RİSALE-İ NUR'DA HZ. MEHDİ (R.A) - 5

MUKADDEME -4

Buradaki işarat-ı Kur'aniyeden aldığımız derslere; tarihleri ve manaları itibarıyla hem Risale-i Nur'a hem de onun hizmetini ikinci devre olarak devam ettiren Aczmendi'ye işaret etmesine maddeler halinde kısaca bakalım:

  1.   1923 senesinde, müteaddit ve maddi ve manevi inkilapların sarsması ile Kur'an'ın etrafındaki surlar yıkılarak doğrudan Kur'an'a hücumların başladığı bir hengamede, Eski Said'in bir telifi olup sonradan Risale-i Nur'a idhal olunan İşaratü'l-İ'caz tefsiri bu memleket evladının imdadına yetişmiş, onlara büyük bir kuvvet olmuştur. Hem 'Beşinci Ayette' hesaba dahil edilmeyen şedde ve harf-i medlerin dahil edilmesiyle 1401, 1417 gibi diğer sarsıntılı zamanlara ve birkaç tarihe daha işaret etmektedir. Fakat bu sefer mücahede edenler Risale-i Nur'un ikinci devre ateşlemesi olan Aczmendiler olmuştur. Zira meydanda ve DGM cephelerinde onlardan başkası görünmediler.
  2.    Risale-i Nur'un telifinin başlangıç tarihine, yani insanları zulmetten nura çıkaracak, ilhamat tarikıyla gelen bir nura aynen 1925-26 tarihi ile işaret etmiştir.
  3.    Risale-i Nur'un, yani tarik-ı Aczmendinin mayası ve meşrebi, dört hatvesinin semeresi şefkat ve tefekkür olacaktır.
  4.    Risale-i Nur'un mazhariyetlerini kabul edemeyen, hazmedemeyen ve itiraz edenleri ikaz ederek diyor ki: Kabul etmemek bir lakaydlıktır. Neticesi mahrumiyettir. Fakat itiraz ve muhalefet, kabul-ü ademdir, reddetmektir. Eğer reddiyeniz yanlış ise, bu dehşetli zamanda ehl-i imanın imanını muhafaza edip kuvvet veren Risale-i Nur'a itiraz ve muhalefetiniz doğrudan zındıka ve ehl-i küfür hesabına geçer.
  5.    İman ile vefat edeceğine kesin nazarıyla bakacak kadar hakka'l-yakin seviyesinde bir imanı olduğunu düşünen; iman-ı tahkiki dersini almış; bu zamanın mühim hakikattar bir alimi olduğu fikrini taşıyan bir talebe, mesleğinin "ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisâtın fetvalarıyla onlar terk edilmez" dediği emirleri eğer yapmıyor ise "imanları beraber olduğu ve ahireti tam bildikleri halde" ifadelerinin devamına tam bir masadak olmuş olmuyorlar mı?! Hatta bunların mühim bir kısmı, modern görünümlü olmakla iftihar etmiyorlar mı? Halbuki Hz.Üstad'ımız emretmiş ki: "Bilirsiniz ki, ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeâirini tahrip ediyorlar. Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. Şeâirde tehâvün, zaaf-ı milliyeti gösterir. Zaaf ise, düşmanı tevkif etmez, teşci eder."(17) Nurculara soruyorum: Hz.Üstad 35 sene neyin sıkıntısını ve niye çekti, hem niçin ve neye binaen inzivayı tercih etti? Paragrafın başındaki iman derecesi ve kuvvetinden dolayı tehavüne ihtimal vermiyoruz, ama hayat tarzınız ile milliyetinize mi yoksa şuurlu düşmana mı yardım ediyorsunuz?
  6.    “O bedbahtların dalâleti, muhabbet-i hayattan ve temerrüdden neş’et ettiği için kendi halleriyle durmuyorlar, tecavüz ediyorlar. Bildikleri ve onunla ecdatları bağlı olan dine, adavetkârâne, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar.”

İmanın da, gafletin de, küfrün de hadsiz denebilecek meratibi olduğu hatırda tutularak, bu ifadelerin muhataplarını üç sınıfta tasnif edebiliriz. Biri bu memleketin aldanmış ve aldatılmış evladları ve zındıka komitesi ki, bildikleri ve onunla ecdatları bağlı oldukları dinin herbir meselesi vicdanlarını rahatsız ettiği için kendi hallerinde kalmayıp tecavüz ediyorlar, görmek ve duymak istemiyorlar. Diğeri Risale-i Nur'a muhalif ehl-i tarikat ve ilimdir ki, Hz.Üstad'ın prensiplerine ve hizmet metoduna ayak uyduramadıkları ve de Risale-i Nur'daki hakaika kendileri ulaşamadıkları ve de çürütemedikleri için altında ezildiklerinden olsa gerek bazan insafsızca saldırıyorlar. Çünkü onların üstad ve silsilelerindeki pirlerin verdikleri dersleri Hz.Bediüzzaman hem en kamil manada yaşamış hem de en yüksek seviyede kaleme dökmüş. Diğer bir grup da Nurculardır ki, onlar dahi Hz.Üstad'ı ve hareket tarzını hatırlattıkları için Aczmendilere tecavüz ettiler ve ediyorlar. Lakayt kalmayıp insafsızca yapılan hücumlar gösteriyor ki, Risale-i Nur'da vicdanen gördükleri hakikatların Aczmendiler tarafından ala-takati'l-imkan yaşandığını görmeleri, kendilerinin yapamadıkları mükellefiyetleri ifa edebilmeleri vicdanlarını rahatsız ediyor olsa gerek! Onların içinde elinde güç olan kısmının (FETÖ) Aczmendilere adavetkarane, menbalarını kurutmak ve kapılarını ve yollarını, yani dergahlarını kapatmak için yaptıkları insafsızca hücumlar herkes tarafından bilinmektedir. Elinde güç olmayanlar ise, gıybet ve iftiralar ile saldırılarına halen devam etmektedirler.

  1.    Ehl-i imanın ve hususan nurcuların, Allah'ın (cc) kanunlarına muhalefetin bir ismi olan laiklik ve demokrasiye, müslümanlar için en iyi bir idare olarak bakmaları, fenden ve felsefeden gelen acip bir gurur ve garip bir firavunluk ve dehşetli bir enâniyetin neticesi değil midir? Evet bu vaziyet, Risale-i Nur hizmetini bir felsefe hizmeti haline dönüştürmenin zaruri bir semeresidir! Demokrasi, Allah'ın (cc) emrettiği bir hükmün, meclisteki İngiliz uşaklarının kaldırdığı parmaklarla iptal edilebildiği bir sistem değil midir? Demokrasi, Allah (cc) –haşa- dünya işlerinden anlamaz, onu biz kendimiz düzenleriz demenin bir adıdır! Menbaını Kur'an ve sünnetten alan İslam'daki şura ve meşveretin bununla hiçbir vech-i münasebeti yoktur!
  2.    Ecnebî kanunlarını adliyeye sokmak fikri ve teşebbüsü, şeriat-ı İslamiyeye suikasttır. Ehl-i iman itikadı gereği buna taraftar olamaz ve hoş göremez.
  3.    Hilafet merkezi olan memleketimizde zuhur eden mehdiyyet hareketinin programı, elbette Türkçe olması gayet makul ve müstahsendir.

Risale-i Nur'un mehdiyyet programı olması, hem lisanının Türkçe olması, hem de  lisan-ı muhafaza etmek vazifelerinden biri olması, O zatın (Hz.Mehdi) ve yardımcılarının Türkler içinden, Anadolu'dan çıkacağını göstermekle birlikte, Türkçe'nin siyaset ve içtimaiyatta bir dünya lisanı haline geleceğini göstermektedir, Allahu a'lem.

  1.  Risalet ve nübüvvetin her asırda veraset noktasında naibleri, vekilleri bulunmak kaidesiyle, bu zamanda, vazife-i ırsiyeti yapan Risale-i Nur’dur.
  2.  Beşinci ayette zikredilen 'Risale-i Nur’un şimdilik beyanına iznim olmayan ehemmiyetli vazifesinin ve bu evâmir-i Kur’âniyeyi imtisalinin tarihine tam tamına tevafuk-u cifrî ve muvafakat-ı mâneviye karinesiyle ve kıssadan hisse almak münasebât-ı mefhumiye remzi ile Risale-i Nur’a îmaen bakar' ifadelerinin delaletiyle, şeddelerin ve harf-i medlerin idhali ile, önümüzdeki birkaç sene zarfında, hususan şark vilayetlerinde mühim ve büyük hadiselerin zuhurunu ve Risale-i Nur'un mühim bir hizmet göreceğini ders vermektedir.

Risale-i Nur'dan haber veren işarat-ı Kur'aniyeyi ve ihbarat-ı gaybiyeyi başta Birinci Şua Risalesi olmak üzere Risale-i Nur'a havale ederek, burada bu nümune ile iktifa edelim. Yalnız Risale-i Nur'un bir inkişaf-ı fevkaladesi olan Tarik-ı Aczmendi'nin dahi vazifesine ne zaman ve ne suretle başlayacağını ve Risale-i Nur'un semeresi ve himayesi altında olduğunu gösteren bir işaretten bahsederek bu kısmı bitirelim inşaallah.

" ON YEDİNCİ ÂYET:

  فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ  deki

 قُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ  nün makam-ı cifrîsi şeddeli lâmlar birer lâm ve şeddeli kâf bir kâf sayılmak cihetiyle bin üç yüz yirmi dokuz (1329) ederek, Harb-i Umumî'nin başlangıcı zamanında Resâili’n-Nur’un başlangıcı olan İşârâtü’l-İ’câz tefsirinin tarih-i telifine tam tamına tevafukla beraber, şeddeli kâf iki kâf sayılmak cihetiyle 1349 ederek, Harb-i Umumî'nin verdiği sarsıntılar zamanında Resâili’n-Nur’un  حَسْبِىَ اللهُ  diyerek ehl-i dünyadan hiçbir yerde himaye görmeden, belki tehacüme hedef olmakla beraber çekinmeyerek yalnız başlarıyla müşkülât içinde envâr-ı Kur’âniyeyi neşrettikleri aynı tarihe tam tamına tevafuku ise, her cihetiyle ayn-ı şuur olan âyâtta elbette tesadüfî olamaz. Belki bu gibi âyetler, en müşkül zaman olan bu asra dahi hususî bakarlar ve o âyâtı kendilerine rehber ittihaz eden bir kısım şakirtlerine hususî iltifat edip iltifatlarıyla teşci ederler. Bu âyet, sâbık âyetler gibi münasebet-i mâneviyesi gerçi zâhiren görünmüyor; fakat bir cihetle Resâili’n-Nur ile bir nevi münasebeti vardır. Şöyle ki:

On üç senedir bu âyet Risaletü’n-Nur müellifinin ve sonra has şakirtlerinin mağripten sonra bir vird-i hususîleridir. Hem bu âyetin mânâsına bu zamanda tam mazhar ve herkes onlardan çekinmesinden fütur getirmeyerek حَسْبِىَ اللهُ deyip mütevekkilâne müşkülât-ı azîme içinde envâr-ı imaniyeyi ve esrar-ı Kur’âniyeyi neşreden, ehl-i imanı meyusiyetten kurtaran, başta Risaletü’n-Nur ve şakirtleridir."(18)

Malumdur ki, Sünnet-i Seniyye Risalesi bu ayetin tefsiri olarak yazılmıştır. Orada emrediliyor ki: 'Eğer ehl-i dalalet arka verip senin şeriat ve SÜNNETİNDEN i'raz edip Kur'an'ı dinlemeseler, merak etme! Ve de ki: Cenab-ı Hakk bana kafidir.'

Hem ayet mana-yı işarisiyle der ki: 'Ey Aczmendi ve ey Aczmendi'nin reisi ve mürşidi! Eğer ehl-i iman ve hususan nurcular arka verip senin sünnet-i seniyyeyi ve şeair-i İslamiyeyi ihya eden mesleğini ve Risale-i Nur derslerini dinlemezlerse merak etme! Arş-ı Azim Sahibi, nihayetsiz cünud ve askerinden, başkalarını gönderir; muti taifeleri senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin derslerini onlara kabul ettirir.'

Ayetin manası ve Risale-i Nur'daki izah tarzı, her bir kelimesiyle tam Aczmendi'yi gösterdiği ve Aczmendi'ye tevafuk ettiği gibi, işaret ettiği tarih dahi tam tamına aynı seneyi göstermektedir. Yani, ehl-i dünyadan hiçbir yerde himaye görmeden, belki tehacüme hedef olmakla beraber çekinmeyerek yalnız başlarıyla müşkülât içinde envâr-ı Kur’âniyeyi neşrettikleri aynı tarihe tam tamına tevafuk eder. Zira şeddeler sayılsa 1409 eder. Bu ise, 1988 Ağustos ayında başlayan bir tarihtir ki, Aczmendi içinde 'Elaziz'deki eski toprak dergah' olarak tesmiye ettiğimiz bu ilk dergahımız, aynen o tarihte hizmetine başlayarak Aczmendi mefkuresinin, derslerinin, zikirlerinin, evradının ve hizmetinin dergah ve mescid faaliyeti olarak aleme ilan edildiği günler ve senedir. Yani Risale-i Nur ve Hz.Üstad'ın himaye altında olması misillü, Aczmendi dahi Risale-i Nur'un himaye ve nazarı altındadır.

DEVAM EDECEK…

ME’HAZLAR

17-  Mesnevî-i Nuriye - Hubab

18-  1. Şua

EDİTÖRÜN NOTU: TEFRİKA HULASASI

Mukaddeme Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetini ihtiva ediyor.

Birinci Mesele'de, Risale-i Nur’un ahirzaman hadisatı ve Hz.Mehdi mevzularındaki salahiyeti ve tabiin devrinden itibaren süregelen ihtilaf ve zıt hükümlerin sebeblerini

İkinci Mesele'de, Hz.Mehdi’nin her ne kadar bir cemaat ve cemiyeti olsa da bir şahs-ı manevi değil, o şahs-ı manevinin mümessili olan bir ferd-i insan olacağını ve inşaallah yakın bir zamanda kendisine vazifesinin tevdi edileceğini ve bununla birlikte Mehdiyyet Hareketi'nin, mümessil ve vazifedarlarının Cenab-ı Hakim'in lutfettiği kadarıyla tafsilini

Üçüncü Mesele'de, Nur Camiası'ndan ve onların telakki tarzlarından bir nebze bahsedeceğiz. Zeyl'de, Risale-i Nur'daki Hz.Mehdi (ra) hakkında ve onun ile münasebettar gördüğümüz ders ve bahisleri cem’edeceğiz inşaallah .

YORUM EKLE