İslamla tanışıp dünya tarihini değiştiren Türk Sultan!

İlk Müslüman Türk Devleti’nin kurucusu Satuk Buğra Han'ın hikayesi, İslamla tarihi değiştiren sultanın hikayesi:

İslamla tanışıp dünya tarihini değiştiren Türk Sultan!

İlk Müslüman Türk Devleti’nin kurucu Han’ı olan Abdulkerim Satuk Buğra Han'ın hayatını ele aldığı yazısında günümüzde Arap ülkelerinin Müslümanlara karşı yapılan zalimliklere karşı tavrını çarpıcı bir şekilde değerlendirdi.

İşte Mürsel Gündoğdu'nun 'Bozkırda Ezan Sesleri' başlıklı o yazısı; 

Bizler ezan sesinin insan ruhunda bıraktığı derin tesirlere dair yaşanmış örnek olayları dinleyerek büyüdük. Gerçekten de duyduğu ezan sesinden etkilenerek İslam’ı araştıran ve bunun neticesinde gönlünü bu dine açarak Müslüman olan insanların sayısı bir hayli fazladır.

Bugün bizim izini süreceğimiz mesele yine ezanla ilgili ama bu öyle bir ezan ki onun tesiri biricik insanı da aşıp bütün dünya tarihinin yönünü, gidişatını ve kaderini değiştirecek kadar kapsamlı. 

Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın Kabri

Bu noktada temel soru şu;

Bozkırda yankılanan bir ezan sesi dünya tarihinin akışını değiştirebilir mi?

Bu suale olumlu ya da olumsuz cevap vermek isteyenlerin önünde tek bir çıkar yol vardır. O da bozkırın sesini dinlemek, onun söylediklerine kulak kabartmak ve bozkır bilgeliğine dair uzun uzun tefekkür etmektir. Bozkır bilgeliğinin derin izlerini sürmeden, ıssız bucaksız düzlüklerinde at koşturmadan, sarp vadilerinde dolaşmadan, geçmişten gelip geleceğe giden coşkun nehirleriyle dertleşmeden, aşılmaz dağlarının yankılarında dile gelen sırların şifrelerini çözmeden ve nihayet bozkırın yanık bağrında bir eşref vaktinde okunan Ezan-ı Muhammedi’nin zamanın ruhunu nasıl mayaladığını müşahede etmeden dünya tarihinin akışını hakkıyla anlamak da mümkün değildir.

Bozkırlar, toprağın saf buğusunu içinde barındıran kır çiçeklerinin ana vatanı olmanın yanında dünya tarihine yön veren bütün olayların binlerce yıllık gizli tanıklıklarıdır.  

Bu yüzden bozkırlar, asırlardır esen seher meltemlerinin, var olduğundan beri insanı ısıtıp ışıtmakta olan güneşin, geceleri gökte konaklar kurup dünyayı gözetleyen ay ile yıldızların bütün sırlarına vakıftır. Bozkırı düşünmek, bütün bu sırlarla yüzleşmeyi göze almak demektir. Mesela bozkırda güneşin doğuşunu tefekkür etmek, dünya yaratılalı beri gizlileri aşikâr kılan güneşin gözleriyle görüp gönlüyle sırladığı hakikatlere bağrımızı açma cesareti göstermek demektir. Yine bozkırın gecelerini düşünmek, insanlık tarihinin düşlerine ve umutlarına tanıklık eden ay ve yıldızların asırlardır heybelerinde taşıdıkları derin sırlarla tanışmayı göze almak demektir. Aynı şekilde bozkırda boylu boyunca akan bir nehrin kenarında oturup onu seyre dalmak, geçmişten geleceğe akıp duran insanlık tarihinin hüzün ve sevinç naralarını bütün ayrıntılarıyla dinlemeyi kabullenebilmek demektir. Yine bozkırda açan bir çiçeği koklamak, bu düzlüklerde yaşanmış binlerce aşkın bir hançer gibi gönle saplanan izdüşümleriyle karşılaşmaya ve onlarla yüzleşmeye hazır olmak demektir.

Ve nihayet bozkırda yanık bir ezan sesi duymak, ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar’ın kurucusu Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın İslam’la biliş ve tanış olması ile onun kutlu yüreğini göklere kanatlandıran yüce sırlara vakıf olabilmenin yollarına doludizgin revan olmak demektir.

Bütün bunları bildiğimiz zaman hem yukarıda sorduğumuz sual cevabını bulacak hem de bozkırda yankılanan bir ezanın sadece bir kişinin, bir toplumun, bir devletin değil aynı zamanda bütün dünya tarihinin kaderini nasıl değiştirdiğine şahit olacağız. Bu ezan Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın yüreğini İslam’la tanış kılarak Türklere bu kutlu dinin kapılarını ardına kadar açmanın yanında İlk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar’ın tarih sahnesine çıkışını da müjdelemiştir. Nitekim Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın bozkırın orta yerinde dinlediği bu ezandan sonra dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Bu olayın ardından insanlık tarihi Müslüman Türklerin i’la-yi kelimetullah için bozkırın bağrında sergilediği olağanüstü kahramanlıklarla tanışmak ve bozkır bilgeliğinin emzirdiği bu kutlu milletin dört kıtada sergilediği yiğitlik, cesaret ve ferasetiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Dokuzuncu yüzyılın sonlarında doğan Satuk, Karahanlı Hükümdarı Bezir Arslan Han’ın oğludur.

Onun doğduğu yıllarda babası Bezir Arslan Han Balasagun’da, bazı Türk boylarının Karahanlı topraklarına göç etmesinin süregelen etkileriyle ve ülkede boylar arasında yurt tutmak için girişilen iç kavgalarla uğraşıyordu. Komşu Samaniler ülkesinde İslam’ın Türk yurtlarına yayılmasını temin edebilmek amacıyla sınır boylarına birbiri ardınca ribatlar inşa ediliyordu. Bezir Arslan Han’ın Talas’da bulunan kardeşi Kadir Han Oğulçak ise ülkenin batısından sorumlu hanedan mensubu olarak Samani devletiyle ilişkileri düzenliyordu. O sıralar Samani Emiri İsmail b. Ahmed ile savaşa tutuşan Kadir Han Oğulçak, yenilgiye uğrayıp Kaşgar tarafına çekilmişti. Samanilerle yaşadığı bu sıkıntılı dönemde elini güçlendiren önemli bir gelişme yaşandı. Samani ailesine mensup Ebû Nasr b. Mansur, ülkesindeki taht kavgaları nedeniyle iltica talebinde bulundu. Kadir Han Oğulçak, Samanilerin iç meselelerinden yararlanma düşüncesiyle Ebu Nasr Samani’nin bu talebini kabul ederek kendisine Kaşgar yakınlarındaki Artuç beldesini tahsis etti.

Satuk’un babası Bezir Arslan Han 915 civarında ölünce Balasagun’da Karahanlı tahtına II. Arslan Han çıktı. Bunun üzerine Satuk, annesiyle birlikte Kaşgar’a gidip amcası Kadir Han Oğulçak’a sığınmak zorunda kaldı.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Amcası adına vergi tahsil etmek üzere Kaşgar yakınlarındaki Artuç’a gidip gelmeye başlayan Satuk burada, Satuk Buğra Han Tezkiresi’nde kuvvetli bir âlim olarak tanıtılan Ebû Nasr Samani ile tanıştı. Önce Ebû Nasr’ın inşa ettirdiği camide okunan ezan sesini duydu ve merakla dinledi Gönlü İslam’a ısındı. Sonra bu küçük ticaret şehrinin çimenlerinde saf tutup namaz kılanları gördü. Bütün bunları merak edip anlamlarını öğrenmek istedi. İslam hakkında ilk bilgileri Ebû Nasr Samani’den aldı. Onunla yaptığı sohbetler, ruhuna derin tesirler bırakmakla kalmadı aynı zamanda göğsünü İslam’a açarak din olarak Müslümanlığı seçmesine vesile oldu. Kaynaklarda anlatıldığına göre bir gece Satuk’un rüyasına gökten inen bir kişi girer ve ona Türkçe olarak, “Müslüman ol ki dünya ve ahirette esenlik bulasın” der. Bunun üzerine Satuk, sabah olunca İslam’ı kabul ederek Müslüman olur.

Satuk’un Müslüman olması Türk-İslâm tarihinde bir dönüm noktası olmanın yanında dünya tarihi için de yeni bir milattır.

Satuk Müslüman olduktan sonra amcasının şerrinden korktuğu için hanedan mensuplarını gizlice İslam’a davet eder. İslam’ın Karahanlılar’ın batı bölgesinde yayılması için çalışır. Bu amaçla Müslüman olmayan Türklerle uzun süren mücadelelere girişir. Nihayetinde Satuk, Fergana gazilerinin ve kendisi gibi İslam’ı seçen hanedan mensuplarının desteğiyle Tabgaç Balık ile Atbaşı’nı hemen ardından da Kâşgar’ı ele geçirmeyi başarır. Böylece amcasını bertaraf ederek sekizinci yüzyılın ilk yarısından itibaren Kaşgar’ın batısında Fergana ve çevresindeki Göktürkler’in vârisleri tarafından kullanılan Buğra Han unvanını alır.

Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın en büyük ideali, birbirleriyle mücadele halinde olan Türk boylarını tek bir çatı altında toplamayı başarmaktı.

Türk tarihinin bizlere gösterdiği çok büyük hakikatler vardır ki onların en önemlisi Müslüman olup yüreğini tevhit mührünün hükmüne teslim eden Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ilk idealinde dile gelmiştir: “Çağa güçlü bir şekilde yürüyüp büyük başarılara imza atabilmenin tek bir yolu vardır. O da içerdeki kardeş kavgalarına nihayet verip dağınık Türk boylarının tek bir ideal etrafında birleşmesidir.” İşte o demlerde Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın rüyalarını bu kutlu ideal süslüyordu. Onun en büyük hedefi buydu. Bu gayeye ulaşmak için ustaca planlar yaptı. Önüne hedefler koydu. Önce komşusu olan Samanilerle birtakım siyasi ittifaklar kurmanın yollarını aradı ve buldu. Ardından Hoten ve Isık Göl’ün doğu kıyısında Müslüman olmayan unsurlarla mücadeleye girişti. Kara Hakan unvanını kullanarak Balasagun’daki merkezi iktidarı ele geçirmeye çalıştı.

Abdulkerim Satuk Buğra Han bu hedeflerin önemli bir kısmını gerçekleştirerek 955 yılında gönül huzuru içinde hayata gözlerini yumdu. İslam’la tanışmasına vesile olan ezanı ilk duyduğu yer olan Artuç’a defnedildi. Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın kabri hâlâ ziyaretgâh olarak gönül dostlarını ağırlamaktadır.

Abdulkerim Satuk Buğra Han, Müslüman Türk dünyası için ölümsüz mesajlar bırakarak ayrıldı bu dünyadan.

İlk Müslüman Türk Devleti’nin kurucu Han’ı olan Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın Türk boylarının dağınık olmaması ve birbirleriyle didişmemesi gerektiği ile cümle Türk boylarının ortak bir ideal etrafında birleşmesi tefekkürü, kendisinden sonra Selçuklu’nun ana kuruluş felsefesini oluşturmuştur. Bu ideale sarılıp çağa yürüyen Selçuklular, devasa bir cihan imparatorluğu kurarak çift başlı kartaldan oluşan Türk-İslam bayrağını dünyanın yetim, mazlum ve kimsesiz bozkırları üzerinde hakla, adaletle ve gururla dalgalandırmışlardır.

Selçuklu’nun ardından Osmanlı da aynı ideal etrafında kenetlenerek bir cihan imparatorluğu oldu.

Bütün bunlar bozkırın bilgeliğinden beslenen kutlu bir milletin nasıl şahlandığının ve dünya tarihinin akışını değiştirdiğinin en açık kanıtlarıdır. Bu öyle bir bilgelik ki her dönemde gücü değil hakkı temsil etmiştir. Bütün benliğiyle zalimin karşısına dikilmiş, mazlumun yanında yer almıştır. Bir gül incinmesin ve bir gönül kırılmasın diye dört kıtada dünyanın bozkırlarını nal sesleriyle çınlatmış, denizleri kürekçilerinin Allah Allah nidalarıyla nakışlamıştır. 

Bozkırın bilge sesi yüreklerimizden ıraklaştıkça dünyanın dengesi değişti ve bozkırda kır çiçekleri değil yakıp yok edici bombalar patlamaya başladı.

Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın kanı ve canı pahasına İslamlaştırıp bizlere teslim ettiği güzel toprakları ve orada yaşayan canlarımızı layıkıyla koruyamadık. Onun gözünün nuru olan emanetine sahip çıkamadık. Gök bayrağımızı onun ve gönüldeşlerinin hatıralarının süslediği semalarda özgürce dalgalandıramadık. Mao’nun adamları onun sulayarak yeşerttiği bu vadide filizlenen maddi ve manevi ekinlerimizi talan etmeye devam ediyorlar. Onun bu kutlu emanetine niçin sahip çıkamadığımızın hesabını ona acaba nasıl vereceğiz?

Osmanlı’nın barış ve kardeşlik içinde yeşerttiği ve yaşattığı coğrafyalar bugün kan, gözyaşı ve zulüm altında inliyor.

Mübarek Ramazan ayında ve ibadet günlerinde İsrail polisinin İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya yönelik çirkin saldırıları hepimizin yüreğini kanatmaya devam ediyor. Dünyanın gözü önünde Müslümanların kutsalları şiddetle, hiddetle ve kalleşçe çiğneniyor. Ne de olsa karşılarında bu zulme dur diyecek bir güç yok. Zaten Arap dünyasının kabilecilik ve bencillik batağında debelenen yöneticilerinin eskiden beri böyle bir dertleri olmadı. Dünya şimdi bozkırın bağrında duyduğu bir ezan sesiyle dünyanın akışını değiştiren Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın torunlarının İslam bayrağını cesaretle, kahramanca ve basiretle dalgalandıracağı aydınlık günlere hasret çekiyor. Eminim ki çok kısa bir zaman içinde onlar bozkırın bilgeliğini yeniden kuşanacaklar ve dünyadaki zulüm ile adaletsizliklere dün olduğu gibi bugün de dur diyecekler.

Bozkır bilgeliği deyip geçmeyin. Zira her zaman en nadide çiçekler bozkırın bağrında açmıştır.

Kalın sağlıcakla efendim.

haber7

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER