RİSALE-İ NUR'DA HZ. MEHDİ (R.A) - 11

İKİNCİ MESELE-1

(Hz.Mehdi’nin her ne kadar bir cemaat ve cemiyeti olsa da bir şahs-ı manevi değil, o şahs-ı manevinin mümessili olan bir ferd-i insan olduğu ve inşaallah yakın bir zamanda kendisine vazifesinin tevdi edileceğini ve Mehdiyyet Hareketi'nin, mümessil ve vazifedarları)

BİR ŞAHIS OLARAK HAZRET-İ MEHDİ (R.A.)

"İnsan, santral gibi, bütün hilkatın nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kâinattaki nevâmis-i İlâhiyenin şualarına bir merkezdir. Binaenaleyh, insanın, o kanunlara intisap ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapışıp temessük etmesi lâzımdır ki, umumî cereyanı temin etsin. Ve tabakat-ı âlemde deveran eden dolapların hareketlerine muhalefetle o dolapların çarkları altında ezilmesin….

…Emirleri imtisal, nehiylerden içtinap etmek sayesinde, bir fert, heyet-i içtimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alâkadar olur. Bilhassa ahkâm-ı diniye ve mesalih-i umumiye hususunda, bir fert, bir nevi hükmüne geçer. Yani, pek çok hukuklar, haysiyetler, irşadlar, tâlimler, ıslahlar gibi vazifeler, bir şahsa yüklenir. Eğer o emri imtisal, nevâhîden içtinap eden o şahıs olmasa, o vazifeler tamamen pâyimâl olur."

" İşte câmiiyeti dolayısıyla insan-ı kâmil, halk-ı eflâke ille-i gaiye olduğu gibi, halk-ı kâinata da semere ve netice olmuştur."

Hz.Mehdi (ra), ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek; Risale-i Nur ve mehdiyyet hareketinin şahs-ı manevisinin mümessili olarak hareket edecek; hilafet-i Muhammediye (asm) unvanıyla Süfyan'ın rejim-i bid'akâranesi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak; şeriatı icra ve tatbik edecek; ittihad-ı İslamı tesis edecek; zahir ve batın sultanlığı olacak bir zat-ı nuranidir.

Mütalaamızın bu İkinci Mesele'sini

  1.  Zuhur zamanı
  2.  Vazife ve icraatları şeklinde tasnif edeceğiz inşaallah.

  1.  Hz.Mehdi'nin (ra) Zuhuru

Müzakeremize Hz.Mehdi'nin (ra) zuhur zamanı ile başlamak bir cihetten işe tersinden başlamak gibi gözükse de burada iktibas edeceğimiz derslerimiz;

Hem sonraki izahlarımıza da kuvvet verecek iktibaslar olacaktır;

Hem de dünyanın ve memleketimizin bir süredir içinde bulunduğu siyasi değişikliklerle birlikte cifri işaretler o beklenen zatın zuhurunun gayet yakın olduğunu göstermektedir.

O zatın geleceğinden haberdar olup hareket tarzını bilmenin niçin ehemmiyetli olduğunu kısmen Birinci Mesele'de bahsettik. Onlara ilaveten şunları da söyleyelim ki:

Ey bu hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede kardeşlerim ve arkadaşlarım! Bu ders mütalaamız, Mehdiyyet Hareketi'nin silsilesinde olan ve olacak büyüklerimizin ve vazifedarların makamlarını birbiriyle kıyas etmek için değildir. Malumunuz ki, 'acele ettim kışta geldim; sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır' diyen bir üstadın talebeleriyiz. Yine malumunuzdur ki, insanın genç iken maruz kaldığı hadiseler, yaşı ilerledikçe dem ve damarlarına sirayet etmesine binaen bilahere alıştığı hareket tarzını değiştirmesi, büyük bir ameliyat-ı manevi ve inkılab-ı ruhi olmadıkça pek müşkilatlıdır. Fakat buradan feryad ederek soruyoruz: Risale-i Nur'un, yani Mehdiyyet Hareketi'nin vazifeleri var ve tereddütsüz bunlar tahakkuk edecektir. Peki üstadımızın bahsettiği bahar nedir, ne zaman gelecektir, tohumların çiçek açması nedir ve bize düşen mükellefiyetler nelerdir? Yani bulunduğumuz mevsim bize ne gibi vazifeler tevdi ediyor? Yaşayanlarca malumdur ki, rumi 1400 senesinden itibaren memleketimizde çok şeyler değişmiş, 1960-70'li senelerden çok farklı bir hale inkılap etmiştir. Bu tebeddülata gözünü kapayarak, hâlâ kış mevsiminde imişiz gibi hareket etmek, davaya sadakat mı, yoksa hamakat mıdır?

Bizim birisine mehdi veya müceddid dememiz ile o kişi mehdi veya müceddid olmaz. Muhbir-i Sadık (asm) nazar-ı nübüvvet ve gayb-aşina kalbiyle görmüş ki, ümmetinden bir ferd iman hizmeti yapıyor; şeriatı icra ve tatbik ediyor; ittihad-ı İslam için canla-başla gayret sarfediyor. İşte O ferdi 'mehdi' sıfatıyla ümmetine haber veriyor, müjdeliyor. Gayretimiz, bizi bekleyen vazifelerden gafil kalmamak, Hz.Üstad'ımızın defalarca "sonra gelecek" dediği o mübarek zatı tanıyıp O'na tevdi edilen ağır vazifesinde karınca misali yardımcı olabilmek içindir. Nasılki bir çiftçi için baharda yapılacak işleri kışın yapmaya çalışması müşkil, faydasız ve neticesiz ise, bahar geldiği halde gözünü kapatıp kış mevsimi devam ediyor gibi tahayyül ve hareket etmenin neticesi de mahrumiyettir. Hz.Üstad'ımız diyor ki:

" Risale-i Nur…. öyle kökleşmiş ki, inşaallah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz. Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenâb-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz."

Ey Hz.Mehdi'nin (ra) şakirdi olmak isteyen kardeş! Eğer sen sadece ve sadece 'en ehemmiyetlisi budur' diyerek iman hizmetini esas alıp hayat ve şeriat meselelerini ihmal edersen, vakti geldiği, yani kış bahara yüz tuttuğu vakit hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur'u nasıl genişlettirirsin? Bir Nur Talebesi olarak senin üzerine böyle bir mükellefiyet terettüp etmiyor mu? O daireyi genişletenlerden olmak istemez misin? 'O dairenin genişlemesi ve tohumların sümbüllenmesi nedir' diye tahkik etmek gerekmez mi? Mesela sana tahkikin başlangıç noktası olarak "İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir" cümlesini tavsiye edebilirim. 5.Şua'da geçen Süfyan'ın zikirhaneleri kapatması meselesinden veya şu dersimizden de başlayabilirsin:

"Ehl-i bid’a diyorlar ki: «Bu taassub-u dinî bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa taassubu bıraktıktan sonra terakki etti.»

Elcevap: Yanlışsınız ve aldanmışsınız! Veya aldatıyorsunuz. Çünkü Avrupa, dinine mutaassıptır. Hattâ bir âdi Bulgara veya bir nefer-i İngilize veya bir serseri Fransıza, “Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın” denilse, taassupları muktezasınca diyecek: “Hapse değil, öldürseniz bile dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım.”

 Hem yine Hz.Üstad'ımız diyor ki:

"Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki: O zât, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaati gelmiş ki, «Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümâtını dağıtacak.» Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz."

Ey bid'alar zulümatını dağıtmakla mükellef Nurcu kardeşim ve hizmetinin hizmet-i Kur'aniye olduğu iddiasında olanlar! Dikkat ediyor musunuz, Hz.Üstad (ra) ehl-i bid'anın sözüne hangi mesele ile mukabele ediyor! Sizin fiili haliniz ve zihniyetiniz ehl-i bid'anın dediklerine mi yoksa Hz.Üstad'ımızın verdiği cevaba mı daha çok tevafuk ediyor. (Mecburiyetler, kendi kendini kandırmamak şartıyla mevzumuzun haricindedir). Bir adi Bulgar veya bir nefer-i İngiliz veya bir serseri Fransız kesinlikle bir müslümana benzemeyi reddettiği halde, senin hiç rahatsızlık hissetmeden dinine ve milliyetine hakaret manasını taşıyan bir kıyafete bürünmen Risale-i Nur'un hangi cümlesi ile izah edilebilir? Hadi sen rahatsız olmuyorsun, ala-takati'l-imkan üstadına benzemeye çalışanlara niye ilişiyorsun?! Keşke Hz.Üstad bu zamanda gelseydi de sizden biraz 'hizmet nasıl yapılır' dersi alsaydı! Neyse… Meselemize dönelim…

O zatın uzun zamandır aramızda olup kendisine vazifenin tevdi edileceği vaktin yakın olduğuna dair kanaatimiz her geçen gün biraz daha kuvvet bulmaktadır. Ümidim odur ki, inşaallah birkaç sene içinde kendisine hilafet-i Muhammediye (asm) unvanıyla biat ederiz.

Me’hazlar

  1. İşârâtü'l-İ'caz
  2.   M.Nuriye, Zerre
  3.   Kastamonu Lahikası
  4.   Emirdağ L. I
  5.   29.Mektup 7.Kısım 3.İşaret
  6.   28.Mektup 7.Risale 5.Sebep

EDİTÖRÜN NOTU: TEFRİKA HULASASI

Mukaddeme Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetini ihtiva ediyor.

Birinci Mesele'de, Risale-i Nur’un ahirzaman hadisatı ve Hz.Mehdi mevzularındaki salahiyeti ve tabiin devrinden itibaren süregelen ihtilaf ve zıt hükümlerin sebeblerini

İkinci Mesele'de, Hz.Mehdi’nin her ne kadar bir cemaat ve cemiyeti olsa da bir şahs-ı manevi değil, o şahs-ı manevinin mümessili olan bir ferd-i insan olacağını ve inşaallah yakın bir zamanda kendisine vazifesinin tevdi edileceğini ve bununla birlikte Mehdiyyet Hareketi'nin, mümessil ve vazifedarlarının Cenab-ı Hakim'in lutfettiği kadarıyla tafsilini

Üçüncü Mesele'de, Nur Camiası'ndan ve onların telakki tarzlarından bir nebze bahsedeceğiz. Zeyl'de, Risale-i Nur'daki Hz.Mehdi (ra) hakkında ve onun ile münasebettar gördüğümüz ders ve bahisleri cem’edeceğiz inşaallah .

YORUM EKLE
YORUMLAR
MuhammedFatih
MuhammedFatih - 1 hafta Önce

Şuan bir ilim konusu dikkatimi çekti.
Süleyman aleyhisselam a nasıl bir alim o tahtı göz açıp kapayıncaya dek getirdi.
Bu şuandada mümkün.
Nasıl olabilir şöyle ki.gerçekten teslimiyet ve yönelişle mümkün oldu.artık gelmeli değilmi islam ilim teknolojileri.

Baba
Baba - 7 gün Önce

EyvAllah