafsa’nın Peygamber (s.a.v) ile evlenmesinden kısa bir müddet sonra,  Kureyş’in ilk muhacirlerinden ve Uhud Muharebesi şehitlerinden birinin hanımı olan Zeyneb, dul kalmıştı. Bu kadın, gerek Cahiliye, gerekse İslami dönemde fakirlere çok acıdığı, onlara karşı merhametli ve şefkatli davrandığı, karınlarını doyurup sadaka verdiği için  ‘’Ümmü’l Mesakin’’ (fakirlerin anası) diye isimlendirilmişti.

  Mü’minlerin analarından olan Zeyneb Binti Huzeyme (Ümmü’l Mesakin) soy kütüğü baba tarafından bir şüpheye mahal bırakmayacak kadar açıktır. Buna göre, o Zeyneb Binti Huzeyme B. Haris B. Amir B. Sa’saa el- Amiriyye’dir. Onun annesi hakkında ise kaynaklar birbirinden farklı fikirler vermektedir.

Hz. Zeyneb ilk önce Tufeyl b. Haris'in zevcesi idi. Ondan boşandıktan sonra kardeşi Ubeyde bin Haris bin Muttalip ile evlenmiştir. Onun da Bedir Gazası'nda yaralanıp Safra'da vefat etmesi üzerine dul kalmıştır.

Daha sonra ise Hz. Zeyneb (r.anha)'in Abdullah b. Cahş'la evlendiği rivayet edilmektedir. Hz. Abdullah'ın da Uhud’da şehit düşmesi üzerine dul kaldığı da biliniyor. Üçüncü kocasının şehitliği sebebiyle yeniden dul kalan Hz. Zeyneb'in son olarak hicretin üçüncü yılı Ramazan ayında, 400 dirhem mihrle Hz. Peygamber (s.a.v) ile evlenmesi gerçekleşti.

    Zeyneb Binti Huzeyme (r.anha) Hz. Peygamberin evinde çok az kaldı. Bu sebeple olsa gerektir ki, siyer yazarları ve tarihçiler onunla pek ilgilenmezdi. Zira o, Hz. Peygamberle evlendikten sonra iki veya üç ay sonra vefat etti.

  Mü'minlerin annesi, miskinlerin annesi ve ehli-beyt'ten birisinin kısa da olsa, saadetler asrının kutlu Peygamber'inin evindeki hanımlık hayatına sebeb olarak iki şey gösterilmiştir:

Birincisi, İslamî güzellikleri yani ilk Müslümanlardan olup Mekke'den Medine'ye hicret edenler arasında bulunması, çok ibadet etmesi, çok cömert olması, ikincisi ise, mensub olduğu kabilenin İslamiyet'le arasının bulunmasına tesiridir.

 Hicretin üçüncü yılında bölgeye İslam'ı anlatmak için gönderilen bir birliğin haince pusuya düşürülüp kılıçtan geçirilmeleri sebebiyle, Âmir b. Sa'sa'a kabilesiyle Müslümanların arası bozulur. Ve kılıçtan geçirilen birlikten canını kurtaran bir Müslüman’ın Medine'ye dönerken, yanlışlıkla Amir b. Sa'sa'a kabilesine mensup iki Müslüman’ı öldürmesi üzerine ilişkiler daha da çıkmaza girer.

Kabilesi arasında önemli bir nüfuza sahip olan Hz. Zeyneb binti  Huzeyme (r.anha) ile evlenmesiyle Hz. Peygamber (s.a.v)'in bu kabile ile ilişkilerini düzeltmek istediği tahmin olunabilir.

Hz. Zeyneb'in diğer kocalarından çocuğu olmamıştır. Bu itibarla Resul-i Ekrem ile evlendiğinde çocuksuz bir dul idi. Ayrıca Medine devrinin henüz başlangıcında vefat etmiş olduğu için kendisinden hadis rivayeti yapılmamıştır.

 Bu muhterem kadın, Hz. Peygamberle evlendikten iki üç ay sonra 30 yaşlarında iken vefat etti.

Cenaze namazı, bizzat Allah’ın elçisi tarafından kılınıp Baki’ mezarlığına defnedilen bu Mü’minlerin annesinin İslam’ın belki de hicretin üçüncü yılından itibaren yayılmasında oynadığı küçümsenmeyecek bir rolü bulunmaktadır. Rasulullah’ın sağlığında, Mekke’de ki Hacün mezarlığına defnedilen mü’minlerin ilk annesi Hz. Hatice ile yoksul ve fakirlerin annesi Zeyneb Binti Huzeyme’den başka kendisinden önce vefat eden zevcesi olmadı.

Zeynep binti Huzeyme (r. anha) cömertliğiyle tanınmış, fakirlere yardım etmesiyle meşhur olmuş, merhametli, şefkatli ve iyiliksever bir ahlaka sahip gönül zengini bir kadındı. Cahiliye döneminde bile kendisine “Ümmü’l Mesakin (Yoksulların anası)” denirdi.

Rasûlüllah'ın (S.A.V) evindeki hanımlık hayatı kısa sürmüştür. Fakat Peygamber'e (S.A.V) eş ve mü'minlerin annesi olma şerefini el­de etmesi onun için yeterlidir.



Hem de ortaklarla uğraşmaktan çekinip yoksulların derdiyle dert­lenerek, aşırı isteğin bozmadığı, kıskançlığın kırmadığı bir kanaatle Rasûlullah’ın (S.A.V) ve mü'minlerin takdirine nail olarak...

 ​​​​

İBRET VE ÖĞÜTLER

Zeynep binti Huzeyme (r. anha) cömertliğiyle tanınmış, fakirlere yardım etmesiyle meşhur olmuş, merhametli, şefkatli ve iyiliksever bir ahlaka sahip gönül zengini bir kadındı. Cahiliye döneminde bile kendisine “Ümmü’l Mesakin (Yoksulların anası)” denirdi.

    Kur’an-ı Kerim, “başkasını düşünmek” temeline dayalı bir toplum düzeni oluşturmuştur. Bu nedenle fakir ve miskine yardım etmeyi sıkça emrediyor, zekâtı vermeyenleri, yardım etmekten kaçınanları acıklı bir azapla tehdit ediyor.

Kur’an-ı Kerim yoksulları ifade etmek için “fakir” ve “miskin” şeklinde iki kavram kullanır. Kimisi bu iki kavramın aynı anlama geldiğini söylese de zekâtın verileceği kimseleri açıklayan ayette ayrı anlamları olduğu izlenimi vermektedir. Söz konusu ayette şöyle buyrulmuştur: “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, miskinler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe,60) Zekâta hakkı olan sekiz sınıf içinde fakir ve miskinlerin ayrı ayrı zikredilmesi bu iki kavramın farklı olduğuna işaret eder.

Hanefi Mezhebine göre: fakir geçim sıkıntısı içinde olan kimselerdir. Yani belli bir miktar kazançları vardır ama ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Miskin ise, sakin, durgun olan anlamında olup hiçbir şeyi olmayan, hiçbir kazancı bulunmayan tamamen ortada kalan kimselerdir. Kelimenin kök anlamı buna işaret eder.

 Fakir, garip Müslümanlara iyi davranmalı ve onlar gücendirilmemelidir. Yine Müslümanlar diğer kardeşlerinin iyi niyetle söylediği sözlere gücenmemeli ve hoş görüp bağışlamalıdırlar.


Sehl İbni Sa`d (R.A)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (S.A.V):


“Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız.” Buyurdu.

Ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi.[6]



“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız. ” 

Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

 Yine Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Bir iki hurma veya bir iki lokmayla savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, muhtaç olduğu hâlde dilenmeyen kimsedir.”



Sahîh–i Buhârî ve Sahîh–i Müslim’deki diğer bir rivayete göre ise Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma, bir iki hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, kendisine yetecek malı bulunmayan, muhtaç olduğu bilinip de kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir.”


Mü’min, kendisi muhtaç olsa bile mü’min kardeşini kendisine tercih etmelidir. Toplumdaki kanadı kırıkların ızdırabını gönlünde duymalıdır. Onları tanımak, dertleriyle dertlenmek, ihtiyaçlarını gidermek Hz. Zeynep binti Huzeyme validemizde de tezahür ettiği gibi bir Kur’an ahlakıdır. Peygamberin hane-i saadetlerinden sızan bir İslam adabıdır.

KAYNAK:HÜR AVAZ

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2020, 20:32
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdürrahim Çağan
Abdürrahim Çağan - 3 hafta Önce

Allah cc razı olsun

SIRADAKİ HABER