ENE'nin veriliş amacı nedir?

ENE'nin veriliş amacı nedir?

Ene; benlik, kendine güven, gurur, kendine taraftarlık, kendini kendinin bilmesi, kendini kendinden bilmesi, ego. Ene ve Ego sözlükte aynı manayı ifade eden iki farklı kelimedir. Ene yani benlik İnsanın kendisi ile, çevresi ve ailesi ile, hatta Rabb'i ile arasındaki yolculuğun bir vasıtası, varlık tartışmalarının baş tacı, asrın hastalığı, tasavvufun-terbiyenin ilk zinciri, kainatın anahtarı...

Ene, enaniyet nefis için istimal edilirse:

  • Hakikaten insanda en tehlikeli bir damar
  • Gurura, kine, kıskançlığa, bencilliğe, böbürlenmeye yürüten kötü huylu bir yoldaş
  • Kendine ilahlığı yakıştıran ebleh bir firavun
  • Kabul görme, alkışlanma çabasıyla rezilliği, zelilliği hakeden şımarık bir şöhretperest... Başıboş ene esfeli safiline düşürür, cehennem kapılarını açtırır, meziyetleriyle kabiliyetleriyle fani olur gider.

Ölümsüzlüktür hayali, hep bendir zikri, özgüven abası altında şişirilmiş bendi, halbuki sönmekliğe mecbur Ateş böceğine benzer hali..

Ene insana veriliş amacına sarfedilirse:

Heybesinde acziyet, ubudiyet ve dua ile alemlerin Rabb'ine vasıl olabilecek bir abd Canını ve malını Cennet karşılığında yaratıcısına satarak kazançlı çıkacak Mahir bir tüccar Benlik kömüründen sıyrılıp, yanmakla yıkanmış pek kıymetli bir mücevher Fani ömrünü bakileştirecek pusulayı keşfetmiş bir keşşaf İnsanlara minnet duymayıp elini yanlız Rezzak olana açmış bir sahib-i İzzet Hakkın hatırını halklara değişmeyen sadık bir hizmetkar Kendine vaz edilen cihazat ile esmâ-i ilâhiyenin gizli defilelerini açan bir anahtar olur.

Göründüğü üzere benlik nasıl işlendiğine, hangi maksada kullanıldığına, ne ile kuvvetlendirildiğine göre kıymeti ölçülür, mahiyeti anlaşılır.

"Evet ene, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i tûbâ ile, müdhiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir." (Sözler - 535)

"Cenab-ı hak eneyi kıyas-ı vahidî için vermiştir. Ene, künuz-u mahfiye (gizli hazine) olan esma-i İlahiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak bir muamma-yı müşkilküşadır, bir tılsım-ı hayretfezadır. O ene mahiyetinin bilinmesiyle, o garib muamma, o acib tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künuzunu dahi açar. " (Sözler - 535)

Rabbimiz'in İlim ve Kudret, Hakîm ve Rahîm gibi esması hudutsuzdur.

İnsanın bu esmaların mahiyetini anlayabilmesi için ferazî ve vehmî bir had çizmesi gerekiyor, işte enaniyet bu işi yapar.

Kendine verilmiş bir malikiyet, bir rububiyet-i mevhume olduğu için "buraya kadar benim, ondan sonrası onundur" diye bir taksimat yapar.

Kendisinin bir haneye sahip olduğunu düşünür, kainatın da bir mâliki vardır der ve o cüziye ilmiyle onun ilmini fehmeder.

Risale-i Nur'dan bir misal ile neticelendirelim;

"Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki pâklık, safilik, nuranîlik, temizlik; mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor."

(Lemalar - 305)

HürAvaz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER