RİSALE-İ NUR'DA HZ.MEHDİ (R.A) - 1

HAZRET-İ MEHDİ (R.A.)

   

“Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla, çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan’da, saat-i icâbe-i duayı Cuma gününde, makbul velîsini insanlar içinde, eceli ömür içinde ve kıyametin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış….

Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet ‘onlar geçmiş’ demişler. İşte bu da kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaytlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müthiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî zayi olurdu.”(1)

Hidayette muktedabih olup ibadette imam, tevfik ve ianeye mazhar olan enbiya, şüheda, suleha ve ulema ümmet için, insanlık için nümune-i imtisal birer rahmettirler. Bu zevat-ı kiram içinde, bulunduğumuz zaman itibarıyla, bizler için gayet ehemmiyetli birisi var ki, “eimme-i erbaa, sahabeden ve Mehdi’den sonra en efdallerdir” (2) ifadelerinin delaletiyle, efdaliyeti hemen sahabeden sonra gelen acîb bir şahıstır, yani Hz.Mehdi'dir (ra).

1400 sene müddetince, ümmet her daim onu beklemiş ve hiçbir zaman eksik olmayan her fitnenin zuhurunda kendisine ve manasına ihtiyaç duymuştur. Hususan bu içinde bulunduğumuz ahirzaman ki, aldatmakla işgören İslam Deccali, yani Süfyan memleketimizde zuhur etmiş, ehl-i nifakın başına geçip münafıkane bir surette şeriat-ı Ahmediyeyi (asm) tahrip etmiştir. İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet namı verdiği, irtidad-ı mutlakı rejim altına aldığı, sefahet-i mutlaka medeniyet namı taktığı, cebr-i keyfî-i küfrîye kanun namı verdiği halde şanlı ve kahraman millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve tali’li ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlamış, başına koymuş, seyyielerini örtmek istemiştir.

O Süfyan'ın tahribatçı rejim-i bid'akaranesini dağıtıp öldürecek olan Hz.Mehdi ise, her daim beklenildiği ve kendisine ihtiyaç duyulduğu halde, tarihin en karanlık bir devresi olan ve fitnelerinden Allah'a (cc) sığınılan bu zamanda, onu tanımak ve kıymetini bilmek de ayrı bir müşkilat olmuş. Zira;

“Din bir imtihandır, bir tecrübedir; ervâh-ı âliyeyi ervâh-ı sâfileden tefrik eder. Öyle ise, ileride herkese gözle görülecek vukuatı öyle bir tarzda bahsedecek ki, ne bütün bütün meçhul kalsın, ne de bedihî olup herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın. Akla kapı açacak, ihtiyarı elinden almayacak. Zira, eğer tamamen bedâhet derecesinde bir alâmet-i kıyamet görülse, herkes tasdike muztar olsa, o vakit kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidatla beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zayi olur. İşte, bunun için, Mehdî ve Süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilâf olmuş. Hem rivâyât dahi çok muhteliftir; birbirine zıt hükümler olmuş.”(3)

Bunun bir neticesi olarak bir kısım insanlar, Mehdi, Süfyan ve Deccal hakkındaki rivayetlerin ya inkarına kadar gitmişler yada zayıf görmüşler; diğer bir kısım ihaneti ayyuka çıkmış hainlere bu vazifeyi yakıştırmış; bir kısmı esbab ve imtihan dünyasında yaşamıyormuş gibi minare boyunda bir insan bekler olmuş; diğer bir kısmı alnında ‘kafir’ yazan bir dinsiz gözetir olmuş; bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet ‘onlar geçmiş’ demiş; bir kısım, kendi ilim ve idrakine müsteniden yüzlerce sene sonra ancak gelir demiş; diğer birisi ‘mehdi-misal’ ibaresindeki ‘misal’ ifadesini kaldırarak birkaç çeşit mehdi gelecek demiş; ve belki de en gariplerinden birisi de şu ki, kendisini mehdinin şakirtlerinden gören ve o beklenen mehdi Hz.Üstad idi, geldi gitti diyen bir kısım da şeriatın icra ve tatbikinin artık tahakkuk etmeyeceği ve bir daha hilafetin mevzu bahis olamayacağı iddialarını kendi sitelerinde neşretmişler ve derslerinde de telkin edip duruyorlar.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde istikbalde gelecek hadiseler ve mühim eşhas, imtihan sırrı mucibince müphem ve muğlak bırakıldığı gibi, Risale-i Nur Külliyatı’nda da bir takım meseleler yine aynı hikmete binaen insanların nazarında müphem kalmıştır. Zira süfyaniyetin dört devreli icraat ve istibdatına mukabil, Risale-i Nur’un üç devreli tamiratına ait meseleler, zamanı ve muhatabları zuhur etmedikçe inkişaf etmemekte; en vazıh bir mesele, zamanı ve muhatabı gelmedikçe şiddet-i zuhurundan istitar etmektedir. Risale-i Nur talebelerinin hepsinin, bir mesele kendisine inkişaf ettikten sonra, mevzunun vuzuhiyetine binaen, daha evvel bu meseleyi nasıl anlamamışım diye hayretle kendisine sorduğu çok olmuştur.

İşte böyle bir vasat ve zeminde, ahirzaman hadisatı ve Hz.Mehdi hakkında Kur’an-ı Hakim’in ve hadis-i şeriflerin tefsir ve izahı cihetinden en salahiyetli, belki tek salahiyetli eseri olan Risale-i Nur Külliyatı’na göre bu meseleyi anlayabildiğimiz kadarıyla tahkik ve tedkik etmeye gayret sarfedeceğiz. Tahkikatımızı bir mukaddeme, üç mesele ve bir zeyl üzerine bina edeceğiz inşaallah.

Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetini anlayabildiğimiz ve dilimizin döndüğü kadarıyla uzunca bir Mukaddeme ile göstermeye çalışacağız.

Birinci Mesele'de, Risale-i Nur’un ahirzaman hadisatı ve Hz.Mehdi mevzularındaki salahiyeti ve tabiin devrinden itibaren süregelen ihtilaf ve zıt hükümlerin sebebleri üzerinde duracağız.

İkinci Mesele'de, Hz.Mehdi’nin her ne kadar bir cemaat ve cemiyeti olsa da bir şahs-ı manevi değil, o şahs-ı manevinin mümessili olan bir ferd-i insan olacağını ve inşaallah yakın bir zamanda kendisine vazifesinin tevdi edileceğini göstereceğiz. Bununla birlikte Mehdiyyet Hareketi'ni, mümessil ve vazifedarlarını Cenab-ı Hakim'in lutfettiği kadarıyla tafsil edeceğiz.

Üçüncü Mesele'de, Nur Camiası'ndan ve onların telakki tarzlarından bir nebze bahsedeceğiz. Zeyl'de, Risale-i Nur'daki Hz.Mehdi (ra) hakkında ve onun ile münasebettar gördüğümüz ders ve bahisleri cem’edeceğiz inşaallah .

HZ.MEHDİ (RA)

1- 24.Söz 8.Asıl

2- 23.Mektup 3.Sual

3- 24.Söz 3.Dal

Editör Notu:

Tefrikalar halinde neşredeceğimiz bu uzun tahkikatın devamı yine buradan neşredilecek

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Edip Taş
Ahmet Edip Taş - 4 hafta Önce

Okunması ve saklanması gereken elmas niteliğinde bir tefrika. Yazandan ve neşredenden Allah ebediyyen razı olsun.

Ali Haydar
Ali Haydar - 4 hafta Önce

Allah ebeden razı olsun sizden ve hakkıyla talebe olanlardan etsin

Hanifi Kazmamürü
Hanifi Kazmamürü - 4 hafta Önce

Allah razı olsun

Osman aydoğdu
Osman aydoğdu - 4 hafta Önce

Rabbim kalemine guc kuvvet versin insaaAllah

Cebrail gezici
Cebrail gezici - 4 hafta Önce

MeseAllah la kuvvete illa billah
Allah Azze ve Celle ilelebet razı ve hoşnut olsun amiiiinn

Mesut eke
Mesut eke - 4 hafta Önce

Allah cc ebeden razı olsun amin amin amin

Abdulbaki
Abdulbaki - 4 hafta Önce

Kalemine Kuvvet Agabey

Bayram
Bayram - 4 hafta Önce

Allah razı olsun.