RİSALE-İ NUR BİR TARİKAT MIDIR?

RİSALE-İ NUR HAREKETİ BİR TARİKAT HAREKETİDİR. BİR İRŞAD DAİRESİDİR. VE BİR MÜRŞİDİ VARDIR.

RİSALE-İ NUR BİR TARİKAT MIDIR?

Sual: Tarîkat nedir?

Elcevap:  Tarîkatın gaye-i maksadı, mârifet ve inkişaf-ı hakaik-i îmaniye olarak, Mi'raç-ı Ahmedî'nin (A.S.M.) gölgesinde ve sayesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-u ruhanî neticesinde, zevkî, halî ve bir derece şuhudî hakaik-i îmaniye ve Kur'aniyeye mazhariyet; "tarîkat", "tasavvuf" namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir.  (29. mektup . telvihat-ı tis’a)

Hazret-i üstad 4. mektupta;

 "Der tarîk-ı ACZMENDİ lâzım âmed çâr-çiz; fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!" buyurmuştur.

Evet, Risale-i Nur'un muhterem müellifi, başlattığı hareketin bir tarikat olduğunu em­rediyor. "O tarikler içinde, kasır fehmimle, Kuran’dan istifade ettiğim; acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür TARέKİDİR." buyuruyor. Bundan ileri kim söz söyleyebilir. Her Nur ta­lebesi bunu anlayarak tatbik etmeye mükellef­tir.

26. sözün zeylinde üstad hazretleri risale-i nurun tarikat olduğunu daha sarih bir şekilde izah etmiştir.

”[Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.)

            “Cenâb-ı Hakk'a vasıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bâzısı, bâzısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır. Evet, acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubûdiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi, Rahman ismine îsal eder. Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder. Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder. Şu tarîk, hafî tarîkler misillü, "Letâif-i Aşere" gibi on hatve değil ve tarîk-ı cehriye gibi "Nüfus-u Seb'a" yedi mertebeye atılan adımlar değil, belki "Dört Hatve"den ibarettir. Tarîkattan ziyade hakikattır, şeriattır. Yanlış anlaşılmasın: Acz ve fakr ve kusurunu, Cenâb-ı Hakk'a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir. Şu kısa tarîkın evrâdı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebâiri terketmektir. Ve bilhassa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.”

Evet,  risale-i nur hareketi bir tarikat hareketidir. Ve bir irşad dairesidir. Ve bir mürşidi vardır.

    Risale-i Nur hareketi bir terbiye ha­reketi olduğuna göre elbette bu terbiye hareketin­de terbiyecilerin olması zaruri olur. Muallimsiz bir eser, hatta Allah'ın kelâmı olan Kur’an-ı Azimü-ş-Şân dahi olsa, tesirsiz bir sözden iba­ret kalır. Onun için âlemde nübüvvet haki­ka­ti zaruri olmuştur. Risale-i Nur hareketi, bir irşad hareketi olduğu için mürşid elbette zaruridir. Mürşidsiz irşad elbette mümkün değildir. İsterse bu zat, Hz. Bediüzzaman gibi bir harika-i fıtrat ve 14. asır denilen fitne-i  ahirzaman’ın ıslah edici vazifelisi olsun. Onun da bir mürşide ihtiyacı olmak zaruridir. Üstad Bediüzzaman da kendisinin bir mürşidi olduğunu Emirdağ lahikası 1. cilt sh:63 te şu şekilde izah etmiştir.

"... Zaten ÜVEYSÎ bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi "Gavs-ı Azamdan (K.S) ve Zeynelâbidîn (R.A) ve Hasan Hüseyin (R.A.) vasıta­sıyla İmam-ı Ali'den" (R.A.) almışım. Onun için hizmet ettiğimiz daire onla­rın dairesidir.

Ayrıca üstad (r.h), risale-i nur dairesindeki mürşid hakikatini 28. lem’a “bir düstur” meselesinde şöyle izah etmiştir;

“..daireye girmeden evvel bulduğu şeyhi, her fert o şeyhini, mürşidini, dairede dahi muhafaza edebilir. Fakat şeyhi olmayan, daireye girdikten sonra ancak daire içinde mürşid arayabilir. Hem risale-i nur’un velayet-i Kübra olan sırr-ı veraset-i nübüvvet feyzini veren ders-i hakaik dairesindeki ilmi hakikat dahi daire haricindeki tarikatlara ihtiyaç bırakmaz. Meğer tarikatı yanlış anlayıp güzel rüyalar, hayaller, nurlara ve zevklere mübtela ve ahiret faziletinden ayrı olan dünyevi ve hevesi zevkleri arzulayan ve merciiyyet makamını isteyen nefisperestler ola..”

Ayrıca yine işaret-ül icaz’da ibadetin hakikati meselesini anlatırken mürşid hakikatini ve hayat-ı içtimaiyede ferdlerin ona ihtiyaçlarını beyan etmektedir.

« Dördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden içtinab etmek sayesinde bir ferd, heyet-i içtimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alâkadar olur. Bilhassa ahkâm-ı diniye ve mesalih-i umumiye hususunda bir ferd, bir nevi hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar, haysiyetler, irşadlar, tâlimler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer o emri imtisal, nevahîden içtinab eden o şahıs olmasa; o vazifeler tamamen pâyimal olur. »

Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2019, 00:16
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmed Tarık
Mehmed Tarık - 2 yıl Önce

Üstad Hz, bu tarikin ayetlerle izahını koca Risale-i Nur külliyatında 26. Söz yani Kader Risalesinde önce Kadere imanı anlatıp arkasına kurduğu Aczmendi Tarikini Zeyl olarak Hatime olarak ekliyor..
Acib değil mi

SIRADAKİ HABER