BEDİÜZZAMAN RÜYA İLE AMEL ETMEK HAKKINDA

BEDİÜZZAMAN RÜYA İLE AMEL ETMEK HAKKINDA

BEDİÜZZAMAN RÜYA İLE AMEL ETMEK HAKKINDA

"Kur'an ile tefeüle ve rüyaya itimada ehl-i hakikat taraftar değiller."

Çünkü ,Kur'an-ı Hakîm, ehl-i küfrü kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor.

Hem rüya dahi hayır iken, bazı aks-i hakikatle göründüğü için şer telakki edilir, yeise düşürür, kuvve-i maneviyeyi kırar, sû-i zan verir.

Çok rüyalar var ki: Sureti dehşetli, zararlı, mülevves iken; tabiri ve manası çok güzel oluyor. Herkes rüyanın suretiyle manasının hakikati mabeynindeki münasebeti bulamadığı için lüzumsuz telaş eder, meyus olur, keder eder.

*Üstad Hazretlerinin anlattığı gibi ehl-i hakikatin taraftar olmadığı rüyalar; hayır iken gerçeğin zıttı gibi göründüğü için, şer gibi görünür kabul edilir . Mesela bazı rüyalar da karışık görünsede tabiri ve manası çok güzeldir insanlar bu tür rüyaların sureta göründüğü ile gerçek manasını arasındaki münasebeti bulamadıkları için gereksiz bir telaşa kapılıp kendilerine daim sıkıntı verirler. Avam tabakası bu münasebeti bulamadığı için ,sadık güvenilir bir alime şerh ettirip amel edilebilir. Lakin rüya-yı sadıka olmadığı için ferdî düşünceleriyle amel edemez. Bazı büyük Islam alimleri, rüya tabirlerini kaleme almıştır. Ama bu rüya tabiri eserleri çok net bilgi kaynağı niteliği taşımadığından, önemli amel edilecek konular da bizatîhi rüya yorumlayan kişilere sorup öyle amel etmek gerekmektedir.

Şeytanî rü'ya, şeytanın telkîniyle görülen rüyalardır.

Rahmanî rüya ise, ya doğrudan doğruya Allah tarafından veya melek vasıtasıyla kalbe yansıyan ve gaybî manaları taşıyan rüyalardır. Bizim asıl olarak üzerinde duracağımız, Rahmanî rüyalar kısmı olacaktır. Rü'yanın bu kısmına "Sadık rüya" veya "Salih rüya" da denilmektedir.

Mesela Üstad hazretleri bir gün Tillo’da iken, rüyasın da Şeyh Abdülkadir Geylânî’yi görür. Geylânî hazretleri ( k.s) Üstada hitaben ,’’Ey Molla Said! Miran aşireti reisi Mustafa Paşaya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete davet ediniz. Yaptığı zulümden vazgeçerek namaza ve emr-i mârufa müdavim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz.’’ Bu Rahmanî ve açık bir rüya-yı sadıkadır, böylesi rüyalarla amel edilir.Üstad gibi zatlar, bu tür rüyaların manalarını bildikleri için kimseden tasdiksiz hareket edebilirler.

Dördüncüsü: Rüya üç nevidir. İkisi, tabir-i Kur'an'la, " Karmakarışık rüyalar "( yusuf suresi:44) 'da dahildir, tabire değmiyor. Manası varsa da ehemmiyeti yok. Ya mizacın inhirafından, kuvve-i hayaliye şahsın hastalığına göre bir terkibat, tasvirat yapıyor; yahut gündüz veya daha evvel, hatta bir iki sene evvel aynı vakitte başına gelen müheyyec hadisatı, hayal tahattur eder, tâdil ve tasvir eder, başka bir şekil verir. İşte bu iki kısım " Karmakarışık rüyalar " 'dır, tabire değmiyor. Dördüncüsü: Rüya üç nevidir: İkisi, tabir-i Kur'an'la, " اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ " (yusuf s.44:Karmakarışık rüyalar) " اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ" dır, tabire değmiyor.

Üçüncü kısım ki rüya-yı sadıkadır. O, doğrudan doğruya mahiyet-i insaniyedeki latîfe-i Rabbaniye, âlem-i şehadetle bağlanan ve o âlemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla, âlem-i gayba karşı bir münasebet bulur, bir menfez açar. O menfez ile vukua gelmeye hazırlanan hâdiselere bakar ve Levh-i Mahfuz'un cilveleri ve mektubat-ı kaderiyenin numuneleri nevinden birisine rast gelir, bazı vakıat-ı hakikiyeyi görür. Ve o vakıatta, bazen hayal tasarruf eder, suret libasları giydirir. Bu kısmın çok envaı ve tabakatı var.

Bazı aynen gördüğü gibi çıkar, bazen bir ince perde altında çıkıyor, bazen kalınca bir perde ile sarılıyor.

* Rüya üç çeşittir ki, ikisi Kur' anın tabiriyle "karmakarışık rüyalar"dır. Bu rüyalar tabire değmiyor manası varsa da ehemmiyetsiz. Mesela bir kısmı Insan’ın önceden düşündüğü, hatta bir iki sene bile evvelini aynı vakitte başına gelen heyecanlı bir olayı, hayal olarak hatırlar ,rüyada da başka bir şekliyle görür. Bu kısım rüyalar da nefsanî rüyalardır.

Üçüncü kısmı ise rüya-yı sadıkadır .Bu rüyalar ,bazen aynen göründüğü gibi çıkar, bu çeşit rüya ile amel edilir . Bazen ince bir perde altından çıkıyor ,bu rüya göründüğü gibi değil de göründüğüne nispeten başka bir manası vardır .Bazen kalın bir perde ile sarılır, bu rüyada anlaşılması da ,bilinmesi zor bir rüya çeşididir. sadık rüyalarda ruh, âlem-i gaybtan bir pencere bulur, girer ve bir takım mânâları orada görür, bu mânâlara sûretler giydirir ve çıkar. bu tür rüyalarda bütün mesele, bu sûretleri doğru yorumlayıp, amel etmektir .

Altıncısı ve en mühimmi: Rüya-yı sadıka benim için hakkalyakîn derecesine gelmiş ve pek çok tecrübatımla, kader-i İlahînin her şeye muhit olduğuna bir hüccet-i kàtı' hükmüne geçmiştir. Evet bu rüyalar, benim için hususan bu birkaç sene zarfında o dereceye gelmiştir ki mesela, yarın başıma gelecek en küçük hâdisat ve en ehemmiyetsiz muamelat ve hattâ en âdi muhaverat yazılı olduğunu ve daha gelmeden muayyen olduğunu ve gecede onları görmekle, dilim ile değil, gözüm ile okuduğum bana kat'î olmuştur. Bir değil, yüz değil belki bin defa; gecede, hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler, o gecenin gündüzünde az bir tabir ile aynen çıkıyor. ( Mektubat 28. mektubun 1. Risale olan 1. Meselesi )

* rüya-yı sadıka ,Üstad hazretleri için hakkalyakîn derecesindedir. Mesela yarın başına gelecek en küçük bir olaylar, en gereksiz davranışlar, hatta en adi konuşmalar gibi hadiselerin daha gelmeden ve belirlenmiş olduğunu ve gözü ile bunları okuduğu kat'iyetle ispat edilmiş. Hiç düşünmediği halde, rüyada gördüğü meseleler veyahut adamlar o gecenin sabahında az bir tabir ile çıkıyor. Demek, en küçük hadiseler Vuku bulmadan önce mukayyeddir, hem yazılmıştır.

Velhasıl rüyayı sadıka ile itimat edilip amel edilebilir. Ama diğer iki çeşit rüya yani " karmakarışık rüyalar" ise amel edilemez tabire bile değmez.

Bediüzzaman, Peygamberimizin (asm) içinde bulunduğu rüyaları “sadık rüyalardan” saymıştır. Talebelerinin gördüğü bâzı sadık rüyalara eserlerinde yer vermiştir. Bir tanesinden bahsedelim;

Birincisi: Risâle-i nur şakirdlerinden Rıza görüyor. Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, câmide Hz. Ebû Bekiri’s Sıddık Radıyallahü anh’a emrediyor: “Çık hutbe oku!” Ebû Bekiri’s Sıddık koşarak minberin en yukarı basamağına kadar çıkar, hutbe okur. Hutbe içinde cemâate der ki; “Bu söylediğim hakîkatlerin izahı Yirmi dokuzuncu sözdedir. Bu söz ruhun ebedî oluşu, melekler ve haşirden bahseder.

HürAvaz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER