TAMİRE BENZEYEN TAHRİPÇİLİK...

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Adamlar mutlak müçtehid mertebesinde allamelerle boy ölçüşüyor, hatta onları sollamışlar.. Sahih hadis kaynaklarına reddiye yapanlar var, ama bazıları çok kısa sürede anlatılacak bir meseleyi bile mönitöre bakmadan anlatacak kadar olsun bir ifade gücüne sahip değiller...

İlahiyat hocalarının tamamında böyle haddini aşmalar mevcut olduğunu söylemiyoruz.. ama maalesef bu fabrikanın çıkardığı mamulatın ekseriyeti böyle.. Zaten bu okulların açılış maksadı; itikadı, ameli bozuk had bilmezler yetiştirip biçare ümmeti yoldan, baştan çıkarmaktır...

Ne hakkın ve ne hakikatın hatırı kalmış, din alimi ahlaksızlığa, anarşistliğe kapı aralıyor gibi insanları lakaytlığa alıştıracak beyanatlarda bulunmaktan kaçınmalıdır...

Safi zihinleri bulandırmamak için ayrıntılı bir şekilde onların misk-ü anber diye yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları batıl çamurları ve kendileri düştükleri ve ümmetin biçare fertlerini de davet ettikleri çukurları tarif etmeye elbette kalkışmayacağız. Bu münasebetle çok faydalı olduğunu düşündüğümüz ve "Bu mektub gayet ehemmiyetlidir" kaydıyla Kastamonu lahikasında yer alan bir kısmı aynen buraya alıyoruz:

"Bugünlerde Kur'an-ı Hakîm'in nazarında imandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.

Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def'-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.

Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.

Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlasla muvaffakıyeti pek azdır. Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.

Hem takva içinde bir nevi amel-i sâlih var. Çünki bir haramın terki vâcibdir. Bir vâcibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.

Takva, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vâcib işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta niyetiyle, takva nâmıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla, menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a'mal-i sâlihadır.

Risale-i Nur şakirdlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir.

Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüz amel-i sâlih işlemiş hükmündedir.

Malûmdur ki; bir adamın bir günde harab ettiği bir sarayı, yirmi adam yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken; şimdi binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek hârikadır.

Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu'cizevari muvaffakıyet ve fütuhat görülecekti.

Ezcümle: Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış. Bazı yerlerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar ve peder ve vâlideler hakkında dehşetli neticeler veriyor.

Cenab-ı Hakk'a şükür ki; Risale-i Nur bu müdhiş tahribata karşı, girdiği yerlerde mukavemet ediyor, tamir ediyor.

Sedd-i Zülkarneyn'in tahribiyle, Ye'cüc ve Me'cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur'anînin tezelzülüyle Ye'cüc ve Me'cüc'den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.

Risale-i Nur'un şakirdleri, böyle bir hâdisede manevî mücahedeleri, inşâallah zaman-ı Sahabedeki gibi az amelle, pek çok büyük sevab ve a'mal-i sâlihaya medar olur. (Kastamonu Lahikası)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahim Çağan
Abdurrahim Çağan - 3 hafta Önce

Allah cc razı olsun