YANGININ AYDINLATTIĞI GERÇEK – ERMENİSTAN TÜRKİYE’YE SAVAŞ AÇTI -2-

2- De Facto (Defakto) Devlet

Latince ama birçok sahada kullanılan bir kelime “defakto”. Uzun felsefik izahlara ve etimolojik geyiklere girmeden izah edelim.

Bir hakikate ve gerçeğe dayanmadığı halde var olan fiili durum. Daha net ifade ile “olmaması gerektiği halde olan” her şey. Misal “defakto evlilik”. Yani evliliğin hakikati ve temeli olan nikâh akdine dayanmadığı halde “bir arada olup evlilikte yaşanan her şeyi yapan birliktelikler”. Eskiden ünlülerde olan, şimdi ünlü-ünsüz birçok ahlaksızın yaşadığı beraberlikler bu nevidendir. Batılı tasvir etmemek için kısa keselim. Anlayan anladı.

Defakto evlilikler gibi ““defakto devlet”lere” temas edeceğiz biraz. “Defakto devlet”ler özellikle yirminci yüzyılın iki büyük vahşet harbinin sonunda ortaya çıkan devletlerdir. Mesela 2. Dünya harbinden sonra kurulan “Doğu Almanya” gibi. İşlevini tamamladıktan sonra yıkılıp gitti. Yine mesela “Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs” devletleri. Biri Yunanistan’ın, diğeri Türkiye’nin kurduğu iki devlet. Aslında Güney Kıbrıs devleti kendisi de “defakto devlet” olan Yunanistan’ın yavrusu gibi görünse de onun da banileri Yunanistan’ın arkasında olan güçler.

İsrail ve Ermenistan! İki baş belası ““defakto devlet”tir”. Yani tabii ve fıtri değil “kurdurulmuş” devlettir. Kökü, temeli ve devlet olmaya yetecek hiçbir müktesebatı yoktur.

Türkiye de öyledir. Osmanlı Devletinin her şeyi ile verdiği “Kurtuluş Savaşı” sahada kazanılsa da, İngiliz’in marifeti ile Lozan’da masada kaybedilmiş ve İngiliz uşakları eliyle ““defakto devlet”” olarak kurulmuştur.

İsmi bile onlar tarafından belirlenmiş ve “defakto” oluşunun gereği olarak “Kemalizm” denen uyduruk bir rejim ihdas edilmiş ve bu uyduruk rejim eliyle bir daha asıl kodlarına dönmemesi için ardı sıra yapılan ve adına inkılaplar denilen icraatlarla fıtrî ve tabiî bütün yapısı bozulmuş, tahrip edilmiştir. Osmanlının merkezinde durum bu olduğu gibi yenildiği ve çekildiği devasa coğrafya üzerinde kurulan bütün devletler de gerçekte “defakto devlet” statüsündedir.

O kadar sahte ve o kadar “defakto”dur ki temelsiz yapı görüntüsünden kurtulmak için Kemalizm marifetiyle ikame edilen “Türk milliyetçiliği” her türlü batılılaşma, uşaklaşmaya maske ve kılıf yapılmış ve asıl milliyetimiz ve referansımız olan İslam’a da “Arap düşmanlığı” adı ile savaş açılmıştır. Yani batılılaşma Türkçülük adı altında, dinsizleşme “Arap düşmanlığı” adı altında uygulanmıştır.

Türkiye bu güne kadar bilsin bilmesin 11 İngiliz valisi ve öteki İngiliz teferruatı yapılar ile hep bu strateji üzere yönetilmiştir.

2003 ten bu yana durum, bu defakto yapıdan “olması gereken” fıtrî mecrasına doğru dönmüştür ve artık o mecrada ilerlemektedir. Bu dönüşün ise tam başladığı noktayı tespit etmek gerekirse o nokta tam olarak 28 Aralık 1417 hicrî tarihtir. Bunun için 1417 başlıklı makalemize bakılabilir. Şimdilik bu nokta tespitiyle iktifa edip devam edelim.

Türkiye bu işaret ettiğimiz tarihten sonra girdiği “gerçek devlet” olma süreci içinde günümüze nisbetle tedricî, tarihe nisbetle hızlı bir şekilde aslî kodlarına dönmektedir. Bu aslına ve gerçek misyonuna dönüşün alameti olarak Ayasofya Camisinin açılışı en açık rumuzdur ve bunun ilan edilmesidir.

Tabi fiilen yapılan bu hürriyet ve devlet ilanının arka planında, askerî ve savunma sanayisinde millileşmesi ve Batı bağımlılığından kurtulması yatmaktadır. Tarım ve gıda yönünden dışarıya olan “tohum bağlılığından” kurtulup kendi tohumunu üretmesi, sağlık yönünden yabancı menşeli aşı ve ilaçlardan vazgeçip ilaç ve aşılarında da bağımlılıktan kurtulması bu arka planın tamamlayıcı unsurlarındandır. Ama tam bağımsızlığın rejim planında yapılması işin bitirici ve çatı kısmıdır. O çatı ise aile ve eğitimdir. Aile ve eğitim sahasındaki kendi değerlerine dönüş içeride bu defakto durumdan tamamen kurtuluşu sağlayacaktır. Gerisi sadece adını koymaktan ibaret olacaktır.

Türkiye’nin defakto durumu da defaktodur. Yani Türkiye devlet olarak gerçek dinamiklere ve temellere sahip olduğu için istese de istemese de bu "defakto" durumda kalamaz.

Biraz daha açalım. Türkiye defakto yapıdan kurtuluşun tabii seyri olarak iki ana dinamiğini aktif hale getirdi. Birinci dinamiği ve gücü olan İslam ile Ortadoğu ve İslam coğrafyasının bütününe elini uzatırken; ikinci dinamiği olan Türklük ile Kafkasya başta olarak Asya’daki Türk coğrafyasına elini uzattı. Bu, dünyada üçüncü blokun oluşması demekti.

Kendi kaynaklarına ve kodlarına yönelen yani her alanda bağımsızlaşan ve büyüyen bu üçüncü blokun oluşması, köhnemiş iki eski bloku yani Amerika ve Rusya’yı harekete geçirdi ve tam anlamıyla Türkiye’de bir “SELDON KRİZİ” oluştu.

İşte bu sebeple tam bu noktada komşumuz olan diğer “defakto devlet”ler harekete geçirilmiş kimi doğrudan kimi de dolaylı olarak saldırıya başlamıştır.

Akdeniz’de bu saldırı Avrupa’nın defakto finosu Yunanistan ile doğrudan yapılırken Kuzeyde daha doğrusu kuzeydoğuda Rusya’nın defakto finosu Ermenistan ile dolaylı yoldan yapılmaktadır.

Doğu Blokunun merkezinde olan Rusya, defakto köpeği Ermenistan’ı önce Türkiye’nin Azerbaycan’dan gelen enerji güzergâhının şahdamarı olan Tovuz’a saldırttı. Bu saldırı Rusya’nın kuzeyde bize çektiği ilk elense idi. Türkiye bunun arkasından gelecek hamleyi gördü ve Azerbaycan’da gerekli bütün hazırlığını yaptı. Bu hazırlık Türkiye ile bütün Türk coğrafyasının fiziki irtibatını kesen Ermenistan koridorunun ortadan kaldırılması üzerine idi.

Bunun ilk adımı olarak Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan işgalinden kurtarılıp iyice tahkim edilmesi, ikinci adımı olarak ise Nahcivan ile Azerbaycan arasını İran sınırına kadar bölen Ermenistan parçasını kesip, Türk coğrafyası, Kafkasya ve Hazar arasındaki fiziki engeli ortadan kaldırmak olacaktı.

Ermenistan’ın 27 Eylülde sivil alanlara yaptığı saldırı gerekli olan bahaneyi Azerbaycan’a sağladı. Böylece Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılma süreci de hızlı olarak başladı ve şu an itibarı ile yarıya yakını kurtarıldı.

Yeni bağımsız Türkiye’nin başına maalesef Defakto Türkiye’nin Kemalist icraatları bela olmaya başladı. İşte “SELDON KRİZİ” dememizin tam olarak sebebi budur. Küresel yapının oluşturduğu iki dev blokun dış tehlike olarak karşımıza çıkması yeniden varolma ve bağımsızlığı kazanmanın karşısında tek engel olması yeterli değildi. Bunun içteki ayağı olarak içte de bir engel lazımdı.

İşte o engel İngiliz’in kurduğu Defakto Türkiye’nin rejimi olan Kemalizm’in ta kendisi idi. Lozan’ı bize dayatan İngiliz’in arka planda kalarak yaptırdığı inkılaplardan özellikle “Soyadı İnkılabı” Türkler ve Kürtler içinde görünmez hale gelen Ermeniler ve Yahudiler misyonlarını yerine getirmeye başladılar.

“Soyadı İnkılabı” ile görünmez hale getirilen Yahudiler özellikle “Kemalist Rejimin” kurucuları ve icra unsurları olarak devletin kılcal damarlarına kadar sızmış ve sirayet etmişken, bunun yanısıra diğer kaynakları olan Ermeniler de tekrar aktive edildi.

Cumhuriyet öncesinde milis çeteleri ile Müslümanlar üzerinde katliamlar yapan Ermeniler, Cumhuriyet sonrasında tamamen gizli hale geldiklerinden Kemalizm’in “Yurtta sulh, cihanda sulh” doktrini ile “hasta adam” olmanın ötesinde “felçli adam” haline getirilen yeni devlette 60 lı yıllardan 80 li yıllara kadar “ASALA örgütü” ile cinayetlerine devam etti. 80 li yıllardan günümüze kadar da Kürt görünümlü PKK ve türevleri ile devam ediyor. Her Kürt ve her Türk aileden en az bir ölü çıkarmak stratejisi ile Anadolu’nun gerçek sahibi olan iki ana unsurun Malazgirt öncesinden başlayan birlik ve beraberliğini parçalayıp aralarına “kan davası” soktu.

Buraya kadar anlattığımız işin yaşanmış kısmı. Ama tam şu kritik dönemde yani Küresel güçlerin eski blokları karşısında varlık ve bağımsızlık mücadelesi verdiğimiz anda PKK ve türevleri artık Kürt maskesi gizlenme zahmetine de girmeden asıl vatanlarının savunması için Karabağ’da Ermeni ordusunun yönetiminin başına geçip işgali devam ettirmeye çalışıyorlar. Ermeni ordusunun yenilmeye yüz tutması ile Ermenistan dünyayı Türkiye’ye karşı ayaklandırmaya çalışırken “savaşın en kirlisi” olan “kundakçılık” ile Hatay’ı ve eş zamanlı olarak 12 bölgeyi ateşe verdiler.

Ateşe vermekle yetinmeyip Türkiyenin içindeki bütün kendini gizlenmiş yapıları da devreye soktular. Bu durum aslında içimizde yuvalanmış Ermenilerin deşifre edilmesi için tarihi bir fırsattır. Hükumet "nüfus kayıtlarının" 200 yıllık kısmını erişilebilir hale getirmekle Kemalizmin sakladığı bu iç düşmanların üzerindeki koruyuyucu ve gizleyici örtüyü kısmen kaldırmayı başlattı. Şimdi gizli ve kripto kişiler ve yapılar Karabağ konusundaki tavırları ile kendilerini deşifre ediyorlar. CHP, HDP, İP işin siyasi tarafı. Türk milliyetçiliğini dejenere eden "Atatürk milliyetçileri", Kürtler içindeki "Bölücü Kürt milliyetçileri" hep bu kripto yapılardır. O sebeple dikkat ederseniz bu cenahtan bu insanlık dışı canavarca eylemlere karşı çıkmak bir yana ya açığa vurarak veya "susarak" doğrudan destek vermektedirler. 

Bu “defakto devlet” Ermenistan’ın Bağımsız Türkiye’ye açtığı savaştan başka bir şey değildir.

Şimdi ne olacak?

Olan gerçek “Kurtuluş savaşımız”. Ama artık bağımsızlığımız için olmazsa olmaz tek şart “Defakto Türkiye”nin rejimi olan “Kemalizm”den kurtulmaktır.

Kemalizm var olduğu sürece bağımsız ve güçlü Türkiye mümkün değildir.

Bu artık “var olma” ve “beka sorunu”dur.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmed Bayazidi
Ahmed Bayazidi - 1 ay Önce

MaşeAllah barekeAllah demekten başka birşey dökülmez bu yazıya.. Yazarların özeli ve yazıların güzeli ışte budur!!!

Ahmet Sarıhan
Ahmet Sarıhan - 1 ay Önce

Bu asrın yazıları arasında faydalanmaya devam etmek kaydıyla arşiv edilmeli..

Metin
Metin - 1 ay Önce

EyvAllah abi, birbirinden bağımsız gibi görünen hadiselerin, aynı motifin bir parçarsı olduğunu fark etmemize vesile oldu.

m.yusuf
m.yusuf - 1 ay Önce

Bir solukta okunan nokta tespitlerle dolu bir yazı.Allah razı olsun