PEYGAMBER KATLİ Mİ ÜSTÜNLÜK!?

BİSMİLLAHİRRAMANİRRAHİM

Çöl ortasında bıldırcın eti ve kudret helvası mucizesine nankörlük edip sarımsak, soğan, sebze, hububat, bakla isteriz azgınlığı.. peygamberlerden putperestlik talebi şaşkınlığı.. kendi elleriyle yaptıkları oyuncaklara tapınma şapşallığı.. Peygamberlere çirkin iftiralarda bulunma taşkınlığı.. peygamberlerine gelen ilahi vahyi hafife almak cinayeti.. Cenab-ı Hakk'ın yasaklarına karşı hilekarlık ahmaklığı.. Peygamberlerine sihirbazlık, kahinlik isnadında bulunma sapıklığı.. Peygamberlerini katletme mel'unluğu ve daha niceleri...

Tevratta vasıflarını gördükleri ve Peygamber olduğunu çok iyi bildikleri halde Hz. Resulullah (A.S.M)'a suikast ve harp açmak hasudluğu...

En nihayet zamanımızda "bir kediyi bile incitmez!" dedikleri İsrail ordusunun had ve hesaba gelmez, saymakla tükenmez zulümkarlıkları...

Elhasıl İsrailoğullarının dosyası bir hayli kabarık.. "neden böyle" diye merak edip altında yatan sebebin ne olduğuna baktığımızda bu ihtilalci, fitne fesat güruhunda iki vasfın mühim rol oynadığını görüyoruz.

Birisi: kendileri Allah'ın yarattığı seçkin topluluk, diğer kavimler insan bile sayılmayan hayvanat sınıfı.. onlar yahudilere kölelik etsin diye yaratılmış sefil mahluklar.. kendileri dışında kalanlara adalet zulüm farketmez diledikleri gibi muamele etmeye hak sahibidirler...

Diğeri: Ölümden çok korkup, bütün hayatlarını bu dünyada geçirdikleri müddetten ibaret zannetmeleridir. İtikad ve an'anelerinde böyle bir takım batıl inançlar yerleşmiş olduğundan azgınlığın taşkınlığın önü arkası kesilmiyor.

Halbuki Cenab-ı hak insanı bazı kulluk vazifelerini yüklenmiş olarak imtihan meydanı olan dünya memleketine gönderiyor.. ya bu azgın taife gibi aşağıların en aşağılarına düşecek yada Allah'ın emir ve yasaklarına itaatkar muti, bahtiyar bir kul olarak A'la-yı İlliyine yükselecektir...

Bunlar ecdatlarıyla övünürler.. Peygamber nesli olduklarına güvenerek birçok zulümleri, fitne fesatları irtikap ederler, O güzel salih kullara hiç benzer tarafları var mıdır!?

Hz. yusuf (A.S.)'daki ali sıddıkiyet vasfının zerresi; benlik ve kibrin zirvesinde ölüm korkusu zerrelerine kadar bütün bünyelerini kaplamış bir halde hayat süren bu zavallılarda bulunur mu!?

Meselemize temas eden teberrükümüz:

"Kıssa-i Yusuf'un (A.S.) en parlak kısmı ki; Aziz-i Mısır olması, peder ve vâlidesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf'un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki:

Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisi Cenab-ı Hak'tan vefatını istedi ve vefat etti; o saadete mazhar oldu.

Demek o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet kabrin arkasında vardır ki; Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikat-bîn bir zât, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun.

İşte Kur'an-ı Hakîm'in şu belâgatına bak ki, Kıssa-i Yusuf'un hâtimesini ne suretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürur ilâve ediyor.

Hem irşad ediyor ki: Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır.

Hem Hazret-i Yusuf'un âlî sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu haleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor, yine âhireti istiyor. (Mektubat, 23. Mektup )

YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmed
mehmed - 1 ay Önce

Allah razı olsun

Nurcu Musab
Nurcu Musab - 1 ay Önce

Allah razı olsun efendim

Yusuf Gözcü
Yusuf Gözcü - 1 ay Önce

Selamün aleyküm .